******************************************************************************************************************************************
Bu Sitedeki Tüm Yazılar Ücretsizdir. Sadece Sizden İstediğimiz "Allah Bu Siteyi Hazırlayandan Razı Olsun" Amin... Demenizdir.
************************************************************************************************************************************ www.odeveson.blogspot.com adresindeki yazı ve makalelerin Kaynak göstermeksizin Tamamı veya Bir Kısmının KOPYALANMASI YASAKTIR.
19 Ocak 2009 Pazartesi Gönderen admin 0 yorum
YURDUMUZUN NÜFUSU

******* a. Genel nüfus sayımları ve yararları
******* Yurdumuzun nüfusunu belirlemek amacı ile belli aralıklarla nüfus sayımları yapılmaktadır. Çünkü bir ülkeyi yaşatan, koruyan ve yücelten en önemli unsur, insandır. Ülkelerin ekonomilerinin gelişmesinde yalnız doğal zenginliklerin bulunması yeterli değildir. Bunları işletecek insanın varlığı da çok önemlidir. Ülkelerin askeri ve siyasi gücü de insan unsuruna bağlıdır. Bu bakımdan bir ülkede yaşayan insan sayısının bilinmesi gerekir. Bu amaçla dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, yurdumuzda da belirli aralıklarla nüfus sayımlan yapılmaktadır.

******* Yurdumuzda, düzenli nüfus sayımlan cumhuriyetin ilanından sonra yapılmaya başlanmıştır. Bunlardan ilki 1927'de, ikincisi 1935'te yapılmıştır. Bu sayımlar, 1990 yılına kadar her beş yılda bir tekrarlanmıştır. 1990 yılından sonra nüfus sayımlarının on yılda bir yapılması kararı alınmıştır. Ancak ülke ihtiyaçları nedeniyle 30 Kasım 1997'de bir nüfus sayımı daha yapılmıştır. Bu sayım, bundan önce yapılan nüfus sayımlarından farklı bir özellik taşımaktadır. Bu sayımla yalnızca ülkedeki insan sayısı belirlenmek istenmiştir. Bundan sonraki nüfus sayımları, daha önceden planlanmış olduğu gibi on yılda bir yapılacaktır. Ülkemizde en son yapılan genel nüfus sayımı 2000 yılında gerçekleşmiştir.

******* Genel nüfus sayımları ile ülkemizde yaşayan insan sayısı belirlenir. Ayrıca, bu sayımlarla ülkemizin nüfus yoğunluğu, nüfusumuzun yaş ve cinsiyet durumu, okuryazar olanlarla olmayanlar tespit edilir. Nüfusun öğrenim durumu, çalışanlarla çalışmayanların sayısı, medeni durumları ve daha birçok özelliği de bu sayımlarla ortaya çıkar.

******* Yurdumuzda yapılan nüfus sayım sonuçlarına dayanarak devlet, gerekli gördüğü konularda önlemler alır. Halkın sağlık, iş, eğitim, beslenme, konut vb. alanlardaki gereksinimlerini, bu sayımlardan çıkan sonuçlara göre belirler ve gidermeye çalışır.

******* Nüfus sayımlan, yurdumuzun her yerinde aynı günde yapılır. Sayımın sağlıklı yapılabilmesi için o gün sokağa çıkma yasağı uygulanır. Sayım memurunun her ev halkı için doldurduğu belgeler, sayım bürolarında toplanır. Bütün illerden alınan bilgiler, Ankara'da Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE)'nde değerlendirilir.
******* b. Yurdumuzda nüfusun genel dağılışı
******* Nüfusumuz ülkemizin her yerine eşit dağılmamıştır. Bazı yerler çok kalabalık, bazı yerler tenhadır. Ekime, dikime, yerleşmeye ve ulaşıma elverişli alanlar, nüfusun yoğunlaştığı yerlerdir. Ayrıca madenciliğin, sanayinin ve ticaretin geliştiği yerler ile kıyılarımızın bazı kesimleri de nüfusun yoğun olduğu alanlardır

Türkiye'de Nüfus Yoğunluğu Haritası
******* Buna karşılık yerleşmeye ve tarıma elverişli olmayan dağlık alanlar, yurdumuzun seyrek nüfuslu yerleridir. Bundan başka, denizin ılıtıcı etkisinden uzakta kalan ve yeterli yağış alamayan yerler de yurdumuzun seyrek nüfuslu alanlarını oluşturur. Buralarda kış mevsimi uzun ve şiddetli geçmekte, buna bağlı olarak üründe çeşitlilik ve verim azalmaktadır.

******* Yurdumuzda nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu yerler, Marmara Bölgesi'ndedir. Bunun başlıca nedenleri; başta sanayi olmak üzere, bölgenin ulaşım, ticaret ve hizmet sektörleri ile tarım üretiminde büyük gelişme göstermesidir.

******* Ege Bölgesi'nde kıyı ovaları ve akarsular boyunca içeriye doğru uzanan çukur alanlarda da nüfus yoğundur. Buna karşılık bölgenin iç kesimlerindeki dağlık yerler seyrek nüfusludur.

******* Akdeniz Bölgesi'nde nüfusun yoğunlaştığı yerler, daha çok kıyı kesimindeki ovalardır. Çukurova bunların en önemlisidir. Kıyı kesiminden sonra bölgeyi baştan başa kaplayan Toros dağlan, iç kesimlerde nüfusun tenha olmasına yol açmıştır. Toroslar, tarıma, yerleşmeye ve ulaşıma elverişli değildir.

******* Karadeniz Bölgesi'nde nüfus dağılışı oldukça düzensizdir. Bölgenin kıyı şeridi, özellikle doğu kesimi, Türkiye'nin yoğun nüfuslu yerlerindendir. Bunun başlıca nedeni, tarıma elverişli toprakların kıyı şeridinde yoğunlaşmış olmasıdır. Ayrıca, her mevsim yeterli yağış alması ve elverişli iklimi de bu ovalardan bol ürün elde edilmesini sağlamıştır. Buna karşılık kıyı şeridinin hemen gerisinde uzanan dağlık kesimde nüfus seyrektir. Ancak bölgenin orta kesiminin kıyı gerisi yoğun nüfusludur. Çünkü, buradaki dağlar fazla yüksek değildir. Yeşilırmak boyunca uzanan verimli ovalar geniş yer tutar. Karadeniz Bölgesi'nin batı kesiminde tarım etkinliklerinin fazla olduğu iç ovalar ile sanayinin geliştiği kıyı kesimleri nüfus bakımından yoğun yerlerdir.

******* İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu, kuraklık nedeniyle az nüfuslanmıştır.

******* İç Anadolu'da, Konya Ovası, Tuz Gölü çevresi ile dağlık alanlar, nüfusun en tenha olduğu yerlerdir. Buna karşılık, başkent Ankara ve çevresi ile bazı büyük kentlerin (Konya, Kayseri, Eskişehir vb.) çevresi iş olanaklarının elverişli olması nedeniyle yoğun nüfusludur. Güneydoğu Anadolu'da ise nüfus daha çok ekim ve dikime elverişli alanların bulunduğu Diyarbakır Havzası, Mardin Eşiği ve dağların eteklerinde toplanmıştır.

******* Doğu Anadolu nüfus yoğunluğu az olan bölgemizdir. Yurdumuzun en geniş bölgesi olan Doğu Anadolu'da nüfus, daha çok çukur ovalarda toplanmıştır. Bölgenin, dağlık ve şiddetli karasal iklime sahip olması, bu sonucu ortaya koyan en önemli etkenlerdir.
GÖÇLER
İÇ GÖÇLER
******* İç göçler 1950 ‘den sonra Ulaşımın gelişmesi ve sanayileşme ile artış göstermiştir.

******* İç Göçün (Köyden Kente) Sebepleri:
******* 1. Hızlı nüfus artışı,
******* 2. Tarım alanlarının miras yoluyla küçük parçalara ayrılması,
******* 3. Tarımda makinalaşma ile işsizliğin oluşması (bu genelleme Karadeniz bölgesi için geçerliliğini yitirir.).
******* 4. Eğitim hizmetleri, alt yapı hizmetlerinin yetersizliği,
******* 5. Kan davaları ve terör.
******* 6. İklim ve yer şekillerinin olumsuz etkileri.
******* 7. Sağlık hizmetlerinin yetersizliği (en az etkili).
******* 8. İş imkanlarının sınırlı olması.
******* 9. Kentlerde sanayinin gelişmiş olması.

******* Köyden Kente Göçün Sonuçları:
******* 1. Nüfusun dağılışında dengesizlik olur.
******* 2. Yatırımların dağılışında dengesizlik olur.
******* 3. İşsizlik ortaya çıkar.
******* 4. Konut sıkıntısı olur. Sonuçta gecekondulaşma olur.
******* 5. Sanayi tesisleri (fabrikalar) kent içinde kalır.
******* 6. Çevre sorunları artar.
******* 7. Trafik, eğitim-sağlık problemleri olur.
******* 8. Alt yapı hizmetlerinin ***ürülmesi zorlaşır.
******* 9. Kültür çatışması olur.
******* 10. Kırsal kesimdeki yatırımlarda verimsizlik olur.

******* Köyden Kente Göçü Önlemek İçin;
******* 1. Sulamalı tarım yaygınlaştırılmalı,
******* 2. Modern tarım yöntemleri yaygınlaştırılmalı.
******* 3. Besi ve ahır hayvancılığı geliştirilmeli.
******* 4. Eğitim –sağlık hizmetleri geliştirilmeli.
******* 5. Tarıma dayalı sanayi kolları kırsal kesime kaydırılmalı
******* 6. Alt yapı hizmetleri geliştirilmeli (yol ,su, elektrik, haberleşme).

******* DIŞ GÖÇLER

******* Dış Göçlerin Sonuçları
******* 1.Ülkeler arası yapılan göçlerdir.
******* 2.Dış Göçlerin Nedenleri
******* 3.Savaşlar, baskı, zulüm, tehdit.
******* 4.Tabii afetler (Depremler, salgın hastalıklar, kıtlık gibi)
******* 5.Geçim sıkıntısı
******* 6.Sınırların değişmesi
******* 7.Uluslar arası antlaşmalarla sağlanan nüfus değişimi.

******* Dış Göçlerin Sonuçları
******* 1.Ülkeler arası ekonomik ilişkiler gelişir.
******* 2.Kültür alışverişi olur.
******* 3.Turizmin gelişmesine katkı sağlar.
******* 4.Döviz girdisi artar.
******* 5.İşsizlik kısmen azalır.
******* 6.Aileler bölünür.
******* 7.Göç alan ülkede nüfus artar.

* ***** ç. Yurdumuzda nüfus artışının nedenleri ve sonuçları
******* Nüfus artışı, sınırları belli bir alanda, belirli bir süre içerisinde insan sayısında meydana gelen artıştır. Doğumlar ve göçler nüfus artışını oluşturan en önemli etmenlerdir. Bunun dışında, bir ülkenin sınırlarını genişletmesi de nüfus artışını sağlar.

******* Doğumların ölümlerden daha fazla olması nüfus artışına neden olmaktadır. Bu şekildeki artışa, doğal nüfus artışı denilmektedir. Yurdumuzda dış göçler yoluyla da nüfus artışı söz konusudur. Ancak etkisi çok fazla değildir.

******* Yurdumuzda ilk düzenli nüfus sayımı 1927 yılında yapılmış, bu yılda nüfusumuz 13,6 milyon olarak tespit edilmiştir. 1990 yılında yapılan sayımda ise nüfusumuz 56,4 milyon olarak belirlenmiştir. En son 2000 yılında yapılan sayımda ise nüfusumuz 67 milyonu geçmiştir. Buna göre, geçen süre içerisinde nüfusumuz 4 katından fazla artmıştır. Buna dayalı olarak ülkemizdeki nüfus yoğunluğu da 18 kişiden 88 kişiye yükselmiştir.

******* Ülkemizdeki nüfus artışı, sayım dönemlerine göre farklılıklar göstermektedir. En düşük nüfus artışı 1940-1945 döneminde yaşanmıştır. Bu düşüşün nedenini, bu dönemin II. Dünya Savaşı yıllarına rastlamasıyla açıklayabiliriz. Yurdumuz bu savaşa girmemiştir. Ancak bir saldırı olasılığına karşı erkek nüfusun pek çoğu silah altına alınmış, bu durum evlenmeleri azaltmış, dolayısıyla doğum olayını yavaşlatmıştır. Ayrıca sağlık ve beslenme koşullarındaki bozulmaya paralel olarak ölümlerin artması da nüfusumuzdaki artış hızını azaltmıştır.

** **** Savaş sonrası dönemde, ülkemizdeki nüfus artış hızı yeniden yükselmiştir. Bunun nedenleri, sağlık koşullarındaki düzelme, salgın hastalıkların büyük ölçüde önlenmesi ve hayat seviyesinin yükselmesidir. Bugün ortalama nüfus artış hızımız %1,8 civarındadır.

******* Yurdumuzda nüfus artış hızının çok düşük veya çok yüksek olması, önemli sorunları da beraberinde getirmektedir. Nüfus artış hızının düşük olması; yaşlı nüfusun fazla, çalışma çağındaki nüfusun az olmasına neden olur.

******* Yurdumuzdaki nüfus artış hızının çok yüksek olması, kalkınma hızımızı düşürmekte, çalışan nüfusun yükünü de ağırlaştırmaktadır. Ayrıca işsizliği artırmakta, gelir dağılımında dengesizliğe neden olmaktadır. Doğal kaynaklarımızın da daha çabuk tükenmesine neden olan hızlı nüfus artışı, göçleri de hızlandırmaktadır. İşte bu nedenle, nüfus artış hızının dengede tutulması için yurdumuzda aile planlaması çalışmaları yapılmaktadır. Böylece herkesin bakabileceği kadar çocuk sahibi olmasına çalışılmaktadır. Buna dayalı olarak nüfusumuz, daha sağlıklı, daha iyi eğitilmiş ve daha iyi olanaklara sahip bireylerden oluşacaktır.

******* d. Yurdumuzda nüfus kaybının nedenleri ve sonuçları
******* Yurdumuzda nüfus kaybını oluşturan etmenlerin başında, ana ve bebek ölümlerinin yüksek olması, trafik kazalarının çokluğu, salgın hastalıklar ve doğal afetlerin fazlalığı ile savaş ve dış göçler gelmektedir.

******* 1990 nüfus sayım sonuçlarına göre, nüfusumuzun dörtte birini doğurgan çağdaki kadınlar, üçte birini de bebek ve çocuklar oluşturmaktadır. Sözü edilen bu iki yaş grubunun sağlık durumlarının istenilen düzeyde olmaması, ülkemizde genel sağlık sorunlarının önemli ve öncelikli konularından birini oluşturmaktadır. Özellikle kırsal kesimlerdeki kadınlarımızın doğum öncesinde ve doğumdan sonraki dönem içinde, gerekli sağlık koşullarına uymamaları, anne ölümlerinin çok olmasına neden olmaktadır. Ayrıca kırsal kesimlerde, doğumun sağlık personeli değil de bu konuda uzman olmayan kişiler tarafından gerçekleştirilmesi, ölüm olaylarını arttırmaktadır. Bu durum bazen hem anne hem de bebeğin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanmaktadır. Bunun yanında yeni doğan bebeğin özellikle hayatının ilk ayı, çok özel bir dönem olması nedeniyle yakından izlenmesi gerekmektedir. Yurdumuzda özellikle kırsal kesimlerde bebek bakımı gereği gibi yapılamadığından, bebek ölüm oranları yüksek olmaktadır.

******* Nüfus kaybının önemli etmenlerinden olan trafik kazaları da yurdumuzda son yıllarda artış göstermiştir. Bu kazalar sonucunda pek çok vatandaşımız yaşamını yitirmekte, pek çoğu sakat kalmakta ayrıca büyük maddi zararlar meydana gelmektedir. Bu kazaların oluşumunda özellikle sürücü, yaya ve yolcu olarak insan faktörünün çok büyük payı vardır. Bazı kara yollarımızın, artan trafiğe cevap verememesi de önemli bir etkendir. 2000 yılı itibariyle yurdumuzda 466 385 trafik kazası olmuş, bu kazalarda 3941 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, 115 877 vatandaşımız da yaralanmıştır.
Trafik kazalarının azaltılması, düzenli ve güvenli bir trafik ortamının sağlanması için kişilerin yol ve trafik güvenliği konularında gereği gibi eğitilmeleri gerekir.

******* Tifo, tifüs, dizanteri, kızıl, kızamık, salgın menenjit, verem, difteri, bulaşıcı sarılık, kolera vb. pek çok salgın hastalık da nüfus kaybına neden olmaktadır. Bütün bu bulaşıcı hastalıklar, insana birtakım yollarla bulaşır ve ölümlere neden olur. Bulaşıcı hastalıkların başkalarına geçmeden ortaya çıktığı anda önlenmesi ve insan kaybına neden olmaması alınacak bazı tıbbi tedbirlerle mümkündür.

******* Doğal afetlerden olan depremler, sel baskınları, çığ düşmeleri ve yer kaymaları ile yangınlar da yurdumuzda az da olsa nüfus kaybına neden olan etmenlerdendir. Türkiye deprem kuşağı üzerinde yer alan bir ülkedir. Bu nedenle yurdumuzda yer yer değişik şiddetlerde depremler olmaktadır. Gerek depremlere, gerekse diğer doğal afetlere ve yangınlara karşı yeterince önlem alındığı takdirde bunların vereceği zararı en aza indirmek mümkün olabilecektir.

******* Nüfus kaybına neden olan diğer bir etmen de savaştır. Savaşlar çeşitli nedenlerle ortaya çıkar. Çatışma sonucunda pek çok insanın yaşamını kaybetmesi, o ülkede nüfus kaybına neden olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Ulu Önder Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh." ilkesine bağlı kalarak zorunlu olmadıkça herhangi bir savaşa girmemektedir. Aynı zamanda savaşa neden olacak durumlardan kaçınmaktadır.

******* Daha çok ekonomik nedenlerle gerçekleşen dış göçler de nispeten yurdumuzdaki nüfus kaybına neden olmaktadır. Ülkemiz nüfusunun artışına paralel olarak ekonomik imkanlarımızın ve iş olanaklarının artırılması ile bu durumun geçilebilir.
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Yüksekte Havanın Soğuması « Doğa
Dünyamızdaki ısının kaynağı güneş olduğuna göre ve bir dağın tepesi güneşe daha yakın iken orada hava niçin daha soğuk oluyor? Öncelikle şunu söyleyelim ki, güneş ile dünya arasındaki mesafeyi düşünürsek, bir dağın tepesine çıkmakla bu mesafedeki azalış çok önemsiz kalır. Güneş dünyamızdan 149,5 milyon kilometre uzakta iken dünyamızdaki en yüksek dağın yüksekliği 9 kilometreyi bile bulmaz. (Everest: 8.846 metre)

Biz zaten her gün evimizde otururken dünyanın kendi çevresinde dönmesinden dolayı, dünyanın çapı kadar, güneşe 12 bin kilometre yaklaşıp uzaklaşıyoruz. Elips şeklindeki yörüngesinde dünya güneşin etrafında dönerken güneşe en fazla yaklaştığı mesafe 147 milyon, en uzaklaştığı mesafe ise 152 milyon kilometredir. Yani dünya zaten bir yıl içinde güneşe 5 milyon kilometre yaklaşıp uzaklaşmaktadır. Bu durum dünyamızdaki ısıyı pek etkilemez, mühim olan ışınların dik gelmesidir.

Güneşin dünyamızda yarattığı sıcaklık, ışınlarının yeryüzünden yansıması ile olur. Ondan sonra yükseldikçe nemli havada her bir kilometrede yaklaşık 6-7 derece düşer. Yani Everest'in dibi ile tepesi arasında 50 dereceden fazla sıcaklık farkı olması doğal. Bu sıcaklık düşüşü atmosferin birinci katmanına kadar böyle sürüyor. Yani yeryüzünde ısı 25 derece iken 11 kilometre tepemizde -50 dereceye kadar düşüyor. Bundan sonra sıcaklık değişiminin akıl almaz dansı başlıyor.

Atmosferin ikinci tabakası olan ve içinde ozon tabakası da bulunan 11. ve 48. kilometreler arasında hava ısısı bu sefer tam tersi yükseldikçe artıyor, tekrar sıfır dereceye kadar çıkıyor. 48. kilometreyi geçip 3. tabakaya girince ta 88. kilometreye gelene kadar tekrar düşüşe geçiyor. Bu tabakanın sonunda, yani 88. kilometrede -80 derecelere kadar düşüyor. Bundan sonra da sürekli yükselişe geçerek güneşe yaklaştıkça artıyor.

Güneşin yüzeyinden 2 milyon derece sıcaklıkla çıkan ışığın 149,5 kilometre yol kat ettikten sonra dünyamız yüzeyine yaşayabileceğimiz bir ortamı yaratacak şekilde bu kadar ince ayarla gelmesi hakikaten inanılmaz.

Yeryüzünde ısınan havanın yükseldiği doğrudur, ama hava bu enerjisini yükselirken harcar ve dağın tepesine ulaştığında çevre hava ısısı ile aynı ısı derecesine gelir. Dağ tepelerinin soğuk olmasının bir başka nedeni dağ yüzeylerinin şekilleri dolayısıyla güneş ışıklarını dik alamamalarıdır. Bu nedenle dağların etekleri bile serin olur, burada ısınıp yükselen bir hava tabakası bile oluşamaz. Ayrıca dağdaki kayalarla birlikte kar ve buz da güneş ışınlarını fazla emmez ve çoğunu yansıtırlar.

Yeryüzünün ısınmasında bulutlar da önemli rol oynarlar. Dikkat ederseniz bulutsuz geceler, bulutlu gecelerden daha soğuktur. Çünkü bulutlar yerden gelen ısıyı tekrar yere yansıtırlar. Dağ zirvelerinde ise ne bu sıcaklığı yere tekrar yansıtacak bulut vardır, ne de onu tutacak yoğunlukta atmosfer.
Gönderen admin 0 yorum
Atmosferde Bulunan Gazlar



Atmosferde bulunan gazların % 75’i ve su buharının tamamı troposferde bulunur. İklim yönünden daha çok atmosferin alt katları önemli olduğundan burada troposfer ve stratosferin alt katlarının bileşimi incelenecektir.

• Her zaman bulunan ve oranı değişmeyen gazlar; % 78 oranında azot, % 21 oranında oksijen, %1 oranında asal gazlar (Hidrojen, Helyum, Argon, Kripton, Ksenon, Neon) dır.
• Her zaman bulunan ve oranı değişen gazlar; su buharı ve karbondioksittir.
• Her zaman bulunmayan gazlar; ozon ve tozlardır.

Su buharı : Yere ve zaman göre oranı en çok değişen gazdır. Yeryüzünün aşırı ısınıp, soğumasını engeller. Yağış, bulut, sis gibi hava olaylarının doğuşunu sağlar.

Karbondioksit : Atmosferin güneş ışınlarını emme ve saklama yeteneğini artırır. Havada karbondioksit (CO2) miktarının artması sıcaklığı artırıcı, azalması ise sıcaklığı düşürücü etki yapar.

Ozon : Hava içindeki oksijen (O2) mor ötesi (ultraviyole) ışınlarının etkisi altında ozon (O3) haline geçer. Ozon gazı, içinde hayatın gelişmesine olanak vermez ancak atmosferin üst katmanlarında ultraviyole ışınlarını emerek yeryüzündeki yaşam üzerinde olumlu bir etki yapar. Yeryüzünden 19 – 45 kilometre yükseklikler arasında bulunan ozon katının son yıllarda inceldiği hatta yer yer delindiği belirlenmiştir. Özellikle buzdolabı, soğutucu, araba ve spreylerden çıkan gazların (kloroflorokarbon) neden olduğu anlaşılmış ve bu gazların kullanımına kısıtlamalar getirilmiştir.
Yeryüzüne ulaşan mor ötesi ışınlardaki artış, sıcaklıkların artmasına, buna bağlı olarak buzulların erimesine, bitki örtülerinde değişimlere neden olabilecektir.

Sıcaklık

Güneş Işınlarının Atmosferde Dağılışı

Yeryüzünün ısınmasında ana enerji kaynağı Güneş’tir. Dünya, Güneş’in uzaya yaydığı enerjinin ancak iki milyonda birini alır. Güneş’ten gelen bu enerji güneş sabitesi (solar konstant) ile belirlenir. Atmosferin üst sınırında 1 cm2’ye 1 dakikada gelen kalori miktarına güneş sabitesi (solar konstant) denir.
Atmosferin etkisiyle, Güneş’ten gelen ışınların tamamı yere ulaşmaz. Atmosfer güneş ışınlarını çeşitli oranlarda tutar ve dağıtır. Bu nedenle yeryüzü Güneş’ten gelen ışınlardan çok atmosfer tarafından tutulan ışınlarla ısınır.

Sıcaklık Etmenleri

Atmosferin ısınması çeşitli etmenlerin etkisi altındadır.

Güneş Işınlarının Yeryüzüne Değme Açısı

Belirli bir yüzeye dik ve yatık gelen ışınların getirdikleri enerji miktarları arasında belirgin bir fark vardır.
Çünkü bir ışın demeti dik geldiğinde daha dar bir yüzeyi aydınlatırken, aynı ışın demeti yatık geldiğinde daha geniş bir yüzeyi aydınlatır.
Ancak ışınların yere değme açısı daraldığı için etkisi azalır. Bu nedenle Güneş ışınlarının yere değme açısı büyüdükçe yeryüzünü ısıtma gücü de artar.
Güneş ışınlarının yeryüzüne değme açısını etkileyen etmenler şunlardır:

Dünya’nın Şekli

Dünya’nın küreselliğinin bir sonucu olarak, Ekvator’dan kutuplara doğru güneş ışınlarının yere değme açısı küçülür. Buna bağlı olarak her iki yarım kürede Ekvator’dan kutuplara doğru sıcaklık azalır. Bu durum enlemin sıcaklık üzerindeki etkisini gösterir.

Dünya’nın Eksen Eğikliği ve Yıllık Hareketi
Dünya’nın eksen eğikliği nedeni ile Güneş çevresindeki dönüşü (yıllık hareket) sırasında güneş ışınlarının yere değme açısı değişir.
Yeryüzündeki bir noktanın güneş ışınlarını yıl içinde farklı açılarla alması ısınma farklılıklarına neden olur.

Dünya’nın Günlük Hareketi

Dünya’nın günlük hareketi nedeniyle güneş ışınlarının bir noktaya değme açısı sabahtan öğleye kadar artar. Öğleden akşama kadar ise azalır. Günün en yüksek sıcaklığı, ışınların en büyük açı ile geldiği öğle saati değil, depolanan enerjinin en fazla olduğu 13.00 – 14.00 saatleri arası ölçülür. Çünkü öğleye kadar yerde biriken enerji, ışınların gelme açısının daralmasıyla birlikte ışıma ile atmosfere iletilir. Işıma gece boyu devam eder, yer soğur. Güneş’in doğuş saatinde ışıma sona erer ve yerde enerji depolamaya başlar. Işımanın sona erdiği anda günün en düşük sıcaklığı yaşanır.

Işıma

Yeryüzü kazandığı enerjinin bir bölümünü atmosfere geri verir. Buna yer ışıması denir. Güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşamadığı saatlerde (gece) ve güneş ışınlarının yere değme açılarının küçüldüğü aylarda yer ışıması artar. Ayrıca, zeminin yapısı da yer ışıması üzerinde etkilidir. Örneğin yeryüzünün bitki ile kaplı alanlarında yer ışıması az ve yavaşken çılak arazilerde ısı kaybı daha hızlı ve fazla olur.

Eğim ve Bakı

Geniş bir bölgeye düşen birbirine paralel ışınların yere düşme açıları, yamaç eğimine ve bakı durumuna (Güneş’e dönüklüğe) göre değişir. Bu durum yerel ısınma farklarına yol açar. Kuzey Yarım Küre’de güney yamaçlar, Güney Yarım Küre’de ise kuzey yamaçlar güneş ışınlarını yıl boyunca daha büyük açı ile aldığından daha sıcak olur.
Ekvator çevresinde bakının etkisi tüm yamaçlarda görülür.

Bakının Etkisi

Güneşe dönük olan eğimli yamaçlarda;
• Sıcaklık daha yüksektir.
• Güneşlenme süresi daha uzundur.
• Karların yerde kalma süresi daha kısadır.
• Kalıcı karların başlama yüksekliği daha fazladır.
• Tarım ürünlerinin olgunlaşma süresi daha kısadır.
• Ormanların yükselti sınırı daha fazladır.

Yükselti

Deniz seviyesinden yükseldikçe atmosferin yoğunluğunun ve içindeki su buharının azalması ile troposferin daha çok yerden yansıyan ışınlarla ısınması nedeniyle sıcaklık, her 100 m’de yaklaşık 0,5°C azalır. Bu nedenle enlemi aynı olan iki farklı noktadan daha yüksekte olan, diğerine göre her zaman daha soğuk olur. Örneğin deniz seviyesinden 155 m yükseklikteki Bursa’da sıcaklık 25°C iken aynı enlemde bulunmasına karşın 2543 m yükseklikteki Uludağ’da sıcaklığın 12°C olması yükseltinin sıcaklığa etkisini gösterir.

İndirgenmiş Sıcaklık

Yeryüzünde sıcaklığın enleme bağlı dağılışını gösteren haritalar çizilirken yükseltinin sıcaklık üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak için indirgenmiş sıcaklık değerleri kullanılır.
Bir yerin yükseltisinin sıfır (0 m) kabul edilerek hesaplanan sıcaklığına indirgenmiş sıcaklık denir.
Bir yerin indirgenmiş sıcaklığını hesaplamak için yükseltiden kaynaklanan sıcaklık farkı hesaplanır.
Bu fark o yerin gerçek sıcaklığına eklenir.
Örnek :
900 m yükseklikteki Ankara’da Ocak ayı ortalama sıcaklığı -2°C’dir. Ankara’nın deniz seviyesine indirgenmiş sıcaklığı kaç °C dir?
Çözüm :
100 m’de sıcaklık 0,5°C azalırsa
900 m’de X°C azalır.
X=900 x 0,5 / 100 = 4,5 °C’dir.

İndirgenmiş Sıcaklık = Gerçek Sıcaklık + Sıcaklık Farkı
İndirgenmiş Sıcaklık = -2 +4,5
İndirgenmiş Sıcaklık = 2,5°C’dir.

Kara ve Deniz Dağılışı

Karalar denizlere göre daha çok ve çabuk ısınıp, soğurlar. Bu nedenle, karaların daha fazla yer kapladığı Kuzey Yarım Küre’nin yıllık ortalama sıcaklığı Güney Yarım Küre’den daha fazladır.
Ayrıca her iki yarım kürede kara ve denizlerin dağılışındaki farklılık termik ekvatorun yer ekvatorundan sapmasına neden olmuştur.

Termik Ekvator : Meridyenlerin en sıcak noktalarını birleştiren eğriye termik ekvator denir.

Atmosferdeki Nem Oranı

Atmosferdeki nem;
• Güneşten gelen ve yeryüzünden yansıyan ışınları emerek tutar.
• Yeryüzünün aşırı ısınıp soğumasını önler.
• Isınıp soğumanın yavaş ve dengeli olmasını sağlar. Bu nedenle nemli bölgelerde günlük ve sıcaklık farkları daha azdır.

Okyanus Akıntıları

Enlemin etkisine bağlı olarak, ekvatoral bölgeden gelen akıntılar sıcak su, kutup bölgelerinden gelen akıntılar ise soğuk su taşırlar.
Sıcak su akıntıları geçtikleri kıyılarda sıcaklığı yükseltici, soğuk su akıntıları ise sıcaklığı düşürücü etki yapar.

Rüzgarlar

Rüzgarlar geldikleri yerlerin özelliklerine göre, estikleri bölgelerin sıcaklığını yükseltici ya da düşürücü etki yapar. Bu durum enlemin sıcaklık üzerindeki etkisini gösterir. Örneğin Kuzey Yarım Küre’de yer alan Türkiye’de kuzeyden esen rüzgarlar sıcaklığı düşürücü güneyden esen rüzgarlar sıcaklığı artırıcı etki yapar.

Zeminin Yapısı

Karaları oluşturan taş ve toprakların fiziksel özellikleri (rengi, parlaklığı, gözenekliği gibi özellikleri) yeryüzünde ısınma farklılıklarına neden olur. Ayrıca zeminin bitki örtüsü ile kaplı olup olmaması, bitki örtüsünün yoğunluğu, kar ya da toprak örtüsünün bulunup bulunmaması sıcaklık dağılışı üzerinde etkilidir.
Bu nedenle taş ve toprakların ısınıp soğuma süreleri farklılık gösterir.
Örneğin açık renkli ve gevşek yapıya sahip kumsallarda ısınma ve soğuma çabuk gerçekleşir.

Sıcaklık Kuşakları

Matematik iklim kuşaklarının sıcaklık etmenlerinin etkisi ile değişikliğe uğraması sonucu belirlenmiştir. Kara ve denizlerin dağılışı bu belirlemede temel etkendir.
Kuzey Yarım Küre’de karaların daha geniş yer kaplaması, yaz sürelerinin daha uzun olması, sıcak su akıntılarının daha etkili olması ve Güney Yarım Küre’de buzullarla kaplı, geniş Antartika Kıtası’nın bulunması nedeniyle sıcak ve ılıman kuşak Kuzey Yarım Küre’de, soğuk kuşak ise Güney Yarım Küre’de daha geniştir.

Matematik İklim Kuşakları : Dünya’nın eksen eğikliğine göre belirlendiği için, sınırları dönenceler ve kutup daireleridir.
Gönderen admin 0 yorum
Türkiye Ile Ilgili Coğrafi Bilgiler

--------------------------------------------------------------------------------

Ülke ve İnsanları
______________________________ __________
Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirine çok yaklaştığı bir alanda yer alan Türkiye Cumhuriyeti, doğuda Gürcistan, Ermenistan, Nahcivan ve İran, batıda Bulgaristan ve Yunanistan, güneyde Suriye ve Irak ile komşudur. Bu sınırların çoğu Osmanlı ımparatorluğu'nun parçalanmasından sonraki anlaşmalarla çizilmiştir. Konumu nedeniyle eski Asya Türk kültürünün Avrupa'ya ulaştırıldığı bir geçit yeri olan Türkiye, aynı zamanda batı dünyasının doğuya açılan penceresidir. üç tarafı denizlerle (Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi) çevrili olan Türkiye'nin deniz sınırları, ülkeyi yalnızca yakın bölgelerle değil, bütün dünya ile komşu haline getirir. Bu uzun kıyılar ve kıtalararası köprü niteliği nedeniyle ülke, büyük ticaret ve göç yollarının merkezi olmuştur. Türkiye, hem bir NATO ülkesidir hem de İslam ülkeleri arasında çok taraflı ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi konusunda aktif bir rol oynamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzölçümü 814.578 km2dir. Yüzölçümünün %3'lük bölümü Avrupa kıtasında yer alan akya topraklarıdır. Asya kıtasında yer alan %97'lik kısmı na ise Anadolu denir. Dikdörtgeni andıran ülkenin genişliği yaklaşık 550, uzunluğu 1500 km kadardır. Doğu'daki en uç noktası, İran ve Nahcivan sınırlarının kesişme noktasıdır. En batı ucu ise Gökçeada'daki Avlaka burnudur. Kuzeyde en uzak sınır noktası Sinop ilindeki İnceburun, en güney ucu da Hatay ilindeki Beysun köyüdür. Deniz sınırlarının uzunluğu 8333 km, kara sınırları ise 2875 km'dir. Bu yüzölçümü ile Türkiye, İran dışındaki bütün komşularından daha geniş topraklara sahiptir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin nüfusu yaklaşık 63 milyondur. Nüfusun 2000 yılında 65.5 milyon, 2010 yılında ise 74 milyon olacağı tahmin edilmektedir. Nüfus dağılımı bakımından Türkiye'deki coğrafi bölgeler farklı özellikler gösterir. ülke nüfusunun hemen hemen yarısı kıyı bölgelerinde toplanmıştır. İç bölgeler ise genel olarak daha az nüfusludur. Türkiye'de 1950'lerden itibaren nüfus artışı teşvik politikası terkedilerek, nüfus planlamasına geçilmiştir.
Türkiye'nin Coğrafi Yapısı
______________________________ __________
Türkiye eski dünyayı oluşturan Avrupa, Asya ve Afrika'nın birbirlerine en yakın olduğu ve Avrupa ile Asya'nın kucaklaştıkları bir noktada yer almaktadır. Coğrafi konumu nedeniyle ana kara parçası olan Anadolu, tarihin şekillenmesine yol açan değişik halk kitlelerinin toplu göçlerine şahit olmuştur. Sayılamayacak kadar medeniyetin sahibi olan Anadolu her biri kendi öz kimliğine bağlı ancak birbirinden etkilenen kültürlerin bir bileşkesini geliştirmiştir.
Ülkenin çoğunluğu Güney Batı Asya'da bulunduğu Türkiye, Avrupa ve Asya'nın hudutlarını kucaklaştırmaktadır ve Avrupa'da toplam 780.580 km² lik bir yüzölçümü vardır. Ülke doğuda Gürcistan, Ermenistan ve İran ile Güney'de Irak, Suriye ve Akdeniz ile çevrelenmiştir. Batıya doğru Ege Denizi, Yunanistan ve Bulgaristan Kuzeye doğru Karadeniz diğer hudutları oluşturur. Türkiye'nin coğrafi koordinatları 36° 00' - 42° 00' Kuzey Enlem ve 26° 00' - 45° 00' Güney Boylamdır.
80 idari ili olan Türkiye, Karadeniz Bölgesi, Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, İçanadolu Bölgesi, Doğu ve Güneydoğu Bölgesi olmak üzere yedi coğrafi bölgeye bölünmüştür.
Türkiye'nin Dağları
______________________________ __________
Marmara Bölgesi'nde en önemli tepe olan Uludağ (2.543 m.) aynı zamanda önemli bir kış sporları ve turizm merkezidir. Ege Bölgesi'nde dağlar denize dikey inerler.

Türkiye'nin Güneyi'ndeki Akdeniz Bölgesi'nde yer alan Batı ve Orta Tarsus Dağları birden bire kıyılarında yükselirler. İçanadolu Bölgesi Türkiye'nin tam ortasındadır. Bir diğer bölgelerle karşılaştırıldığı vakit daha az dağa sahipmiş görüntüsü verir. Bölgenin başlıca yükseklikleri Karadağ, Karacadağ, Hasandağ ve Erciyes (3.917 m.) dağıdır. Doğuanadolu Bölgesi Türkiye'nin en yüksek bölgesidir. Dörtte üçlük bölümü 1.500 - 2.000 m. yüksekliğindedir. Bölgede 5.165 m. yükseklikte Nuh'un Gemisi yerleşmiş olduğu Ağrı Dağı (Ararat) nın ve Tendürek, Süphan, Nemrut'un da aralarında bulunduğu bir yığın harekete geçmeyen volkan vardır.
Bazı Dağ ve Tepelerin Yükseklikleri
______________________________ __________
Dağ ve Tepe Yükseklik
(m) Dağ ve Tepe Yükseklik
(m)
______________________________ __________
Karadeniz Bölgesi Akdeniz Bölgesi
Kaçkar dağı 3923 Demirkazık tepesi 3756
Üç Doruk tepesi 3709 Lorut dağı 3588
Kaçkar tepesi
3589 Medetsiz tepesi 3524
Hunut Dağı 3580 Aydos dağı 3480
Güngörmez Dağı 3523 Aladağ 3333

Marmara Bölgesi Doğu Anadolu Bölgesi
Uludağ 2543 Büyük Ağrı dağı 5137
Tepel dağı 2052 Süphan dağı 4058
Domaniç dağı 1845 Uludoruk 4135
Yirca dağı 1906 (Buzuldağ)Cilo dağı 4116
Kazdağ 1774 Küçük Ağrı dağı 3896

Ege Bölgesi Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Akdağ 2446 Karacadağ 1938
Bozdağ 2414 Keltepe 1748
Honaz dağı 2582 Karakaş dağı 1496
Akbaba tepesi 2298 Raman dağı 1260
Akbabadağ 2300 Mazı dağı 1252
______________________________ __________

Denizler
______________________________ __________

Türkiye Kuzey'de Karadeniz, Güney'de Akdeniz ve Batı'da Ege Denizi olmak üzere üç deniz tarafından çevrilmiştir. Karadeniz'i dünyanın diğer taraflarıyla buluşturan İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın bulunduğu önemli su yolunun geçtiği Kuzey Batı'daki Marmara Denizi ise bir iç denizidir. Türkiye'nin kıyıları adalar dışında 8.333 km.dir.
Anadolu kıyısı: 6480 km
Trakya kıyısı: 786 km
Adalar kıyısı: 1067 km



Türkiye'nin Gölleri
______________________________ __________
Göller sayıları itibarlarıyla Doğu Anadolu Bölgesi en zengin bölgedir. O, Türkiye'nin en büyük gölü Van (3.713 km²) havidir. Ayrıca Beyşehir ve Eğridir Gölleri'nin de aralarında olduğu bir çok göl Toros Dağları'nın batısındadır. Önemli göller Türkiye'de ikinci en büyük göl olan Tuz Gölü, Burdur, Sapanca, İznik, Ulubat, Kuş Cenneti olan Manyas, Akşehir ve Eber'dir. Geçen otuz yılda Doğu Anadolu'da barajlar inşa edildiğinden Keban, Karakaya, Atatürk gibi bir çok büyük baraj gölü meydana getirilmiştir.
Türkiye'nin Nehirleri
______________________________ __________
Türkiye'nin bir çok nehri ülkeye çeviren denizlere akmaktadır. Fırat (Euphrates) ve Dicle (Tigris) Irak'ta buluşurlar ve Basra Körfezi'ne akarlar. Türkiye'nin en büyük nehirlerinden Kızılırmak, Yeşilırmak ve Sakarya Karadeniz'e akar. Susurluk, Biga, Gönen Marmara'ya, Gediz, Küçük Menderes ve Meriç Ege'ye ve Seyhan,Ceyhan ve Göksu'da Akdeniz'edökülür.

Coğrafi Bölgeler
______________________________ __________
1941 yılında Ankara'da toplanan Birinci Coğrafya Kongresi, uzun süren çalışmaları sonunda Türkiye'yi yedi coğrafi bölgeye ayırmıştır. Adı geçen kongrenin çalışma larında; Türkiye'nin üç tarafının denizle çevrilmiş olması, uzun kenarları boyunca kıyıya paralel dağ sıralarının bulunuşu, bu dağların yüksek, ama az engebeli olan orta kesimi deniz etkisinden ayırması, bu yüzden kıyı şeridiyle iç kesimler arasında iklim, doğal bitki örtüsü, tarım çeşitlerinin dağılımı ve bunların ulaşım sistemlerine ve konut tiplerine etkisi gibi etmenler göz önünde tutulmuş ve Türkiye'nin dört kenar bölgeyle üç iç bölgeye ayrılması mümkün olmuştur. Tespit edilen yedi bölgeden ilk dördü ne komşu olduğu denizin adı verilmiştir (Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri). Diğer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki yerlerine göre adlandırılmıştır (ıç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri).
Türkiye dünyanın önemli deprem kuşaklarından biri olan AlpHimalaya kuşağı üzerinde yer almaktadır. Ülkeyi baştan başa kateden Kuzey Anadolu fayı başta olmak üzere, Türkiye'de daha çok sayıda aktif fay bulunmaktadır. Kuzey Anadolu Fayı üzerinde son yüzyılda, 1939'da Erzincan'dan başlayan ve doğudan batıya doğru, fay parçaları boyunca düzenli bir seyir izleyen 7 büyük deprem olmuştur. 17 Ağustos 1999 tarihinde, merkez üssü İzmit olan 7.4 şiddetindeki son Marmara depremi de, Kuzey Anadolu fayının Doğu Marmara bölümünde gerçekleşmiştir. "Asrın felaketi" olarak nitelendirilen Marmara depremi, 1939 Erzincan depreminden sonra Türkiye tarihinin en büyük depremidir.
Türkiye'nin en fazla nüfus yoğunluğuna sahip geniş bir bölgesinde meydana gelen Marmara depremi, en fazla İzmit, Yalova, Sakarya ve Bolu illerinde olmak üzere İstanbul, Eskişehir, Bursa ve Zonguldak gibi çevre illerde de çok sayıda can kaybı ve hasara yol açmıştır. 15 binin üzerinde kişinin hayatını kaybettiği depremde, 25 bini aşkın bina yıkılmış, 200 bin civarındaki konut ve işyeri de hasar görmüştür. Depremden hemen sonra harekete geçen Türk hükümeti, depremin yaralarını sarmak için seferber olmuştur. Başta Almanya, ısrail, Yunanistan ve Rusya olmak üzere toplam 83 ülke kurtarma ekipleri ve çeşitli yardım malzemeleri göndermiş, depremden zarar görenlere yardım amacıyla Türkiye'de ve dünyanın birçok ülkesinde, gerek hükümetler gerekse sivil toplum örgütleri bünyesinde yardım kampanyaları başlatılmıştır. Deprem sonrasında meydana gelen bu uluslararası dayanışma ve duyarlılık, Türk halkının tamamı tarafından takdir ve şükran duyguları ile karşılanmıştır.
Marmara Bölgesi
______________________________ __________
Marmara Bölgesi, Balkan Yarımadası ile Anadolu arasın da bir geçiş alanı oluşturur. Avrupa ve Asya bu bölgede birbirine bağlanır. Yaklaşık 67.000 km2lik yüzölçümüyle ülke yüzeyinin %8,5'ini kaplar. Adını bütünüyle toprakları içinde kalan ve boğazlar aracılığıyla Karadeniz ve Ege Denizi'ne açılan aynı adlı iç denizden alır. Ege kıyıları açığında yer alan Bozcaada ve Gökçeada (ımroz) da Marmara Bölgesi alanına girmektedir.
Marmara Bölgesi doğuda Karadeniz ve İç Anadolu Bölgeleri, güneyde Ege Bölgesi, kuzeybatıda da Yunanistan ve Bulgaristan ile çevrilidir. Diğer bölgelerde olduğu gibi, Marmara Bölgesi'nin sınırları da her yerde il sınırlarına uymaz. Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Kocaeli ve Yalova illeri bütünüyle bölge sınırları içindedir. Sakarya, Bilecik, Bursa, Balıkesir ve Çanakkale illerinin bazı toprakları ise Ege ve Karadeniz Bölgelerinin sınırları içinde yer alır.
Marmara Bölgesi'nin halkı geçimini sanayi, ticaret, turizm ve tarımdan sağlar. Türkiye'nin başlıca sanayi bölgesidir. Bölgedeki en gelişmiş sanayi alanı İstanbul-Bursa-İzmit eksenidir. İlkçağ'dan beri önemli bir ticaret merkezi olan ve kıtalararası ulaşım yolları üzerinde bulunan İstanbul, bölgeye ülke çapında bir üstünlük sağlar. Bölgenin diğer yörelerinde de yaygın sanayi faaliyetlerine rastlanır. ıretilen başlıca sanayi malları arasında işlenmiş gıda, dokuma, hazır giyim, çimento, kağıt, petrokimya ürünleri, beyaz eşya, gemi ve yat sayılabilir.
Bölgede aynı zamanda tarım da çeşitlenmiştir. Ekili alanların yaklaşık yarısı buğday tarlalarından oluşur. Buğdayı şekerpancarı, mısır ve ayçiçeği üretimi izler. Türkiye'nin ayçiçeği üretiminin yaklaşık %73'ünü, mısır üretiminin yaklaşık %30'unu gerçekleştiren bölgenin sebze ve meyve üretimi de önemli bir miktarı bulur. Mısır üretiminde Karadeniz Bölgesi'nden sonra ikinci sırada yer alan bölge, zeytin üretiminde de Ege Bölgesini izler. Sofralık Gemlik zeytinleri ünlüdür. Bağcılık konusunda da gelişmiş olan bölgede, Tekirdağ, Şarköy, Mürefte, Avşa ve Bozcaada üzüm ve şarap larıyla tanınır.
Avrupa'nın güneydoğusunda yer alan Marmara Bölgesi, dünyanın en güzel manzaralarına, önemli mimarlık ve sanat eserlerine sahiptir. Marmara Denizi'ndeki adalar, yarımadalar ve koylar, bölgedeki dağlar ve ormanlar ile kentlerde tarih ve doğa içiçedir. Birçok büyük uygarlığın doğduğu ve gelişip kök saldığı bu bölge, iki kıta arasında geçiş yapan kavimlerin göç yollarını oluşturmuştur. Bu ka vimlerin ve bölgeye yerleşen ulusların bıraktıkları izlere adım başında rastlamak mümkündür. Eşsiz doğal ve tarihi değerlere sahip olan bölgede turizm de çok gelişmiştir. Her yıl bölgeye önemli sayıda turist gelmektedir. Bölge Türk tu rizminin ülke genelinde finans, yatırım, eğitim ve operasyon merkezidir.
Ege Bölgesi
______________________________ __________
Ege bölgesi Türkiye'nin denize doğru geniş bir biçimde açılan tek bölgesidir. Yaklaşık 79.000 km2lik yüzölçümüyle ülke topraklarının %11'ini kaplar. Anadolu'nun batısında bulunan bölge, adını komşu olduğu denizden alır. İzmir, Aydın, Manisa, Kütahya ve çok küçük bazı kesimleri dışında Uşak illeri tamamen bölge içinde kalır. Muğla, Denizli ve Afyon illerinin bazı toprakları ise Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinin sınırları içerisindedir. Aynı şekilde, Marmara bölgesinde yer alan Balıkesir ilinin Ege kıyıları ile Bursa'nın bazı ilçeleri Ege bölgesine taşar.
Ege Bölgesi sanayi etkinlikleri bakımından Marmara Bölgesi'nden sonra ikinci sırada yer alır. Tekstil, gıda ve otomotiv sanayii başta olmak üzere makina, yedek parça ve diğer sanayi kuruluşları İzmir'de, yağ sanayii Ayvalık ve Edremit yöresinde yoğunlaşmıştır. Uşak, Kütahya ve Afyon'da şeker, Kütahya'da azot fabrikaları vardır. Pamuklu dokumacılık İzmir, Uşak, Aydın, Nazilli ve özellikle Denizli'de yaygınlaşmıştır. Denizli, tüm bölgenin en önemli tekstil merkezi olup buradan yurtdışına ihracat yapılmaktadır. Halıcılık ise İç Batı Anadolu kesiminde Uşak, Kula, Gördes, Simav ve Demirci'de gelişmiştir. Afyon, mermeri ve mermer üretim tesisleriyle tanınır. İzmir Körfezi'ndeki Çamaltı Tuzlası, Türkiye'nin en önemli tuz üretim merkezidir. Bölge Soma, Tunçbilek ve Yatağan'daki termik, Kemer ve Demirköprü'deki hidroelektrik santralleriyle Türkiye'nin toplam elektrik üretimine önemli katkılarda bulunur. İzmir yakınlarındaki Aliağa'da büyük bir petrol rafinerisi vardır.
Ege Bölgesi'nde ekili ve dikili alanlar büyük yer kaplar. İç Batı Anadolu bölümünde, meyvecilik ve bağcılık ağırlık kazanır. Türkiye'nin tütün üretiminin yarısından çoğunu Ege bölgesi karşılar. Bölgenin, ülkenin toplam pamuk üretimindeki payı ise üçte bire yakındır. Gediz Ovası'nın kurutularak yurtiçi ve özellikle yurtdışına ihraç edilen çekirdeksiz üzümü, Büyük Menderes Ovası'nın inciri ve Edremit Körfezi'nin zeytin ve zeytinyağı üretimi bölge ekonomisine büyük katkıda bulunur. Bölge, Türkiye üzüm üretiminin üçte birinden fazlasını, incir üretiminin ise beşte dördünü karşılar. Türkiyedeki zeytin ağaçlarının %48'i bu bölgede dir. Turunçgiller de bölgenin önemli bir ihraç ürünüdür.
Turizmin oldukça geliştiği Ege Bölgesi, ülke ekonomisine önemli bir katkı sağlar. Bodrumlu ünlü tarih yazarı Heredot'un deyimiyle "Dünyanın en güzel gökyüzüne ve en iyi iklimine sahip" Ege kıyıları boyunca körfezler, yarımadalar, koylar, adalar ve ince kumlu plajlar ardarda sıralanır. Asırlar boyu sayısız mitolojik olaylarla içiçe yaşamış olan bölgede, adım başı tiyatroları, mabetleri, agoraları ve kaleleri ile ünlü antik kentlere rastlanır. Bu kentler zaman tünelinde gerçekleştirdikleri kent planlamaları ve felsefe, tıp, matematik, astronomi, mimari ve diğer sanat alanlarındaki başarılı performansları ile Batı uygarlığının temelini oluşturmuşlardır.

Akdeniz Bölgesi
______________________________ __________
Akdeniz Bölgesi, adını komşu olduğu denizden alır. Bölge genişliği 120180 km arasında değişen bir şerit halinde, batıda Köyceğiz dolaylarından başlayarak, doğuda Hatay ilinin bitim noktası olan Basit Burnu yakınına kadar sokulur. Yaklaşık 120.000 km2 lik yüzölçümüyle Türkiye'nin toplam yüzölçümünün yaklaşık %15'ini oluşturur. Hatay, Adana, İçel, Antalya, Isparta, Burdur ve Kahramanmaraş ilinin büyük bir bölümü Akdeniz Bölgesi'ndedir. Ayrıca Muğla ilinin Köyceğiz, Dalaman, Ortaca ve Fethiye ilçeleri de Akdeniz Bölgesi'ne girer.
Akdeniz Bölgesi'nde tarım ve sanayi geniş yer tutar. Bölgenin kıyı kesimlerinde son yıllarda sanayi bitkileri ekimine geniş yer verilmekle birlikte, tahıl tarımının büyük önem taşıdığı görülür. Nitekim Akdeniz Bölgesi'ndeki ekili alanların yaklaşık üçte ikisi tahıl tarlalarıyla kaplıdır. Tahıl ürünleri arasında, bölgenin bütün illerinde buğday başta gelir ve onu arpa izler. Sanayi bitkilerinden pamuk, bölgenin ana gelir kaynağıdır. Bölgenin pamuk üretimi, Türkiye üretiminin üçte ikisi kadardır. Hatay ili ve Göller Bölgesi'nin bazı kesimlerinde tütün tarımı yapılmaktadır
Akdeniz Bölgesi'nde meyve ve sebze yetiştirilen dikili alanlar da büyük yer tutar. Turfandacılık, son yıllarda ulaşımın gelişmesine dayalı olarak çok ilerlemiştir. Meyvecilikte ilk sırayı turunçgiller alır. Türkiye'nin turunçgiller üretiminin beşte dördünden fazlası Akdeniz Bölgesi'nde gerçekleşir. Muz ise yanlızca bu bölgeye özgü bir meyvedir.
Bölgenin en hızlı sanayileşen kesimi Çukurova'dır. Çukurova aynı zamanda Türkiye'nin de başlıca sanayi merkezleri arasında yer alır. Adana'daki çeşitli sanayi kolları (özellikle tekstil) yanında, Akdeniz Bölgesi'nin başlıca sanayi tesisleri arasında; Mersin Petrol Rafinerisi (ATAŞ), İskenderun Süperfosfat ve DemirÇelik Fabrikaları, Antalya Ferrokrom ve Seydişehir Alüminyum fabrikaları sayılabilir.
Akdeniz Bölgesi, özellikle Antalya Körfezi çevresindeki doğal ve tarihsel zenginlikler sayesinde, Türkiye'nin en önemli turizm merkezi olmuştur. Antalya körfezi çevresinde, hiçbir Akdeniz ülkesinde rastlanmayacak ölçüde doğaya saygılı, modern ve son derece gelişmiş mimari konumlarıyla çeşitli tatil köyleri ve oteller yer alır.
İç Anadolu Bölgesi
______________________________ __________
İç Anadolu Bölgesi Türkiye'nin merkezinde bulunan ıç Anadolu Bölgesi, 151.000 km2lik yüzölçümüyle Türkiye topraklarının yaklaşık %19'unu kaplar. Bölge Doğu Anadolu'dan sonra Türkiye'nin ikinci büyük bölgesidir. Nevşehir, Aksaray, Kırıkkale ve Kırşehir illeri bütünüyle bölge içinde kalır. Diğer illerin bazı toprakları ise Karadeniz, Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgelerine taşar.
İç Anadolu'da, tarım ve hayvancılık önemli bir gelir kaynağıdır. Türkiye tahıl üretiminin yaklaşık üçte biri bu bölgeye aittir. Tahıl türlerinden en fazla buğday üretilir. Buğday üretimi bakımından Konya ilk sırada yer alır. İkinci sırada ise Ankara gelir. Bölgede genellikle makarna, bulgur ve irmik yapımına elverişli sert buğday yetiştirilir. Baklagillerden en çok fasulye ve nohut, az miktarda da mer cimek ekilir. Türkiye'nin patetes üretiminin üçte biri yine bu bölgede gerçekleşir. Sanayi bitkilerinden ise en fazla şekerpancarı üretilmektedir. Bağcılık ve meyvecilik bakımından Konya, Ankara, Niğde, Nevşehir ve Kayseri illeri önemlidir.
İç Anadolu'da daha çok orta ve küçük sanayi tesisleri bulunmaktadır. Halıcılık Kayseri, Sivas ve Konya yörelerinde yoğunlaşmıştır. Bölgenin başlıca sanayi kuruluşları Ankara, Eskişehir, Kayseri, Sivas, Konya, Kırıkkale ve Çorum gibi merkezlerde toplanmıştır.
Karadeniz Bölgesi
______________________________ __________
Karadeniz Bölgesi, yaklaşık 141.000 km2lik yüzölçü müyle ülke yüzeyinin %18'ini kaplar. Adını ve özelliklerini komşu olduğu denizden alan Karadeniz Bölgesi, doğuda Gürcistan sınırı ile batıda Adapazarı Ovası'nın doğu kenarı arasında uzanır. Artvin, Rize, Trabzon, Gümüşhane, Bayburt, Giresun, Ordu, Samsun, Amasya, Sinop, Kasta monu, Zonguldak, Bartın ve Bolu illeri bütünüyle bölge sınırları içinde kalırken, ıç Anadolu Bölgesi sınırları içinde bulunan Artova ilçesi dışında Tokat ilinin tamamına yakın kesimi de yine Karadeniz Bölgesi'ne girer. Çorum ilinin yarısı ıç Anadolu'da, diğer yarısı da Karadeniz Bölgesi'ndedir. Coğrafi özellikler bakımından bölge doğu, orta ve batı olmak üzere üç bölüme ayrılır.
Karadeniz halkının büyük çoğunluğu geçimini topraktan sağlar. Bölge tarımının en önemli özelliği, diğer bölgelerdeki başlıca tahıl türü olan buğdayın yerini bu bölgenin kıyı kesimlerinde mısırın almasıdır. Nitekim Türkiye'nin mısır üretiminin üçte birinden fazlası Karadeniz Bölgesi'nde gerçekleştirilir. Kıyı dağlarının gerisindeki ovalarda ise daha çok buğday ekilir. Bölgede arpa da önemli bir tahıl ürünüdür. Kızılırmak ve Yeşilırmak deltaları ile Gökırmak vadisinin Boyabat kesimi ve Devrez Vadisi'nin Tosya kesi minde pirinç yetiştirilir. Baklagiller üretiminde ilk sırayı fasulye, sanayi bitkilerinde ise şekerpancarı alır. Bölgede yetiştirilen diğer ürünler arasında patates, soğan, ayçiçeği ve kendir yer alır. Türkiye'de yanlızca Doğu Karadeniz'de yetişen çay ise bölgenin en önemli ürünlerindendir.
Karadeniz Bölgesi'nin özellikle doğu kesiminin başlıca meyvesi fındıktır. Karadeniz kıyı şeridi fındık ağaçlarıyla kaplıdır. Rize kesimlerinde seyrek olan fındıklıklar Trabzon kesiminde sıklaşır, Giresun ve Ordu illerinde en yoğun halini alır. Elma üretimi de oldukça fazla olan bölgede son yıllarda kivi ve avokado gibi meyveler de yetiştirilmeye başlanmıştır.
Karadeniz Bölgesi'ndeki başlıca sanayi kuruluşları Karabük ve Ereğli'deki demirçelik tesisleri, Çatalağzı Termik Santrali, Zonguldak çevresindeki taşkömürü havzaları, Murgul bakır üretim tesisi ve bölgenin çeşitli kesimlerindeki şeker, kağıt, sülfirik asit, bitkisel yağ, çay, fındık kırma ve fındık ürünleri, balık unu ve sigara fabrikalarıdır
Gönderen admin 0 yorum
DEPREM EYLEM PLANI
DEPREM OLUNCA NE YAPMALIYIZ ?

+ Deprem Öncesinde
+ Deprem Sırasında
+ Deprem Sonrasında



Nasıl hareket edeceğinizi belirleyin...

* Deprem başladığı zaman ne yapacağınızı ve nerelere saklanacağınızı önceden planlayın.
* Bulunduğunuz mekanı dışarı çıkarken size engel olmayacak şekilde dizayn edin.
* Kaçış yolunuz üzerindeki sandalye, masa, saksı, tabure gibi cisimleri kaldırın.
* Dışarı çıktığınızda nerede bekleyeceğinizi önceden belirleyin.

DEPREM ÖNCESİNDE
DEPREM EYLEM PLANINI UYGULAYIN

* Yapmış olduğunuz planı çeşitli aralıklarla uygulayarak pekişmesini sağlayın. Böylece deprem sırasında ve sonrasında nasıl hareket edeceğiniz alışkanlık haline gelmiş olur.
* Evinizin, işyerinizin ve okulunuzun tahliye planları için farklı senaryolar uygulayın. Kendinize;

Tek kişiysek ne kadar sürede çıkarız?
Yanımızda çocuklarla ne kadar sürede çıkarız?
Eşimiz ve çocuğumuzla ne kadar sürede çıkarız?
İşyerimizi ne kadar hızlı boşaltırız?
gibi sorular sorun ve bu soruların yanıtını bulmak için tatbikatlar yapın.
Tatbikatı, yaşadığınız yerdeki (apartman, okul, işyeri) insanlara haber vererek yapın. Habersiz yapacağınız tatbikat, yaşadığınız yerdeki insanların paniğe kapılmalarına neden olabilir.
İLK YARDIM EĞİTİMİ ALIN

* Ailenizin ve yakın çevrenizin en azından temel yaşam desteği verebilecek ilk yardım eğitimi almasını sağlayın.

YAŞADIĞINIZ YERİ DEPREME GÖRE DÜZENLEYİN

* Sağlık kuruluşları hariç, evinizde, işyerinizde ve okulunuzda jeneratör varsa, bunların otomatik olarak devreye girmesini önleyin. Otomatik olarak devreye giren jeneratörler doğal gaz sızıntısıyla birlikte patlamaya neden olabilmektedir.
* Bulunduğunuz mekanda üzerinize düştüğü zaman tehlike yaratabilecek gardrop, vitrin, kitaplık, portmanto gibi ağır eşyaları monte ettirin. Tavanlarda büyük avizeler varsa bunları daha sade şeylerle değiştirin. Vitrinlerde bulunan tehlike yaratabilecek cam eşyaları alt gözlere alın. Mutfak dolaplarının üst gözlerinde bulunan, çelik tencere, cam kavanoz gibi tehlike yaratabilecek cisimleri mutfak tezgahlarının altına yerleştirin.
* Elektrik ve doğal gaz sistemlerinin periyodik kontrollerini yaptırın.
* Binanızda hasar varsa, uzmanlara kontrol ettirerek, zarar gören yerleri onarın.
* Bulunduğunuz yerde bina giriş kapılarının dışarı açılmasını sağlayın. Çünkü içeri doğru açılan kapılar panik sırasında sıkışmalara neden olmaktadır.
* Tüpgazla çalışan banyo şofbenlerini kullanmadığınız zamanlar kapalı tutun.

DEPREM ÇANTASI ÇOK GEREKLİ DEĞİL

* Deprem çantası oldukça tartışmalara yol açan bir konu haline gelmiştir. Öyle ki insanlar evlerinin içinde kocaman bir çantayı her gittikleri yere yanlarında taşımaktadırlar. Peki Deprem Çantası neden çok gerekli değil?

1. Dünyanın hiç bir yerinde insanlar deprem sonrasında açlıktan ölmemiştir. Tam tersine her zaman gelen yardımların çoğu yiyecektir. Her hangi bir çantada yiyecek saklanması oldukça anlamsızdır.
2. Büyük bir deprem sonrasında insanların bir an önce dışarı çıkmaları gerekmektedir. Bu nedenle yazılan tüm malzemeleri doldurduğumuzda en az 15 kilo ağırlığında olacak olan çantayı dışarı taşımak güçtür ve önemli zaman kaybına neden olacaktır. Deprem çantasıyla zaman kaybetmek yerine eğer arabanız varsa arabanızın bagajına koyacağınız bir kaç battaniye ve kışlık giysi yeterlidir. Arabanız yoksa kışlık giyeceklerinizi kapının kenarına asın ve çıkarken elinize alarak dışarı çıkın. Bunun dışında büyük hacimli çantalar hazırlayarak evden çıkışınızı güçleştirmeyin.

DEPREM SIRASINDA
KESİNLİKLE PANİĞE KAPILMAYIN

* Panik, sadece deprem veya yangında değil yaşamımızın her anında bize zarar vermektedir. Deprem sırasında paniğe kapılmazsak hem kendimizin hem de yanımızda bulunanların yaşamlarını kurtarabilmek için daha sağlıklı kararlar verebiliriz.

YAŞAM BOŞLUĞU : Geniş hacimli, ağırlık merkezi düşük, dayanıklı cisimler enkaz haline gelen binalarda, üzerlerine düşen kolon, kiriş veya tavan tarafından tamamen yok edilmemektedir. Çamaşır makinası, büro tipi buzdolabı, bulaşık makinası v.b. cisimler, çöken duvar, kiriş ve kolonların yönünü değiştirerek insanların nefes alarak yaşayabilecekleri boşluklar oluşturabilirler. İşte bu boşluklara Yaşam Boşluğu adını veriyoruz. Yaşam boşluklarında cenin pozisyonu alarak kalabiliriz.
NEDEN CENİN POZİSYONU ? Cenin pozisyonu maksimum küçülme yapabildiğimiz bir pozisyondur. Cenin pozisyonunu basit olarak, ellerimizi başımızın arasına alıp, ayaklarımızı karnımıza çekerek küçülebildiğimiz bir pozisyon olarak tarif edebiliriz. Bu pozisyonu alarak, sırtımız, yanına yattığımız nesneden 10 � 15 cm. açıkta durmalıyız. Bu pozisyonda kalarak hem üzerimize düşebilecek cisimleri gözler, hem de böbreklerimizden birinin zarar görmesine engel oluruz.
BİNA İÇİNDEKİ KORUNMA BÖLGELERİ
YATAK ODASI
YATAK YANLARI
Yatak odalarında deprem sırasında yatağın her iki yanına yatmak iyi bir korunma sağlayabilir. Enkaz altına gelen bir binada yatağın üst ve altı tamamen tahrip olurken yatak kenarlarında bir insanın korunacağı kadar yaşam boşluğu kalmaktadır. Yatakların yanlarına cenin pozisyonu alarak yatmak yatak odasında yapılacak en akılcı harekettir.
YURTLARDA RANZA YANLARI
Yurtlarda korunacak tek yer ranzaların yanlarıdır. İki katlı demir çerçeveli ranzalar da çökme sırasında tam yok olmamakta, kenarlarında yaşam boşlukları meydana gelmektedir.
BANYOLAR
DÖKÜM KÜVETLER
Banyolarda bulunan döküm küvetlerin yanlarında önemli yaşam boşlukları oluşmaktadır. Deprem sırasında eğer banyodaysak bu tür küvetlerin yanına cenin pozisyonunda yatma yapılacak en sağlıklı harekettir.
ÇAMAŞIR MAKİNALARI
Üzerine düşen ağır cisimlerin baskısı altında ezilen, büzülen ama kesinlikle yok olmayan çamaşır makinalarının yanına, cenin pozisyonu alınarak yatılmalıdır.
SALONLAR
ÇEKYAT KENARLARI
İçi eşya veya kitap dolu olan çekyatlar iyi bir korunma alanı yaratmaktadırlar. Üzerlerine düşen ağır cisimlere karşı esneyerek direnen çekyatların kenarlarında da önemli yaşam boşlukları oluşmaktadır.
PARA KASALARI
İşyerlerinin çoğunda ve bazı evlerde de bulunan çelik para kasaları önemli bir korunma alanıdır. Bu tür cisimlerin kenarlarında da kurtarma çalışmaları sırasında önemli yaşam boşlukları tespit edilmiştir.
ÇEYİZ SANDIKLARI
İçi dolu olan eski çeyiz sandıkları da düşen tavanları tutarak önemli yaşam boşlukları oluşmasına neden olmaktadır.
MUTFAKLAR
17 Ağustos ve 12 Kasım kurtarma çalışmaları sırasında en fazla canlı, mutfaklardan çıkarılmıştır.
BULAŞIK MAKİNALARI
Aynı çamaşır makinası gibi bulaşık makinası da direnmekte ve yanında önemli yaşam boşluklarının oluşmasına neden olmaktadır.
FIRINLAR
Tek başına fazla koruyucu özelliği olmamakla birlikte, mutfak tezgahı içinde bulunan bulaşık makinası ve buzdolabı ile birlikte çok büyük yaşam boşluklarının oluşmasına neden olmaktadır.
BUZDOLAPLARI
Salınımın artması nedeniyle devrilme tehlikesi olsa bile, iyi monte edildiği takdirde tek başına mutfağın önemli bir bölümünü ayakta tutacak özelliğe sahiptir.
ZEMİN KATTAKİLER

* Zemin katta oturanlar için dışarı çıkabilmenin koşullarını iyi saptamak gerekir. Bu koşullar değişken ve belirleyicidir. Bu nedenle zemin katta oturuyorsanız çıkmalısınız diyemeyiz.
o Zemin katta acil çıkışı engelleyen faktörler
o Bireylerin yakınlarına olan sorumluluğu
o Dairenin planı
o Fizyolojik yetersizlik (bedensel engelli)
o Psikolojik yetersizlik (şok, kararsızlık, ruhsal hastalıklar, v.b.)

Zemin kat çıkışı için bir süre vermenin anlamı yoktur. Çünkü verilen 10 � 15
saniyelik çıkış zamanı en az 150 km. uzakta olan bir depremdeki P ve S
dalgaları arasındaki yaklaşık mesafedir. Odak noktası yaklaştıkça bu süre de
azalır. Bu nedenle süre vermekten çok zemin kattakilerin çıkabilecekleri en kısa
sürede dışarı çıkması tavsiye edilmektedir. Diğer katta bulunanlar ise Deprem
Eylem Planına göre önce evlerinin içinde belirlemiş oldukları korunma
bölgelerine saklanmalıdırlar.
AŞAĞIDAKİLERİ KESİNLİKLE YAPMAYIN

* Saklanmak için masaların altına girmeyin.
* Kapı pervazlarının altına girmeyin.
* Binanın kendi yapı elemanı olan kolon, kiriş gibi cisimlerin altında beklemeyin.
* Alt ve üst kata çıkmak için bile olsa merdivenlere koşmayın.
* Pencerelerden ve balkonlardan uzak durun. Asansörü kullanmayın.

NEDEN ?
Masaların altına girme düşüncesinin temelinde, binaların deprem yönetmeliğine uygun ve zemin etütlerinin doğru yapılmış olması yatmaktadır. Masanın altına girerek sadece yukarıdan düşen cisimlerden korunabiliriz. Bina yıkılacak olursa masalar da bina ile birlikte yerle bir olmaktadır. Aynı şekilde kapı pervazları, kolon ve kirişler de can kurtarma yerine tam tersine insanların yaşamlarına mal olmaktadır. Körfez ve Düzce depremlerinde yüzlerce insan, bilinçli olarak bu tür yerlere saklanmış ve tümü yaşamını kaybetmişti. Kolon ve kirişler kurtarma çalışmaları sırasında bir çok insanın çıkarılmasını zorlaştırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Ayrıca bina yıkıldığı zaman üzerimize ilk düşecek cisimler de bunlardır. Deprem sırasında sarsıntı nedeniyle pencerelerden düşerek hayatınızı kaybedebilirsiniz. Binanız yıkılmasa bile merdivenler zarar görebilir. Panik halinde dışarı çıkmaya çalışırken yıkılmış veya kısmen zarar görmüş merdivenlerden düşerek zarar görebilirsiniz.
UYKUDA YAKALANDIYSANIZ
1. kat bile olsa, ne zaman başladığını bilemiyorsak yatağımızın yanında cenin pozisyonunda bekleyelim.
OKULDAYSANIZ
Eğer bina deprem yönetmeliğine uygunsa bir sıra veya masa altına ya da binanızdan kuşkuluysanız sıra aralarına cenin pozisyonunda yatınız.
TEKERLEKLİ SANDALYEDEYSENİZ
Tekerlekli sandalyenin, tekerleklerini kilitleyerek, başınızı ve boynunuzu koruyunuz.
TREN � METRO GİBİ ARAÇLARDAYSANIZ

* Yetkili anonslarına göre hareket edelim.
* Asla treni terketmeyin.
* Başınızı koruyup bekleyin.
* Asla çakmak kullanmayın, nerede olursanız olun.

OTOBÜSTEYSENİZ
Otobüs duruncaya kadar koltuğunuzun arasına veya koridorda cenin pozisyonunda yatın.
AÇIK / KAPALI STADYUMDAYSANIZ

* Kesinlike paniğe kapılmayın.
* Asla kapılara gitmeyin.
* Mümkünse stadın ortasına gidin.
* Anonslara göre hareket edin.

TİYATRO � SİNEMADAYSANIZ

* Kesinlikle paniğe kapılmayın.
* Yetkili anonsları bekleyin.
* Kapılara koşmayın.
* Başınızı koruyarak ve sıra arasında cenin pozisyonuna geçin.
* Tavanda saklanan avize gibi şeyler varsa başka bir yere geçin.

OTELDEYSENİZ

* Odada en güvenli noktayı belirleyin.
* Otel güvenlik talimatını okuyun ve katta bulunan acil çıkış noktalarını öğrenin.
* Seyahate çıkarken yanınıza küçük bir radyo ile el lambası almayı ihmal etmeyin. (Riskli bölgeler için)
* Asansör kullanmayın.
* Deprem sırasında yaşam boşluğunda cenin pozisyonunda ya da yatak yanında aynı pozisyonda depremin bitmesini bekleyin.

ASANSÖRDE İSENİZ
Deprem anında asansördeyseniz, kat çıkış düğmelerine basıp, asansörü katta durdurup, en seri şekilde asansörü terk edin.
ALIŞVERİŞ MERKEZİNDEYSENİZ

* Tezgah yanlarında cenin pozisyonunda durun.
* Raflardan uzak durun.

YERALTI ÇARŞISINDAYSAK

* Yer üstünden daha güvendesiniz, asla çıkışlara koşmayın.
* Deprem sonrası (elektrik yoksa) duvarları takip ederek dışarı çıkın.

ARABADAYSAK

* Güvenli bir yere yavaşlayarak yanaştırmaya çalışın, etrafta bina, direk yoksa arabada kalın.
* Yolu kapatmamaya özen gösterin.
* Köprülerden, alt ve üst geçitlerden ve binalardan mümkün olduğunca uzağa parketmeye çalışın.
* Eğer tünel gibi ya da yüksek binalı bir sokaktaysanız, arabadan çıkıp yanında cenin pozisyonuna geçin.

AÇIK HAVADAYSAK

* Üzerinize birşeyin düşmeyeceği güvenli bölgeye doğru hareket edin. Giderken başınızı koruyun.
* Pencerelerden, binalardan, elektrik tellerinden uzak, boş ve açık güvenli bir noktaya doğru gitmeye çalışın.

DEPREM SONRASINDA
ENKAZDA VE DIŞINDA EYLEM BİÇİMİ
ÇÖKEN BİR BİNADAN KURTULMUŞSANIZ

* Kendi binanızda ve yan binalarda enkaz altında yaralılar varsa, onlara yardım edin.
* Görünürde yaralı yoksa, enkazın belli yerlerinden içerde kimse olup olmadığını sesle araştırın.
* Ses aldığınız andan itibaren enkaz altındaki insanla diyolağa girerek onunla konuşun ve moralini düzeltmeye çalışın.
* Arama kurtarma ekipleri gelmeden içinde canlı bulunduğunu saptadığınız enkazı terk etmeyin.
* Ekipler geldikten sonra çekilin ve ancak sizden yardım istenince yardım edin.

ENKAZ ALTINDA KALMIŞSANIZ

1. Moralinizi bozmayın.
2. Enkaz altında başka canlı varsa, onunla konuşun. Moraliniz düzelir.
3. Vücudunuzun altına halı, kilim gibi şeyler çekmeye çalışın.
4. Duvara vurabilecek pozisyona gelmeye çalışın.
5. Elinizle duvara vurarak işaret verebilecek pozisyona gelin.
6. Sürekli bağırarak enerji tüketmeyin.
7. Enkaz üzerinde çalışanların seslerinin kesildiği an, enkaz altında kalan insanların seslerini duyabilmek için dinleme yapıldığı andır. Bu anda herkes susar ve enkaz altında kalan birileri varsa onlardan ses almaya çalışılır. İşte bu sessizlik anında her türlü gürültüyü yaparak aşağıda olduğunuza dair işaret verin.
8. Duvara vurabilecek haliniz yoksa, bağırın veya duvarı tırmalayın.
9. Kurtarma ekiplerinin size yaklaşmaya başladığını hissettiğiniz zaman onları yönlendirmeye çalışın.
10. Enkaz altında sıkışıp kaldıysanız, kurtarılana dek, belki de 5 � 6 gün beklemek zorunda kalabilirsiniz. Bu yüzden enerjinizi boşa harcamayın.

DEPREM SONRASI NELER YAPMALIYIZ ...
PANİK YOK
Deprem sırasında olduğu gibi deprem sonrasında da bulunduğumuz mekanı terk ederken olabildiğince hızlı ama sakin hareket etmeliyiz.
Panik yapmaya başladığınız andan itibaren artık hata yapmaya başlar ve yaşamınızı tehlikeye atarsınız.
Kitlesel bir afet sırasında, iletişim ve ulaşım çökebilir ve organizasyon bozuklukları yaşanabilir. Buna bağlı olarak profesyonel arama kurtarma ekipleri gelinceye dek belki de 48 saat depremzede kendi başının çaresine bakmak zorunda kalabilir.
ATEŞ YAKMAYIN
Deprem sonrasında kibrit, çakmak gibi patlamalara neden olabilecek nesneleri kullanmayın. Işık kaynağı olarak sadece fener kullanın.
KONTROL EDİN
Dışarı çıkarken komşularınızı da kontrol edin. Bina yıkılmamış olsa bile her hangi birinin üzerine düşecek ağır bir cisim onun yaralanmasına neden olabilir.
HABER ALIN
Radyo dinleyerek, yetkililerden deprem hakkında sağlıklı bilgiler almaya çalışın.
ARTÇI ŞOKLARA DİKKAT
Ana şoktan sonra gelecek olan artçı şoklar hasar görmüş binaları yıkabilir. Binanıza girmeden önce çok iyi kontrol edin. Hasar varsa kesinlikle içeri girmeyin.
BİNANIZIN ÖNÜNDEN UZAKLAŞIN
Deprem sonrasında, dışarı çıktıktan sonra binanızın önünde beklemeyin. Daha önce tespit ettiğiniz toplanma bölgesine gidin.
FISILTI GAZETESİNE İNANMAYIN
Deprem öncesinde ve sonrasında sadece yetkililerin açıklamalarını dikkate alın. Depremi önceden saptamak günümüz teknolojisiyle imkansızdır. Bu nedenle kulağınıza gelen deprem fısıltılarına inanarak onları yaymayın. Bu tür dedikodular paniğe yol açarak hayatın normale dönmesine engel olmaktadır.
TELEFONLARINIZI KULLANMAYIN
Depremin ilk saatlerinde, acil durumlar dışında sebebi ne olursa olsun telefonları kullanmayın, yakınlarınızı aramayın. Depremin ilk saatleri acil müdahale ekiplerinin yönlendirilmesi açısından çok önemlidir.
Deprem sonrası telefonlar kilitlendiği için arama kurtarma ekipleri haber almakta zorlanmaktadırlar.
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Coğrafya nedir?


Coğrafya, insanlar ve yer (mekân) ile bunlar arasındaki ilişkiyi inceleyen bilimdir. Yani yer ve insanlar arasındaki ilişkiler coğrafyanın konusunu oluşturur. Coğrafya sadece yerlerin isimlerini ezberleme ve bunların dünya üzerinde nerede olduklarını gösterme değildir. Coğrafya, öğrencilerin çevrelerinde olanları anlamalarına ve insanın çevre ile etkileşimi hakkında bir anlayış geliştirmelerine yardımcı olur. Yerlerin isimlerini, lokasyonlarını ve özelliklerini bilmek, coğrafyanın temelini oluşturan unsurlardır. Bu da çok büyük ve oldukça büyüleyici öğrenme alanının bir parçasıdır.

Gregg ve Leinhardt (1994), coğrafyayı 4 özellikle karakterize edilen bir disiplin olarak tanımlamaktadırlar. Birincisi bir yere eşsiz bir karakter kazandıran, yeryüzü üzerindeki özelliklerin dağılımıdır (Örn: dağlar, nehirler, denizler vb.). İkincisi, bazı şeylerin oldukları yerlerde ve zamanda neden ve nasıl meydana geldiğini anlamaktır (Örn: Volkanlar gibi). Üçüncüsü, meydana gelen olayların, diğer olaylarla ilgisi ve bağlantısıdır (Örn: Yağmur ormanlarının tahribi). Sonuncusu, coğrafyanın haritalar ile bilgilerin ve fikirlerin iletişimini sağlamasıdır. Bu dört özellik birbiri ile çok çeşitli yollardan etkileşim içindedir. Bunlardan ilk üçü coğrafyanın temel prensipleridir. Sonuncusu ise coğrafî araştırmalar sonucu elde edilen bilgilerin ifadesidir.

Coğrafyanın bu değişik yönleri arasındaki etkileşim, onu tanımlama amaçlı olarak kesin çizgilerle bölünmesini zorlaştırır. Coğrafi beceriler, yerler (mekanlar), fizikî, beşerî ve çevre coğrafyası biçiminde bir bölümleme, bunlardan bir veya iki alanın coğrafya eğitiminin çeşitli basamaklarında yer alması; öğrencinin çeşitli alanlar arasındaki ilişkiyi anlamasının engellenmesi şeklinde bir sonuç doğurabilir.

Coğrafya, bazı yeteneklerin gelişimini ve kavramların anlaşılmasını içerir. Bu kavram ve yetenekler ise fizikî çevre (ortam), beşerî çevre ve bunlar arasındaki ilişki ile ilgilidir. Coğrafya sorgulanan ve araştırılabilen konuları içerir. Coğrafya öğretilirken, beşeri ve fiziki ortam ve bunların etkileşimiyle ilgili konulara dayalı sorular sorulur. Bu sorulara, anahtar coğrafî sorular denir. Coğrafyanın öğrenilmesinde bu anahtar soruların bilinmesi gerekir. Temel coğrafi kavramları içeren her soru, coğrafyada anahtar soru demektir. Dolayısıyla coğrafya konularının her birinin çok sayıda anahtar sorusu olabilir. Bu çalışmada, ilköğretim ve ortaöğretim coğrafya konuları işlenirken, çocukta coğrafya bilincini oluşturacak olan anahtar soru ve kavramlar üzerinde durulmaktadır.

Foley-Janikoun (1996) ilköğretim seviyesinde anahtar soruların şunlar olduğunu belirtmektedirler.

Bu yer nerededir?

Bu yer neye benzemektedir? Ne gibidir?

Bu yer niçin böyledir? Neden bu şekli almıştır?

Bu yer diğer yerlerle nasıl bir bağlantı içindedir?

Bu yer nasıl değişmektedir?

Bu yerde yaşamak (olmak) neye benzemektedir?

Bir başka yere bu yer nasıl benzemekte veya nasıl farklılaşmaktadır?

Tablo 1: Anahtar coğrafî sorular ile coğrafî kavramlar arasındaki ilişki.

Soru 1: Bu yer nerededir?

Soru 2: Bu yer neye benzemektedir?
Bu iki soru lokasyon ve yer kavramlarının gelişiminde yardımcı olur. Mekansal dokunun anlaşılmasında çok önemli yeri olan dağılışın ortaya konulmasını mümkün kılar. Ayrıca çocuklarda bu yerin dağ, ova vb. şekillerden hangisine benzediği hakkında fikir verir.

Soru 3: Bu yer niçin böyledir?
Bu da sahanın yapısı ve sahada etkili olan süreçlerin anlaşılmasında yardımcı olur.

Soru 4: Neden bu şekli almıştır?
Bu soru ilişkili olan lokasyonların tanımlanmasında ve sahaya ait özelliklerin oluşumunun bilinmesine yardımcı olur.

Soru 5: Bu yer diğer yerlerle nasıl bir bağlantı içindedir?
Bu soru sistemlerde, süreçlerde, kalıplarda meydana gelen değişikliklerin tanımlanmasında yardımcı olur. Ayrıca, tartışılabilecek farklı konuların ortaya çıkmasına yardımcı olur.

Soru 6: Bu yer nasıl değişmektedir?
Yer kavramının gelişimini sağlar. Değerler ve yaklaşımlar üzerinde düşünme yeteneğinin gelişimine yardımcı olur. Karşılaştırma yoluyla, yer ve lokasyon kavramlarının gelişimini, dolayısıyla bölge kavramının gelişimini sağlar.

Soru 7: Bu yerde yaşamak (bulunmak) nasıldır?
Bu yerle başka bir yer arasında ne gibi benzerlikler ve farklılıklar vardır. Aynı zamanda benzerlik ve farklılık kavramlarının da gelişimine yardımcı olur.


Coğrafyayı öğrenmek ve öğretmek için sürekli bu anahtar soruları, bilmek ve akılda tutmak yararlı olacaktır. Bu soruları herhangi bir yer veya konu hakkında öğrencilere sormak, o yerin ve konuların öğrenilmesini sağlar. Örneğin, bir dağ, bir vadi, bir köy, bir ülke veya doğal bir bölge ile ilgili olarak sorular sorulur.

Yukarıda verilen anahtar sorularla yapılan coğrafya çalışması yerlerin, sistemlerin, süreçlerin anlaşılmasına yardımcı olur. Bu yaklaşım, anahtar coğrafî kavramların gelişmesi içinde bir bilgi çerçevesi oluşturur.

Coğrafi sorularla, coğrafi kavramlar genellikle iç içe girmiştir. Çoğu zaman her soru en az bir coğrafî kavram içerir. Örneğin:

Bu yerleşmelere neden şimdi bulundukları mekanlarda yerleşilmiştir? şeklinde bir coğrafi soru yerleşim ve yerleşme gibi iki coğrafi kavramı içermektedir.

Yerleşmelerin dağılımında İngiltere, Türkiye, Kanada ve Japonya gibi ülkeler arasında bir benzerlik var mı?

Bu yerleşmeler arasında nasıl bir ilişki var?

Yerleşmelerin dağılımı zamanla değişime uğramış mı?

Yeni bir yerleşme kurulmuş mu?

Kurulmamış ve kurulması gerekiyorsa nerede kurulmalı?

Şehre göre kasabada daha mı farklı bir arazi kullanımı vardır?

Yerleşmelerin şekilleri ve yoğunlukları niçin ülkeden ülkeye değişmektedir?

Şehirler içinde hangi bölgeler vardır?

Bazı bölgelere diğerlerine göre daha mı kolay ulaşılmaktadır? Neden?

gibi daha pek çok birbiriyle bağlantılı ve çeşitli coğrafi kavramlar içeren soruyu arka arkaya sorabiliriz. Yukarıda da belirtildiği gibi, önemli temel coğrafi kavramları içeren her soru coğrafyada anahtar soru demektir. Dolayısıyla, ünitelerin anlaşılmasını ve genellemeleri kolaylaştırıcı bir dizi alt soru başlıkları da oluşturmak mümkündür. Bu alt sorular anahtar soruların daha iyi bir şekilde yapılandırılmasına yardımcı olur. Örneğin, yerleşme nedir? anahtar sorusu;

İnsanlar kendi yerleşmeleri ile ilgili olarak neleri sevmektedirler?

Yerleşmeleri büyüklüklerine, fonksiyonlarına, popülerliklerine göre sınıflandırmak bir kolaylık sağlamakta mıdır?

Ne gibi kolaylıklar sağlamaktadır?

gibi daha da çoğaltılabilecek alt sorular içermektedir. Anahtar sorular ve alt sorular öğrencinin tanımlama, tasvir etme, sınıflandırma, analiz ve sentez yapma becerilerini geliştirir.Anahtar sorular aynı zamanda coğrafya öğretiminde dersin amaçlarını belirlemeye de yarar. Yani anahtar sorular dersin konusu ile ilgili olarak hazırlandığında, o dersin akışını ve araştırmanın yönünü belirler. Bernard Cox’a göre coğrafi bir araştırma için anahtar sorular öz olarak şu şekilde sıralanabilir:

* Yerleşilen yer neresidir?

* Neden orada yerleşilmiştir?

* Bu mekana yerleşmenin sonuçları ne olmuştur?

* Daha farklı yerleşme alternatifleri neler olabilirdi veya olabilir?

Tablo 2: Anahtar sorular anahtar kavramların gelişimini sağlar.

Sorular
Anahtar Kavramlar
Alt Kavramlar

1. Bu yer nerededir?
Lokasyon

İlişkili lokasyon
Başka yerlerle ilişkili bu yer nerededir? Bu şekilde her hangi bir yerin özel konumu da verilmiş olur.

2. Bu yer neye benzemektedir?
Sahaya ait şekiller

Lokasyon
Yer yüzünde (fiziksel görüntü) bazı özelliklerden dolayı oluşmuş şekiller. İnsan etkisiyle oluşan özelliklere bağlı şekiller. Bu iki tarz özelliğin dağılımı.

3. Bu yer niçin böyledir?

Neden bu şekli almıştır?
Sahaya ait şekiller

Süreç

Sistemler ve Lokasyon
Sahada etkili olan süreçlerle ilgili girdiler - çıktılar, birbiriyle etkileşimler, yönler.

4. Bu yer diğer yerlerle nasıl bir bağlantı içindedir?
Lokasyonlar

Sistemler

Şekiller
Konum, ilişkili lokasyon, şebekeler (ağlar).

5. Bu yer nasıl değişmektedir?
Süreç

Sistemler
Zamana bağlı değişimler, gelişme, şehirsel, kırsal döngüler (taş, toprak, hava, su), etkileşimler.

6. Bu yerde yaşamak neye benzemektedir?
Yer ve çevre
Değerleri, yaklaşımları, inançları konular içerisinde anlamaya yönlendirir.

7. Bu yerle başka bir yer arasında ne gibi benzerlikler ve farklılıklar vardır? (Bu soru konuyu genişletir ve diğer soruları da kapsar)
Benzerlik ve farklılık
Yukarıdaki altı soruya dayanarak, iki veya daha fazla yerle ilgili karşılaştırmalar yapılır.

Alıntıdır.
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Deprem Nedir ?

Yerküre içerisindeki kırık(fay) düzlemleri üzerinde biriken biçim değiştirme enerjisinin aniden boşalması sonucunda meydana gelen yerdeğiştirme hareketinden kaynaklanan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzünü sarsması olayına deprem denir.

Depremler Nasıl Oluşur ve Türleri Nelerdir?
Depremin nasıl ve neden oluştuğunu anlamak için öncelikle yerkürenin iç yapısını bilmek gerekir.Yerkürenin iç yapısı hakkında, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 km kalınlığında bir taşküre vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu taşküre içerisinde yer alırlar. Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2900 km olan katmana da Manto adı verilir.

Taşküre'nin altında denilen yumuşak Üst Manto bulunmaktadır. Burada oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları nedeni ile, taş kabuk parçalanmakta ve birçok "Levha"lara bölünmektedir. Üst Manto'da oluşan konveksiyon akımları, radyoaktivite nedeni ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır.
Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe Litosfer'de gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla Levha'ların oluşmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar, üzerinde duran kıtalarla birlikte Astenosfer üzerinde serbest halde yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler. Konveksiyon akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak magma da okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aşağıya Manto'ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluşturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu ardışıklı olay Litosfer'in altında devam edip gitmektedir.



Depremlerin Oluşum Yerleri ve Türkiye'nin Durumu
Deprem herhangibir yerde ve herhangibir zamanda oluşabilir. Yerküre üzerinde oluşan depremlerin büyüklüğü ve neden oldukları zararlar gözönüne alındığında iki ana deprem kuşağı en çok ilgi çeken bölgelerdir. Bunlardan biri Büyük Okyanusu çevreleyen ve özellikle Japonya üzerinde etkili olan Pasifik Deprem Kuşağı (Yeryüzündeki depremlerin yaklaşık %81'i bu kuşakta meydana gelir.), diğeri ise Cebelitarık’tan Endonezya adalarına uzanan ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz-Himalaya deprem kuşağıdır (%17'si de bu kuşakta oluşur).Genel olarak depremlerin, kabuğu oluşturan levhaların sınırlarında oluştuğu söylenebilir.

Türkiye’nin bulunduğu bölgede büyük levhalar arasında küçük birçok levhanın olması, Türkiye’nin büyük bir bölümünün deprem kuşağı içinde yer almasına neden olur.

Türkiye, üç büyük levhanın etkisi altındadır. Avrasya, Afrika ve Arap levhaları. Anadolu’nun büyük bir kısmının yer aldığı Anadolu levhası, Avrasya levhasının küçük bir bölümüdür

Bu levhalar arasındaki etkileşim şöyledir: Afrika levhası, Akdeniz’de Helenik-Kıbrıs Yayı denilen bölgede, Avrasya (veya onun bir parçası olan Anadolu) levhasının altına dalar. Arap levhası ise Kızıldeniz’deki açılma nedeniyle kuzeye doğru hareket eder ve Anadolu levhasını sıkıştırır. Bu sıkıştırma sonucu Bitlis Bindirme Zonu (Bitlis Kenet Kuşağı) oluşmuştur. Sıkıştırma halen sürdüğü için, Anadolu levhası kuzey ve güneydeki fay hatları boyunca batıya doğru hareket eder. Anadolu levhasının kuzey sınırı, bir bölümünde 17 Ağustos depreminin oluştuğu Kuzey Anadolu Fayı dır. Güney sınırını ise, Helenik-Kıbrıs Yayı ile Doğu Anadolu Fayı oluşturur.

Arap levhasının sıkıştırması sonucu batıya kayan Anadolu levhasının sınırlarında ve Afrika levhasının Avrasya levhasının altına dalması sonucu Akdeniz’de ve Ege Graben Sistemi içersinde depremler meydana gelir. Ancak Arap levhasının sıkıştırması bu bölgelerdeki hareketlenme ile tamamen telafi edilemediği için İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde de içsel deformasyon nedeniyle depremler olabilmektedir.
Deprem Dalgaları
Deprem anında, blokların ani olarak kayması ile deprem dalgaları üretilir ve bunlar kayaçlar içerisinde odaktan çevreye doğru yayılırlar Deprem dalgaları P, S ve Yüzey Dalgaları olarak üç gruba ayrılır.


P dalgaları: Kayıtçılara ilk ulaşan deprem dalgasıdır. Hızı, kabuğun yapısına göre 1.5 ile 8 km/sn arasında değişir. Tanecik hareketleri yayılma doğrultusuna paraleldir(Bu yüzden Boyuna Dalgalar olarak ta isimlendirilirler). Yıkım etkisi düşüktür
S dalgaları: Kayıtçılara ikincil olarak ulaşan deprem dalgasıdır. Hızı P dalgası hızının %60’ı ile %70’i arasında değişir. Tanecik hareketleri yayılma doğrultusuna dik ya da çaprazdır (Bu yüzden Enine Dalgalar olarak ta isimlendirilirler). Yıkım etkisi yüksektir
Yüzey dalgaları: Dünya'nın yüzeyi boyunca yayılan, P ve S Dalgaları'ndan sonra kayıtçılara gelen ve depremlerde esas hasarı yapan dalgalardır.Bu dalgalar Rayleigh ve Love dalgalarıdır.

Deprem Parametreleri
Oluşan bir deprem,"Deprem Parametreleri" olarak isimlendirilen odak noktası(hiposantr),dış merkez(episantr), şiddet, magnitüd vb. gibi kavramlarla daha iyi açıklanabilmektedir.
Odak Noktası(Hiposantr): Yer içerisinde deprem enerjisinin ortaya çıktığı noktadır. Aynı zamanda iç merkez olarak ta isimlendirilir. Aslında odak noktası, bir nokta değil bir alandır ancak uygulamalarda nokta olarak edilmektedir.

Dış Merkez (Episantr): Odak noktasına en yakın olan yeryüzündeki noktadır. Burası aynı zamanda depremin en çok hasar yaptığı veya en kuvvetli olarak hissedildiği alandır.

Odak Derinliği: Deprem enerjisinin açığa çıktığı noktanın yeryüzüne olan en kısa uzaklığı, depremin odak derinliği olarak adlandırılır. Yani, Odak Noktası(Hiposantr) ile Dış Merkez(Episantr)arasındaki mesafedir.Depremler, odak derinliklerine göre sınıflandırılırlar. Bu sınıflandırma, tektonik depremler için geçerlidir. Yerin 0-60 km. derinliğinde olan depremler sığ deprem olarak nitelenir. Yerin 70-300 km. derinliklerinde olan depremler orta derinlikte olan depremlerdir. Derin depremler ise yerin 300 km.den fazla derinliğinde olan depremlerdir. Türkiye'de olan depremler genellikle sığ depremlerdir ve derinlikleri 0-60 km. arasındadır. Orta ve derin depremler daha çok bir levhanın bir diğer levhanın altına girdiği bölgelerde olur. Derin depremler çok geniş alanlarda hissedilir , buna karşılık yaptıkları hasar azdır. Sığ depremler ise dar bir alanda hissedilirken bu alan içinde çok büyük hasar yapabilirler.
Şiddet: Herhangibir derinlikte olan depremin, yeryüzünde hissedildiği bir noktadaki etkisinin ölçüsü olarak tanımlanmaktadır.Depremin şiddeti, yapılar, doğa ve insanlar üzerindeki etkilerinin bir ölçüsüdür. Bu etki, depremin büyüklüğü, odak derinliği, uzaklığı yapıların depreme karşı gösterdiği dayanıklılık dahi değişik olabilmektedir. Şiddet; ölçümlere dayalı değildir, tamamen gözlemsel verilere Magnitüd: Depremde açığa çıkan enerjinin bir ülçüsüdür.Prof .Richter, episantrdan 100 km. uzaklıkta ve sert zemine yerleştirilmiş özel bir sismografla (2800 büyütmeli, özel periyodu 0.8 saniye ve %80 sönümü olan bir Wood-Anderson torsiyon Sismografı ile) kaydedilmiş zemin hareketinin mikron cinsinden (1 mikron 1/1000 mm) ölçülen maksimum genliğinin 10 tabanına göre logaritmasını bir depremin "magnitüdü" olarak tanımlamıştır.

Magnitüdü Tanımlayan Ölçekler
ML (Richter Ölçeği): 1930 yılında Charles Richter tarafından geliştirilmiştir ve dalga genliğinin logaritması olarak tanımlanır. Diğer tüm ölçekler Richter ölçeği temel alınarak geliştirilmiştir.
Ml: Richter'in Richter’in orijinal bağıntısına göre hesaplanır. Sığ, yakın ve küçük depremler için kullanılır(Lokal magnitüd).
Mb: P ve S dalgalarının genliği baz alınarak hesaplanır(Cisim dalgası mag.(Body-wave magnitude)).
Md :Çok küçük ve yakın depremlerin süresi kullanılarak hesaplanır(Süre büyüklüğü).
MS :Yüzey dalgalarının genliği baz alınarak hesaplanır(Surface-wave magnitude).
Mw :Açığa çıkan enerjinin sismik momentinden(Moment magnitude).
Me epremin oluşturduğu enerji yayılım miktarı, yapılarda meydana gelen hasar potansiyelinin ölçüsü(Burada enerji birimi erg'tir.)

Oluşmuş herhangi bir depremden sonra, depremin magnitüdüne ilişkin farklı değerler verilmesi ve ülkeler veya kurumlar arası farklılıklar; yukarıda belirtilen değişik hesaplama tekniklerinden kaynaklanmaktadır.


Depremlerin Ölçülmesi?
Aletle depremlerin ölçülmesine yönelik ilk aygıt; M.S. 132 yılında Çinli filozof Chang Heng tarafından icat edilmiştir. Bu aygıt ayaklı bir vazo üzerine eşit aralıklarla yerleştirilmiş 8 tane ejderha başı ile vazonun ayağı üzerine yerleştirilmiş 8 tane kurbağadan oluşur Kurbağların açık olan ağızları ejderhalara doğru dönüktür. Deprem sırasında ejderlerden bazıları ağızlarındaki bilyeyi kurbagaların ağzına düşürür. Hangi ejderin bilyesi düşmüşse sarsıntının doğrultusu o yödedir. Aletin kendi bulunduğu yerde hissedilemeyen yaklaşık 750 km uzaklıklardaki depremleri algılayabildiği söylenmektedir. Aletin gövdesini oluşturan vazonun içerisinde ne tür bir düzenek olduğu bilinmemektedir. Bu konudaki en yaygın görüş, vazo içerisine çok duyarlı bir sarkaç’ın yer aldığı görüşüdür.

Günümüzde deprem ölçümleri, sismograf denilen modern cihazlarla yapılmaktadır. İlk kullanılabilir sismograflar IX. yüzyılın son çeyreği içinde Filippo Cecchi, James Ewing ve Thomas Gray gibi sismologlarca geliştirildi (Xavier Le Pichon, Tuncay Taymaz, A. M. C. Şengör).

Depremler Önceden Belirlenebilir mi?
"Depremler önceden tahmin edilebilir mi? Sorusu bir çok kişi tarafından bilim adamlarına yöneltilmektedir. Bu sorunun katı bir bilimsel değerlendirme içindeki yanıtı "hayır"dır. Ancak, bu yanıta karşılık, bilim adamlarının dikkatini çeken ve deprem habercileri olarak da nitelendirebileceğimiz bazı ilginç olaylar deprem öncesinde gözlenmiştir(Dr.Philip WATTS, CALTECH)."

Mevcut bilimsel olanaklarla, oluşabilecek bir depremin zamanı ve tam olarak koordinatları bilinememektedir.Ancak Dr.Watts'ında ifade ettiği gibi deprem öncesinde doğada ilginç olaylar gözlenmekte, yerküre içerisindeki jeolojik ve jeofizik değerler değişmektedir.Günümüzde, doğadaki bu olaylar ve yerküre içerisindeki bu değişimler belirli zaman aralıklarında izlenmekte, incelenmekte ve ölçülmektedir.Bu işlemler sonucunda da son derece kompleks olan bu doğa olayının önceden belirlenebilmesine yönelik çalışmalar sürmektedir. Ancak, günümüzde olası bir depremin koordinatlarını(yerini), zamanını ve büyüklüğünü önceden belirleyen bir teknoloji veya yöntem yoktur.

Depremleri önceden tahmin etme konusunda Dünya'da tek sayılabilecek çalışma 1975 yılında Haicheng'te(Mançurya/ÇİN) meydana gelen depremdir. Şehrin %90'ının yıkılmasına karşın can kaybı olmamıştır.

Depremlerin önceden belirlenebilmesi için kullanılan ve gözlenen olaylar şunlardır; yerkabuğu biçim değişiklikleri, eğim değişimi, öncü depremler, mikrozoning, odak derinliği, fay sürünmesindeki değişim, deprem dalga hızları, yer manyetik alanındaki değişimler, özdirenç, doğal elektrik alan, yeraltı su düzeyi, kuyu ve kaynak sularında radon gazı oranı, petrol kuyularında verim değişimi, yeraltı suyu içeriğindeki değişimler, tsunamiler, sudaki kimyasal değişimlerin izlenmesi gibi jeofizik jeolojik ve jeokimyasal yöntemler kullanılmaktadır.Ayrıca bazı hayvan ve bitki davranışlarını da esas alan araştırmalar mevcuttur.

Depremlerin önceden belirlenmesi araştırmaları kapsamında TÜBİTAK-Marmara Araştırma Merkezi ile Belediyemiz arasında 18 Nisan 2001 tarihinde imzalanarak yürürlüğe giren işbirliği protokolü gereğince Marmara Bölgesi'nde olası deprem etkinliğine bağlı olarak soğuk/sıcak su kaynaklarında fiziksel ve kimyasal parametrelerin değişimi ile sismoloji, GPS ve Uydu (sıcaklık) verileri yardımıyla, kabuk deformasyonlarını işaret eden bazı parametrelerin izlenmesi ve bu parametrelerdeki anomalilerin, eğer varsa depremlerle olası ilişkilerinin saptanması projesi uygulanmaktadır. REFERANSLAR : Ambraseys, N.N ve Finkel, C.F. 1991. Long-term seismicity of İstanbul and of the Marmara Sea region

DEPREM ŞİDDET CETVELİ :

Şiddet cetvellerinin açıklamasına geçmeden önce, burada kullanılacak terimlerin belirtilmesine çalışılacaktır. Özel bir şekilde depreme dayanıklı olarak projelendirilmemiş yapılar üç tipe ayrılmaktadır:

A Tipi : Kırsal konutlar, kerpiç yapılar, kireç ya da çamur harçlı moloz taş yapılar.

B Tipi : Tuğla yapılar, yarım kagir yapılar, kesme taş yapılar, beton biriket ve hafif prefabrike yapılar.

C Tipi : Betonarme yapılar, iyi yapılmış ahşap yapılar.

Siddet derecelerinin açıklanmasında kullanılan az, çok ve pekçok deyimleri ortalama bir değer olarak sırasıyla, %5, %50 ve %75 oranlarını belirlemektedir.

Yapılardaki hasar ise beş gruba ayrılmıştır :

Hafif Hasar : İnce sıva çatlaklarının meydana gelmesi ve küçük sıva parçalarının dökülmesiyle tanımlanır.

Orta Hasar : Duvarlarda küçük çatlakların meydana gelmesi, oldukça büyük sıva parçalarının dökülmesi, kiremitlerin kayması, bacalarda çatlakların oluşması ve bazı baca parçalarının aşağıya düşmesiyle tanımlanır.

Ağır Hasar : Duvarlarda büyük çatlakların meydana gelmesi ve bacaların yıkılmasıyla tanımlanır.

Yıkıntı : Duvarların yarılması, binaların bazı kısımlarının yıkılması ve derzlerle ayrılmış kısımlarının bağlantısını kaybetmesiyle tanımlanır.

Fazla Yıkıntı : Yapıların tüm olarak yıkılmasıyla tanımlanır.

Şiddet çizelgelerinin açıklanmasında her şiddet derecesi üç bölüme ayrılmıştır.

Bunlardan;

*) Bölümünde depremin kişi ve çevre,

*) Bölümünde depremin her tipteki yapılar,

*) Bölümünde de depremin arazi üzerindeki etkileri belirtilmistir.

MSK Siddet Cetveli :
I- Duyulmayan
(a) : Titreşimler insanlar tarafından hissedilmeyip, yalnız sismograflarca kaydedilirler.
II- Çok Hafif
(a) : Sarsıntılar yapıların en üst katlarında ,dinlenme bulunan az kişi tarafından hissedilir.
III- Hafif
(a) : Deprem ev içerisinde az kişi, dışarıda ise sadece uygun şartlar altındaki kişiler tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen hafif bir kamyonetin meydana getirdiği sallantı gibidir. Dikkatli kişiler, üst katlarda daha belirli olan asılmış eşyalardaki hafif sallantıyı izleyebilirler.
IV- Orta Şiddetli
(a) : Deprem ev içerisinde çok, dışarıda ise az kişi tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen ağır yüklü bir kamyonun oluşturduğu sallantı gibidir. Kapı, pencere ve mutfak eşyaları v.s. titrer, asılı eşyalar biraz sallanır. Ağzı açık kaplarda olan sıvılar biraz dökülür. Araç içerisindeki kişiler sallantıyı hissetmezler.
V- Şiddetli
(a) : Deprem, yapı içerisinde herkes, dışarıda ise çok kişi tarafından hissedilir. Uyumakta olan çok kişi uyanır, az sayıda dışarı kaçan olur. Hayvanlar huysuzlanmaya başlar. Yapılar baştan aşağıya titrerler, asılmış eşyalar ve duvarlara asılmış resimler önemli derecede sarsılır. Sarkaçlı saatler durur. Az miktarda sabit olmayan eşyalar yerlerini değistirebilirler ya da devrilebilirler. Açık kapı ve pencereler şiddetle itilip kapanırlar, iyi kilitlenmemiş kapalı kapılar açılabilir. İyice dolu, ağzı açık kaplardaki sıvılar dökülür. Sarsıntı yapı içerisine ağır bir eşyanın düşmesi gibi hissedilir.
*) : A tipi yapılarda hafif hasar olabilir.
© : Bazen kaynak sularının debisi değişebilir.
VI- Çok Şiddetli
(a) : Deprem ev içerisinde ve dışarıda hemen hemen herkes ratafından hissedilir. Ev içerisindeki birçok kişi korkar ve dışarı kaçarlar, bazı kişiler dengelerini kaybederler. Evcil hayvanlar ağıllarından dışarı kaçarlar. Bazı hallerde tabak, bardak v.s.gibi cam eşyalar kırılabilir, kitaplar raflardan aşağıya düşerler. Ağır mobilyalar yerlerini değiştirirler.
*) : A tipi çok ve B tipi az yapılarda hafif hasar ve A tipi az yapıda orta hasar görülür.
© : Bazı durumlarda nemli zeminlerde 1 cm.genişliğinde çatlaklar olabilir. Dağlarda rastgele yer kaymaları, pınar sularında ve yeraltı su düzeylerinde değişiklikler görülebilir.
VII- Hasar Yapıcı
(a) : Herkes korkar ve dışarı kaçar, pek çok kişi oturdukları yerden kalkmakta güçlük çekerler. Sarsıntı, araç kullanan kişiler tarafından önemli olarak hissedilir.
*) : C tipi çok binada hafif hasar, B tipi çok binada orta hasar, A tipi çok binada ağır hasar, A tipi az binada yıkıntı görülür.
© : Sular çalkalanır ve bulanır. Kaynak suyu debisi ve yeraltı su düzeyi değişebilir. Bazı durumlarda kaynak suları kesilir ya da kuru kaynaklar yeniden akmaya başlar. Bir kısım kum çakıl birikintilerinde kaymalar olur. Yollarda heyelan ve çatlama olabilir. Yeraltı boruları ek yerlerinden hasara uğrayabilir. Taş duvarlarda çatlak ve yarıklar oluşur.
VIII- Yıkıcı
(a) : Korku ve panik meydana gelir. Araç kullanan kişiler rahatsız olur. Ağaç dalları kırılıp, düşer. En ağır mobilyalar bile hareket eder ya da yer değiştirerek devrilir. Asılı lambalar zarar görür.
*) : C tipi çok yapıda orta hasar, C tipi az yapıda ağır hasar, B tipi çok yapıda ağır hasar, A tipi çok yapıda yıkıntı görülür. Boruların ek yerleri kırılır. Abide ve heykeller hareket eder ya da burkulur. Mezar taşları devrilir. Taş duvarlar yıkılır.
© : Dik şevli yol kenarlarında ve vadi içlerinde küçük yer kaymaları olabilir. Zeminde farklı genişliklerde cm.ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Göl suları bulanır, yeni kaynaklar meydana çıkabilir. Kuru kaynak sularının akıntıları ve yeraltı su düzeyleri değişir.
IX- Çok Yıkıcı
(a) : Genel panik. Mobilyalarda önemli hasar olur. Hayvanlar rastgele öte beriye kaçışır ve bağrışırlar.
*) : C tipi çok yapıda ağır hasar, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda yıkıntı, B tipi az yapıda fazla yıkıntı ve A tipi çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Heykel ve sütunlar düşer. Bentlerde önemli hasarlar olur. Toprak altındaki borular kırılır. Demiryolu rayları eğrilip, bükülür yollar bozulur.
© : Düzlük yerlerde çokça su, kum ve çamur tasmaları görülür. Zeminde 10 cm. genişliğine dek çatlaklar oluşur. Eğimli yerlerde ve nehir teraslarında bu çatlaklar 10 cm.den daha büyüktür. Bunların dışında, çok sayıda hafif çatlaklar görülür. Kaya düşmeleri, birçok yer kaymaları ve dağ kaymaları, sularda büyük dalgalanmalar meydana gelebilir. Kuru kayalar yeniden sulanır, sulu olanlar kurur.
X- Ağır Yıkıcı
*) : C tipi çok yapıda yıkıntı, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda fazla yıkıntı, A tipi pek çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Baraj, bent ve köprülerde önemli hasarlar olur. Tren yolu rayları eğrilir. Yeraltındaki borular kırılır ya da eğrilir. Asfalt ve parke yollarda kasisler olusur.
© : Zeminde birkaç desimetre ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Bazen 1 m. genişliğinde çatlaklar da olabilir. Nehir teraslarında ve dik meyilli yerlerde büyük heyelanlar olur. Büyük kaya düşmeleri meydana gelir. Yeraltı su seviyesi değişir. Kanal, göl ve nehir suları karalar üzerine taşar. Yeni göller olusabilir.
XI - Çok Ağır Yıkıcı
*) : İyi yapılmış yapılarda, köprülerde, su bentleri, barajlar ve tren yolu raylarında tehlikeli hasarlar olur. Yol ve caddeler kullanılmaz hale gelir. Yeraltındaki borular kırılır.
© : Yer, yatay ve düşey doğrultudaki hareketler nedeniyle geniş yarık ve çatlaklar tarafından önemli biçimde bozulur. Çok sayıda yer kayması ve kaya düşmesi meydana gelir. Kum ve çamur fışkırmaları görülür.
XII- Yok Edici (Manzara Değişir)
*) : Pratik olarak toprağın altında ve üstündeki tüm yapılar baştanbaşa yıkıntıya uğrar.
© : Yer yüzeyi büsbütün değişir. Geniş ölçüde çatlak ve yarıklarda, yatay ve düşey hareketlerin yön miktarları izlenebilir. Kaya düşmeleri ve nehir versanlarındaki göçmeler çok geniş bir bölgeyi kaplarlar. Yeni göller ve çağlayanlar oluşur.
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Kamu Personeli KPSS'ye Girebilir mi?

Öncelikle şu hususu belirtmek gerekmektedir. Yönetmeliğin adı kamu görevlerine ilk defa atanacaklar içindir. Ancak yürütücü kuruluş Devlet Personel Başkanlığı, uygulamayı genişletmiştir. 2000'li yıllardan bu yana bu tür sınavlara memurlar da alınmaktadır. Bu konudaki açıklamalarımızı bir sonraki dosyamıza bırakarak, haber başlığında yer alan sorusunun cevabına geçiyoruz.

Kamu personeli bu sınava girebilir mi?

Evet, gerek memur olsun gerekse sözleşmeli personel olsun (KİT II sayılı cetvel, 657- 4/B, Teşkilat Kanunlarına göre sözleşmeli personel vs.) gerekse de gerekse de işçi, geçici işçi, geçiçi personel, 2914 sayılı Kanuna tabi öğretim elemanları bu sınava girebilmekte ve sınav sonrasında yapılacak yerleştirme işlemlerine katılabilmektedir.

Asil memur ile aday memurun, sınava girmesi açısından bir farklılık var mı?

657 sayılı Kanuna göre adaylık süresi içinde memurun başka bir kurumlara nakli yapılamaz. (Madde 54/ ikinci fıkra) Bu madde hükmü sadece başka kurumlara demektedir. Bu nedenle adaylık süresi içinde bir memurun aynı kurumun farklı illerdeki teşkilatları arasında nakil olması mümkündür. kanun buna cevaz vermektedir.

Ancak, Kanunun bu hükmü yine Devlet Personel Başkanlığı tarafından genişletilmiştir. Başkanlık, "aday memur olarak çalışanların memuriyete giriş sınavları sonucuna göre kurumlarının muvafakatıyla naklen atanması mümkün bulunduğu" şeklinde görüşler vermektedir.

Bir memur sınav sonrasında yapılacak işlemlerde yerleştirmeye hak kazanırsa ne olur?

Sınav sonrasında ÖSYM tarafından yayımlanacak kamu kurumlarının talepleri iki statüdedir. Birincisi 657 sayılı kanuna göre çalıştırmak üzere memur statüsü, diğer ise 399 sayılı KHK'ya göre çalıştırmak üzere sözleşmeli personel statüsü...

Memur olarak çalışanlar: Memur olan kişi ister müfettiş, uzman, denetmen yardımcılığı gibi kariyer görevler olsun isterse de normal memurluklar olsun 657'e tabi hiçbir memur kadrosuna istifa ederek geçemez. Zira 657'nin 94'üne göre istifa eden memur, istifa ediş şekline bağlı olarak 6 ay ile 1 yıl boyunca yeniden hiçbir memur kadrosuna atanamaz. Peki bu durumdaki kişi ne yapacaktır. Bu durumdaki kişi muvafakat alarak geçiş yapmaya çalışacaktır. Muvafakat verilmemesi halinde, bu işlem dava edilebilmekle birlikte, naklen geçiş yapılmayacaktır.

Bu konuya ilişkin olarak tek tek statü bazında yaptığımız açıklamayı görmek için tıklayın.

Memur dışındaki diğer kamu personeli: 657 sayılı Kanunun 94'üncü maddesinde yer alan istifa eden memurun istifa ediş şekline bağlı olarak 6 ay ile 1 yıl boyunca yeniden hiçbir memur kadrosuna atanamaması sadece memurlara ilişkin bir hükümdür. Bu nedenle, sözleşmeli personel olarak çalışan veya 657'e tabi olarak çalışmayan diğer kamu personeli, sınav sonrasında yapılacak işlemlerde bir kadroya yerleşirse, çalıştığı görevden ayrılarak yeni görevine başlayabilir. Ancak bu durumda ilginin aynı anda iki yerden birde çalışıyor görünmemesi daha sonra oluşmaması için önemlidir.

KPSS-A için sınava girmek şart mıdır?

Müfettiş, uzman, kontrolör, denetmen yardımcılığı ve kaymakam adaylığı gibi kariyer görevler KPSS-A olarak bilinmektedir. Bu kadrolara atanabilmek için KPSS'ye girmek zorunludur. Bu zorunluluk sadece memur adayları için değil memurlar için de geçerlidir. Diğer taraftan memurların KPSS-A kadrolarında aranan yaş şartını taşımaları gerekmektedir.
Gönderen admin 0 yorum
399'a Tabi KİT’lerde Çalışan Personelin Nakli

Öncelikle şunu belirtmeliyiz: KİT'lerdeki I ve II sayılı cetvellerde yer alan personel birbirleri arasında yönetim kurulu kararı ile geçiş yapabilmektedir.
399 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesine göre genel müdür, genel müdür yardımcısı, teftiş kurulu başkanı, kurul ve daire başkanları, müessese, bölge, fabrika, işletme ve şube müdürleri, müfettiş ve müfettiş yardımcıları I sayılı cetvelde yer almaktadır. Ayrıca bunların dışında KHK'ya ekli 1 sayılı cetvelde kadro unvanları gösterilen personel de I sayılı cetvele tabi personel olarak tanımlanmaktadır. İşçi dışındaki diğer tüm unvanlar II sayılı cetvele tabi personeldir.
KİT'lerde sözleşmeli olarak göreve başlayacak ve ÖSYM kanalı ile yerleştirilen personel ile ilk önce 6 aylık bir sözleşme imzalanır. Bunların sonraki sözleşmeleri bir kereye mahsus olmak üzere cari yıl sonuna kadar yapılır. Örneğin, bir aday Mart ayında PTT'nın Avukat kadrosuna atanmış olsun. Bu kişi ile önce 6 aylık sözleşme yapılacak daha sonrada 31.12.2006 tarihine kadar olan ikinci bir sözleşme yapılacaktır. 2007'den itibaren yıllık sözleşme yapılacaktır.
KHK'nın altıncı maddesinin son fıkrasına göre "Sözleşmeli personelin, sözleşme süresi içinde görev yeri veya ünvanının değişmesi halinde sözleşme yeniden düzenlenir.” ve yine KHK'nın "görev yer değişikliği" başlıklı 9 uncu maddesinde “Sözleşme süresi içerisinde gelişen hizmet şartlarına göre sözleşmeli personelin görevi veya görev yeri değiştirilebilir. Sözleşmeli personelin daha üst bir göreve getirilebilmesi için bu görevin iş gereklerini taşıması, boş bir pozisyonun bulunması ve sicil ve başarı değerlemesinin A veya B düzeyinde olması gerekir....” hükmü yer almaktadır.
Diğer taraftan; anılan Kararnamenin 58 inci maddesinde ise “Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda uygulanması sırasında birliği sağlamak ve doğacak tereddütleri gidermekle Devlet Personel Başkanlığı yetkili ve görevlidir.Sözleşmeli personele ilişkin olarak bu Kanun Hükmünde Kararnamede hüküm bulunmayan hallerde, Devlet Personel Başkanlığının görüşü alınmak kaydıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.” denilmektedir.
I SAYILI CETVELDEKİ PERSONELİN NAKLEN ATANMASI
I sayılı cetvelde yer alan personel memurdur. Bunlar hakkında zaten 657 uygulanmaktadır. Bu nedenle, I sayılı cetvelde yer alan memurlar gerek başka bir KİT'teki I sayılı cetvele tabi bir göreve gerekse de 657 sayılı Kanuna tabi bir kurumdaki memur kadrosuna (Bakanlıklar, üniversiteler, mahalli idareler dahil) naklen geçişi mümkündür. (657 sayılı KHK/madde 74)
Buradaki bir diğer husus da şudur: Memur sözleşmeli personel pozisyonuna nakil olabikir mi? 399 sayılı KHK'nın 6 ncı maddesi 2 nci fıkrası hükmüne göre bu mümkündür ama kişinin rızası gerekmektedir.
II SAYILI CETVELDEKİ PERSONELİN NAKLEN ATANMASI
II sayılı cetveldeki personel sözleşmeli personel olarak adlandırılmaktadır. Buradaki personel genel olarak ÖSYM yerleştirmeleri ile atanmaktadır. üst düzey kadrolar ile müfettiş ve müfettiş yardımcısı dışındaki tüm görev unvanları neredeyse II sayılı cetvelde bulunmaktadır. Yani mühendisten, doktora, teknisyenden, sağlık memuruna tüm unvanlar II sayılı cetveldedir.
Sözleşmeli personel 399 sayılı KHK'nın 5. maddesi hükmü uyarınca I sayılı cetveldeki bir memur kadrosuna yönetim kurulu kararı ile atanabilmektedir. Ancak görevde yükselme KİT'lerde de vardır, bu hususun gözden ırak tutulmaması gerekmektedir.
Sözleşmeli personel, 657'e tabi bir kurumdaki memur kadrosuna atanabilir mi? Bu konudaki uygulamayı Devlet Personel Başkanlığı belirlemiştir. Bu Başkanlık sözleşmeli personelin 657'e tabi bir kurumdaki memur kadrosuna atanamayacağına karar vermiştir.
Sözleşmeli personel, başka bir KİT'teki sözleşmeli pozisyona atanabilir mi? Sözleşmeli personelin farklı bir KİT’e nakledilmesine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak sözleşmeli personel statüsünde istihdam edilmesi sebebiyle açıktan atama prosedürüne uyulmak suretiyle yeniden sözleşmeli personel pozisyonunda istihdamına bir engel bulunmamaktadır.
Sözleşmeli personelin unvanı değiştirilebilir mi? KİT'lerde çalışan sözleşmeli personelin görev unvanı 399 sayılı KHK nin 9 uncu maddesi hükümlerine uyularak değiştirilebilmektedir. Ancak unvan değişikliği sınavı ile görevde yükselme uygulaması KİT'lerde de vardır, bu hususun gözden ırak tutulmaması gerekmektedir.
KİT'LERDEKİ İŞÇİLERİN NAKLİ
a) İşçinin başka bir KİT veya kurumdaki işçi kadrosuna nakli
4857 sayılı iş kanununda işçilerin kamu kurumları arasında nakledilmesine ilişkin düzenlemelere yer verilmemiştir. Ancak kıdem tazminatı açısından 1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi hükmü uyarınca kamu işverenin değişmesi kıdem tazminatı etkilememekte olup kişinin kamu kurum ve kuruluşlarında çalıştığı tüm süreler için kıdem tazminatı verilmektedir. Yargıtay’ın kararları da bu çerçevededir. İşçi farklı kamu kurumunda boş olan işçi kadrosuna diğer kurumdan ayrılmak suretiyle başlayabilir. Bu durum devlet memurlarında olduğu gibi bir nakil değildir.
b) İşçinin başka bir KİT veya kurumdaki memur kadrosuna veya sözleşmeli pozisyona nakli
İşçi olmak memurluğa veya sözleşmeli pozisyona atanmak hakkı sağlamamaktadır. Memur olmak veya sözleşmeli pozisyona atanmak isteyenlerin KPSS'ye girmesi gerekmektedir.
Gönderen admin 0 yorum
4/B'li sözleşmeli öğretmenler kadroya geçirilecek.!!
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, TV24'te, 2008 yılının en önemli açıklamalarından birini yaptı. Açıklama, sadece MEB'de çalışan 4/B'lilere yönelik. Ama eğer, Bakan Çelik dediğini yapabilirse, bu diğer kurumlardaki 4/B'li personele de emsal olabilecek. Onlar da benzer talepler de bulunabilecek. Bakan Çelik'in açıklamasına göre 4/B'li sözleşmeli öğretmenler kadroya geçirilecek. İşte açıklamanın detayları... Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, bir TV programında sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirileceğini söyledi. Çelik, 1. atama bölgesinde zorunlu hizmet yerlerinde 5 yıl, 2. atama bölgesinde 4 yıl, 3. atama bölgesinde ise 3 yıl görev yapan sözleşmeli öğretmenlerin, hiçbir değerlendirmeye tabi tutulmadan kadroya alınabileçeğini açıkladıÇelik, 2003 yılından bu yana her yıl kamuya bırakılan kadroların yüzde 50’sinin Milli Eğitim Bakanlığı'na bırakıldığını söyleyerek, şu anda çalışan öğretmenlerin 3’te birinin kendi iktidarları döneminde atandığın anlattı.-“ŞUBAT'TA 8 BİN, 2009’DA 30 BİN ÖĞRETMEN ATAMASI YAPILAÇAK"Çelik, Şubat ayında ise 8 bin kadrolu öğretmen ataması yapacaklarını anlatırken, 2009 yılı içinde atanan öğretmen sayısında 30 bin rakamını bulacağız, belki de geçeceğiz dedi.SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLER KONUSU Sözleşmeli öğretmenlerin kadrolu öğretmenler gibi asker öğretmenlik yapabilmeleri için Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı ile görüşmeleri sürdürdüklerini açıklayan Çelik, sözleşmeli öğretmenlerin askerliklerini tecil ettirebilmesi içinde görüşüldüğünü belirtti. Sözleşmeli öğretmenlerin zorunlu hizmet bölgesinde geçen hizmet süresini kadroya geçtiğinde zorunlu hizmet bölgesinde görev süresi olarak sayılacak. Çalıştığı hizmet süreleri de kadroya geçtiklerinde ide fiili hizmete sayacağız. 4/B'ye tabi arkadaşların özre bağlı tayinleri kadrolular gibi olacağını söyledi.Çelik, 100 bin öğretmen ataması halinde, öğretmenlerin yüzde 80'inin ekders üçreti alamıyacağını belirtti.
22 Aralık 2008 Pazartesi Gönderen admin 0 yorum
19 MAYIS 1919 29 EKİM 1923 TARİHİ ARASI ÖNEMLİ OLAYLAR





Mustafa Kemal'in, "Ulusal egemenliğe dayanan, kayıtsız, koşulsuz bağımsız yeni bir Türk Devleti kurma" kararını alması ve bunu gerçekleştirecek koşulları oluşturmak amacıyla Samsun'a hareketi, tarihin akışını değiştiren bir adımdır.
"19 Mayıs" Türk Ulusu ve kendi yaşamı içinde öyle bir dönüm noktasıdır ki, Mustafa Kemal bu günü "doğum günü" olarak nitelemiştir.
Mustafa Kemal'in, "Ben, Samsun'a çıktığım gün elimde maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk Milletine güvenerek işe başladım" sözleri, O'nun kurtuluş yolunda, ulusal birliği gerçekleştirmek düşüncesiyle çıktığı Anadolu yolculuğunda Türk Ulusu'na duyduğu güveni ortaya koymaktadır.
Ulusal savaşımın bayrağını açmak için beklediği fırsat, 9. Ordu Müfettişliğine getirilmesi ile karşısına çıktı ve 19 Mayıs 1919'da ulaştığı Samsun'da kısa bir süre kaldıktan sonra 28 Mayıs 1919'da gittiği Havza'da, tüm komutanlara, üst kademedeki yöneticilere ve ulusal kuruluşlara gizli bir genelge yayımlayarak, işgal karşısında bütünleşme çağrısında bulundu.
22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgede, "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" ilkesine yer vererek, Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. İngilizlerin baskısı sonucu müfettişlik görevinden alınmak istenmesi üzerine, askerlikten ve resmî görevinden ayrılma kararı alan Mustafa Kemal, 8 Temmuz 1919'da bir duyuruyla, tüm gücüyle Anadolu'nun bağımsızlık savaşı için çalışacağını açıkladı.
23 Temmuz-7 Ağustos 1919 günlerinde, geleceğimizin sağlam temeller üzerinde biçimlenmesinin yolunu açan Kurtuluş Savaşı'nın temel ilke ve yöntemlerinin belirlendiği, Erzurum Kongresi'ni topladı. Bölgesel konuları görüşmek için toplanan Kongre'de ülkenin tümünü ilgilendiren önemli kararlar alınarak ulusal savaşımın esas programı hazırlandı.
Mustafa Kemal 7 Ağustos 1919'da Kongre'nin kapanışı nedeniyle Kongre heyetine yaptığı konuşmada, esaslı kararlar alındığını ve dünyaya Ulusumuzun varlığı ve birliğinin gösterildiğini, tarihin bu Kongre'yi ender ve büyük bir eser olarak kaydedeceğini söyleyerek, toplantının önemini ortaya koydu.
4-11 Eylül 1919 günleri arasında toplanan ve Ulusumuzun, birlik ve dayanışma içinde bağımsızlığından hiçbir koşulda ödün vermeyeceğini dünyaya duyuran Kongre olma özelliği taşıyan Sivas Kongresi'nde, manda yönetimi tümüyle reddedildi. Erzurum Kongresi kararları genişletilerek, Misak-ı Millî görüşü yinelendi. Tüm ulusal direniş örgütleri "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirildi. Yurdumuzun tamamını temsil eden Heyeti Temsiliye'nin başkanlığına seçildi.
20-22 Ekim 1919'da İstanbul'dan gelen Bahriye Nazırı Salih Paşa'yla Amasya'da görüştü. Anadolu'da başlatılan ulusal savaşımın İstanbul Hükûmeti tarafından tanınması yönünden büyük önem taşıyan Amasya Protokolü imzalandı.
7 Kasım 1919'da, İstanbul'da toplanması kararlaştırılan Osmanlı Meclisi için Erzurum'dan milletvekili seçildi.
27 Aralık 1919'da, Heyeti Temsiliye üyeleriyle birlikte geldiği Ankara, bu tarihten sonra Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önemli kararlarının alınarak, tüm Anadolu'ya yayıldığı önemli bir merkez oldu.
İstanbul'un, 16 Mart 1920'de resmen işgal edilmesi üzerine, Mustafa Kemal, bu hareketin haksız ve hükümsüz olduğunu belirterek, kapanan Meclis'in Ankara'da açılacağını tüm dünyaya ilân etti.
Mustafa Kemal, 19 Mart 1920'de yayınladığı bir genelgeyle, ulusun yeniden seçeceği temsilcilerle kurulacak yeni Meclis'in ulusun bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak önlemleri alacağını ve uygulayacağını duyurdu. Bu genelgenin ardından ülkenin her yerinde seçimler yapıldı ve Ankara'da toplanacak Millet Meclisi'nin hazırlıkları tamamlandı.
Böylece ulusal istenci gerçekleştiren ilk Meclis 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplandı ve Mustafa Kemal Meclis Başkanlığı'na seçildi.
Bağımsızlık savaşımının askerî ve siyasî önderi ve ileri görüşlü kişiliğiyle davanın beyni olan yüce önder, 11 Mayıs 1920'de İstanbul Hükûmeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
Bir an önce kurulmasına büyük önem verdiği düzenli ordu ilk başarısını, 11 Ocak 1921'de, I. İnönü, 31 Mart 1921'de de II. İnönü zaferlerini kazanıp, Yunanlıların geri çekilmek zorunda kalmasıyla elde etti.
Meclis'te uzun görüşmeler sonucu 20 Ocak 1921'de ilk anayasa olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni, Misak-ı Milli'ye ve Anayasa'nın ilkelerine uygun biçimde çalışır duruma getirebilmek için, 10 Mayıs 1921'de Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu'nu kurdu. Grubun seçilerek göreve getirilen başkanı Mustafa Kemal'di.
5 Ağustos 1921'de, Mustafa Kemal'in, geniş yetkiler verilerek üç ay süre ile Başkomutanlık görevine getirilmesini sağlayan yasa kabul edildi. "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz." anlayışı ve direktifiyle 23 Ağustos-13 Eylül günleri arasında, 22 gün 22 gece süren çarpışmalardan sonra Yunan Ordusu Sakarya Nehri'nin doğusunda tümüyle yenilgiye uğratıldı. Sakarya Zaferi'nin ardından, TBMM'nin çıkardığı bir yasayla, savaştaki üstün başarısından dolayı Yüce Önder Mustafa Kemal'e 19 Eylül 1921'de "mareşallik" rütbesi ve "gazi" unvanı verildi.
26-30 Ağustos 1922 günleri arasında Mareşal Gazi Mustafa Kemal komutasındaki Başkomutan Meydan Muharebesi, Türk Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Başkomutan'ın "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" emriyle Türk Ordusu, büyük bir moral ve güç ile İzmir yönünde ilerledi. 9 Eylül 1922'de çekilen düşman kuvvetlerinin İzmir'de yenilgiye uğratılmasıyla, 4 yıl süren Ulusal Kurtuluş Savaşımı amacına ulaştı.
3 Ekim 1922'de imzalanan ve 11 Ekim 1922'de yürürlüğe giren Mudanya Ateşkes Antlaşması ile savaş durumu sona erdi. Barış Antlaşmasının koşullarını görüşmek üzere Lozan'da yapılacak konferansa İtilaf Devletleri'nin İstanbul Hükûmeti'ni de çağırması üzerine, 1 Kasım 1922'de TBMM'nce alınan "Milletin saltanat ve hâkimiyet makamı yalnız ve ancak TBMM'dir" kararıyla saltanat kaldırıldı.
Varlığından büyük güç aldığı annesi Zübeyde Hanım'ı 15 Ocak 1923'te kaybeden Gazi Mustafa Kemal, acısına karşın, Ulusuna olan görev ve sorumluluklarını yerine getirmek için çalışmalarına ara vermedi.
29 Ocak 1923'te Gazi Mustafa Kemal, Latife Uşaklıgil ile 5 Ağustos 1925'e kadar sürecek evliliğini yaptı.
17 Şubat 1923'te İzmir'de ilk Türkiye İktisat Kongresi'nin açılışını yapan Gazi Mustafa Kemal, çağdaşlaşma yolunda, iktisadî kalkınmanın gerekliliğini vurgulayarak, siyasî ve askerî zaferlerin, ekonomik zaferlerle desteklenmeden, kısa süreli olacağına dikkat çekti.
24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla, Devletimizin uluslararası alanda siyasal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal ilişkileri yeniden düzenlendi. Yeni Türk Devleti'nin varlığının, egemenliğinin ve bağımsızlığının tanınmasını sağlayan Lozan Antlaşması ile Misak-ı Millî sınırları İtilaf Devletlerince resmen kabul edildi.
Gazi Mustafa Kemal'in, "Lozan Antlaşması, Türk milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması'yla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastin yıkılışını ifade eden bir vesikadır." sözleri, Lozan'ın tarihimizdeki yerini ve önemini gözler önüne sermektedir.
13 Ağustos 1923'te, Gazi Mustafa Kemal, ikinci kez TBMM Başkanlığı'na seçildi. 9 Eylül 1923'te, Cumhuriyet Halk Fırkası'nı kurdu. TBMM'nin aldığı bir kararla yeni devletin başkenti, 13 Ekim 1923'te Ankara oldu.
Ulusal egemenlik esasının tam olarak ancak cumhuriyet yönetimiyle olanaklı olacağını düşünen Gazi Mustafa Kemal, 27 Eylül 1923'de Neue Freie Presse muhabirine verdiği demeçte "Yeni Türkiye Anayasasının ilk maddelerini sizlere tekrar edeceğim: Hakimiyet Kayıtsız şartsız milletindir. Yürütme kudreti, yasama yetkisi milletin tek ve gerçek temsilcisi olan mecliste toplanmıştır. Bu iki kelimeyi bir kelimede anlatmak mümkündür: Cumhuriyet..." diyerek Cumhuriyet'in kurulmasının yakın olduğu işaretini verdi.
Gazi Mustafa Kemal 28 Ekim akşamı Çankaya Köşkü'nde yemeğe davet ettiği arkadaşlarına "Yarın Cumhuriyet'i ilân edeceğiz" diyerek, kurtuluş sürecinde temelleri adım adım atılan ve ulusal egemenliğe dayanan yeni yönetim biçimini yaşama geçirme zamanının geldiğini ortaya koydu. O gece, İsmet İnönü ile birlikte bir yasa tasarısı hazırladılar. 1921 Anayasa'sının 1. maddesinin sonuna "Türkiye Devletinin hükûmet biçimi cumhuriyettir" cümlesini ekleyerek, ilgili maddelerdeki gerekli değişiklikleri kaleme aldılar.
29 Ekim günü toplanan Halk Fırkası Genel Kurulu'nda konuşan Mustafa Kemal, hükûmet krizi ve bunun çözümü için Anayasa'nın 1, 2, 4, 10, 11, 12. maddelerinin değiştirilmesini ve hükûmetin şeklinin Cumhuriyet olmasını öngören teklifi sundu. Parti toplantısında kabul edilmesinin ardından Anayasa Komisyonu'nda incelenen tasarı İsmet İnönü'nün, ivedilikle görüşülmesi önerisi üzerine okundu ve ivedilikle görüşüldü: Meclis 29 Ekim 1923 günü saat 20.30'da Cumhuriyet'i ilân etti.

ECBanner bloggping TurkeyRank.Com - Pagerank Servisi pagerankonline.de - Pagerank Anzeige ohne Toolbar On our way to 1,000,000 rss feeds - millionrss.com
Seo Memurvadisi Backlink Austausch ECBannerFree Automatic Backlinks Free Automatic Backlinks Free Automatic BacklinksFree Automatic Backlinks Free Automatic BacklinksFree Automatic Backlinks
Bu sitedeki yazılar telif hakkları göz önüne alınarak yayınlanmaktadır. Kaynak göstermeksizin Tamamı veya Bir Kısmının KOPYALANMASI YASAKTIR. yayınlanan bu makale ve eserlerin hak sahipleri herhangibir nedenle telif hakkı idda ederlerse ve bizce uygun görülmesi halinde (gerçeklik esası olması dahilinde) bize lütfen mail atsınlar (ozkan@mail.nu) en kısa sürede eserleriniz sitemizden kaldırlır. © 2008 www.odeveson.blogspot.com