******************************************************************************************************************************************
Bu Sitedeki Tüm Yazılar Ücretsizdir. Sadece Sizden İstediğimiz "Allah Bu Siteyi Hazırlayandan Razı Olsun" Amin... Demenizdir.
************************************************************************************************************************************ www.odeveson.blogspot.com adresindeki yazı ve makalelerin Kaynak göstermeksizin Tamamı veya Bir Kısmının KOPYALANMASI YASAKTIR.
6 Şubat 2009 Cuma Gönderen admin 0 yorum
ÇOCUKLUK ANILARI
Çocukluklarımızdan bir zıbın, bir bebek battaniyesi, bir oyuncak kalmasa bile anılarımız her zaman parlak, her zaman canlı... sonuna kadar bizimle...Bu çocukluk anılarının oluştukları zaman süreçleri çok kısa bile olsa; yıllar sonrası akıllarımızda bu kadar canlı nasil kalabiliyorlar? Onları ebedi kılan neler?Kendi en canlı anılarıma döndüğümde yüzlercesi zihnimde nakışlı. En erken hatırlayabildiğimde üç yasindayim. Erkek kardesimle birlikte karşı caddede bir parkta oynamışız. Caddenin karşısında iki katlı evin balkonunda subay kıyafetli bir genc adam bana gülümsüyor. Bu gülüşe bir an evvel yaklaşabilmek için yanımızdaki diğer büyüğün elinden sıyrılıp caddeye atlıyorum. Bir sürü çığlıklarla beraber boyumdan buyuk bir tekerlekle burun burunayım. Tekerlek büyük bir gürültüyle ayakkabıma çok yakın duruyor... Genç subay yüzünde dehsetli bir ifadeyle balkondan atlayarak bana koşuyor... Birazdan babamın kollarındayım...
Sonra beş yaşında... Babamın bana aldığı en değerli oyuncak... Paranın para olduğu zamanlardayız. Oyuncak çok büyük bir lüks. Babam Hopa’ya gitmis. Dönüşte ellerime bir plastik tavuk veriyor. Altında tekerlekleri var; ipinden çekince tekerlekler dönüyor. Tavuğum sarı, kırmızı; bütün çocuklar hayran bakıyorlar. Hepsiyle paylaşmaya çalışıyorum. Ama yaramaz çocuklardan biri tavuğumu kapıp parkın havuzuna atıyor. Ben peşinden kurtarmak için uzanıyorum ve karanlık soğuk bir yerde buluyorum kendimi. Yavasca aşağılara inip dipte oturuyorum. Biraz sonra önümde bir genç erkek yüzü beliriyor; beni yakalayıp havuzdan cıkartıyor. Ayaklarımdan tutulup silkelendiğinde ağzımdan sular çıkıyor. Annem "Havuza çocuk düştü!" laflarına başta aldırmamış... Ben havuza düşecek yaramazlıkta değilim diye... Kalabalık yarılıp arasından annemin telaşlı yüzünü ve emniyetli ellerinin uzandığını görüyorum. Tavuğumun da kurtulduğunu görünce sevincim daha da artıyor...
Artvin ekibi ahşap binada hora tepiyorlar; ben masanın altında saklanıyorum. Şişman bir karın görüyorum; elbise annemin elbisesi; annem şişman değil, karnında bebek var! Ben de büyüyünce anne olacağım. Karnım benimde büyük olacak ve içinde bebek tekme atacak. Ama bu çok sonra olacak. Şimdi abla olacağım; papucum dama atılacak... Kim, nasıl atacak tarafı kafamı yormuyor değil!.. Biz beş katlı bir lojmanda oturuyoruz. Herhalde büyükler bir yolunu bulur diye fazla düşünmemeye çalışıyorum.
Savaş olmuş diyorlar. Ruslar gelirse diye heyecanla konuşuyor büyükler. Kıbrıs diye bir yerlerden bahsediliyor... Annem "Karartma var!" diyor ve pencerelerimize kalın battaniyeler asıyor. Gaz lambasını kısıyoruz iyice. Bu Ruslar niçin bu kadar korkutuyor bizi! Onların çocukları yok mu? Babam gitmesin diye dualar ediyorum yorganın altına saklanıp.
Bu seferki tatsiz bir anı; annemle bir tanıdık subay amca kapının önünde telaş içinde konuşuyorlar. Annem çantasını kapıp endişe ve panik içinde gidiyor bu amcayla.... Dönüşünde anlatıyor; babam bir patlamada yanmış! Annem "Çok şükür! Yanmaz kumas vermis Amerika. Askeri kiyafet de bununla dikili olduğundan bir tek elleri ve yüzü yanmıs." diyor. Benim babam kahraman olmus. İki eri kurtarmış yanmaktan. Ben gururluyum ama babam için de üzülüyor ve özlüyorum. Annem her gün babamı görmeye gidiyor ve yemek götürüyor. Bir gün beni ve erkek kardeşimi de götürüyor. Yatakta yatan adama "Bu benim babam değil!" diyen erkek kardeşim kaçıyor odadan. Ben bu adamın üzülmesini istemiyorum. Benim babama benzemiyor ama olsun; yanında annemle duruyorum. Annemin ve bu yanık adamın bakışlarından doğru yaptığımı anlıyorum.
Çocukluğumun en tatlı anılarından biri de anneannemin kırışık yüzü. Bu yüzdeki tum kırışıkları ezbere biliyorum. Koynunda yatıp elimle hepsinin en ince ayrıntılarında gezdim. Büyüyünce bu yüzü ütüleyecek özel ütü alacağim ben! Anneannem soğuk kış günlerinde benim saçlarımı elleriyle ve nefesiyle kurutuyor. Göğsünde ısıttığı havlu Onun kokusunu almış... misler gibi lavanta kokuyor. Ben de anneanne olacağım, torunlarıma O'nun bana anlattığı gibi öyküler anlatacağım, üç ayda bir maaşimi alınca nane şekeri alacağım onlara... Çamaşırlarımın arasına da lavanta kurularını diktiğim tülbent keseler içinde yerleştireceğim. Ben de torunlarıma anneannem gibi kokacağım...
Kokular, renkler, hatta temaslar ne kadar canlı. Gözlerimi kapatıp O anlara dönmek ne kadar kolay. Bu anılar hayatlarımızın köşe taşları mı oluyor? Bizi sevgilere, sevgisizliklere, umutlara, korkulara ve daha bir çok duygularin peşine sürüklenmede mıknatıslık mı yapıyorlar. Yoksa biz bu anları gördüğümüzde tanıyacak ruhları mı taşıyoruz?
Cevap ne olursa olsun gecenin bir yarısında, yorgun bir günün ucunda; çocuklarım rahat uykularında yatarken bu anılara gidip gelmek ne kadar güzel! Acı da olsalar; tatlı da... cebimde benimle buraya, bu ana kadar geldiler. Uzun örgülü saçlı, cırpı bacaklı, iri yeşil gözleri ürkek bakışlı, sivri çeneli küçük kızla gizli arkadaşlığımızın sürüp gideceğini bilmek ne kadar huzur verici.
Ya cocuklar; Onlar hangi anıları seçe seçe yollarına devam ediyorlar? Yıllar sonra ellerinde hangileri kalacak? Hangi kokular, hangi duygular, hangi olaylar ruhların derin köşelerinde ve zihinlerinin en canli hafızasına işlenecek?
Top oynarken düştüklerini mi yoksa kendilerini kaldıran eli mi? Örselenen dizlerini mi; iyileşsin diye öpen dudakları mı hatırlayacaklar? Tarçınlı kekin kokusu mu yoksa taze dikilmis bir pazen pijamayı mı hatırlayacaklar?
Kötü anıların önüne geçmek olanaksız. Kötülüklerden korunmayı, dilekten öteye geçirmek kontrolu bizde değil. Oysa ki iyi anılar edinmek ellerimizde. Belki bunlar çok olursa kötülere de yer kalmaz.
Buz gibi bir havada birlikte sıcacık bir yürüyüş, dönüşunde elbirliğiyle pişirilen kestane, bir yorganın altına büzülüp okunan bir masal kadar bir günlük boyu ancak uzun yıllara sığan cinsten... Bir kucaklama, bir "seni seviyorum" kadar bedava ama onca da eşsiz kıymette...
Hepinize ve evlatlarınıza zengin anılar dilekleriyle,
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
ÇALIŞAN ÇOCUKLAR


Onları yollarda mendil satarken, ayakkabı boyarken görürüz. Bazen tamirci dükkanlarında çırak olarak, bazen de yollarda yük taşımacılığı yaparken görürüz Türkiye’nin çalışan çocuklarını. Onlar, çocuk yaşta hayatın ağır koşullarıyla yüz yüze gelirler. Elbette onları çalışmaya iten birçok sebep vardır. Ancak, çocuk yaşta ağır iş ve sorumluluk taşımalarının birçok olumsuz sonucu vardır.

Türkiye’de çocukların çalışmasının başlıca sebebi yoksulluktur. Gelir düzeyi düşük ailelerin çocukları, en azından kendi masraflarını karşılayarak, aileye ek destek sağlamak için çalışma ortamına girmektedirler. Özellikle köyden kente göçün hızlanması gecekondulaşma sorununu başlatmış, ailelerin kent yaşamına uyum sağlayamayıp ekonomik olarak zor duruma düşmeleri, çocukları sokaklarda ve bazı iş sektörlerinde çalışmaya itmiştir.

Ülkemizde çocuk işçiliğinin yaygın oluşu sadece yoksulluğa bağlı değildir. Bazı aileler, çocuklarının meslek edinip gelecekte iş bulma şansını artırmak için, onları çalışma ortamlarına sevk etmektedir. Bu amaçla çocuklar, mobilya ve tamircilik gibi meslek dallarına çırak olarak çalışmak için verilmektedir.

Ülkemizde çocuk işçiliğinin yaygın olmasının sebepleri arasında toplumun geleneksel bakış açısı da yer alır. Çocuğun “çalışarak adam olabileceğini” düşünen bu yaklaşım, çalışmanın çocuk eğitimine olumlu etkiler yapacağı düşüncesinden kaynaklanır. Toplumda değer gören bu düşünce, çocuğun çalışmadan, hayatın zor yanlarını görmeden okumayacağı, adam olamayacağı inancındadır. “Ancak bunun yanı sıra ailelerin duyarsız ve eğitimsiz oluşu, eğitimin yaygınlaşmaması, yasal düzenlemelerin yetersiz kalışı çocuk işçiliğini yaygınlaştırmıştır” (Altunbaş, 2002).

Yapılan araştırmalara göre, çocukların en çok çalıştırıldıkları alanlar; tarım, sanayi, sosyal ve kişisel hizmetler, ticaret, lokanta ve otel hizmetleri ve sokaklardır (Altunbaş, 2002). İşverenler de çalıştırmak için özellikle çocukları tercih etmektedir. Bunun sebebi, çocukların düşük ücretle çalışmaları ve kolayca işten atılabilmeleridir. Ayrıca çocuklar işyerlerinde sigortasız olarak çalıştırılmakta, dolayısıyla işverene ucuz işgücü sağlamaktadır.

Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde çocuk işçiliği oldukça yaygındır.
“İstatistiklere göre gelişmekte olan ülkelerde, yaşları 5-14 arasında olan 250 milyon çocuktan 120 milyon kadarı tam gün çalışmaktadır” (Cumhuriyet: 11.01.2000) ancak gelişmiş ülkelerde de çocuk işçiliği tamamen ortadan kaldırılamamıştır.

Ülkemizde çalışan çocuk sayısı dört milyonu bulmaktadır. “Devlet İstatistik Enstitüsünün Ekim 1994’te uyguladığı “Çocuk İşgücü Anketi” sonuçlarına göre Türkiye’de 6-14 yaş grubundaki çocuklardan okula gidenlerin %27’si, okula gitmeyenlerin %71’i çalışmaktadır” (Altunbaş, 2002)

Çalışmanın çocuklara getirdiği, duygusal ve fiziksel açıdan birçok olumsuz sonuç vardır. Öncelikle çocuk, psikolojik olarak, çalışmaya hazır değildir. Çünkü daha oyun çağındayken kendi doğal ortamından alıkonulup çeşitli iş alanlarına sürüklenmekte, çok ağır iş koşullarında çalıştırılmaktadır. Bu sebeple, çalışan çocuklar hırçın, içe kapanık, çevresiyle uyumsuz ve özgüvensiz bir kişiliğe bürünmektedir. Ayrıca çocuklar bedensel olarak çalışmaya hazır değildirler.

Zor çalışma koşulları altında çocukta fiziksel yorgunluk meydana gelmektedir. Yani çalışmak, çocukların hem bedensel hem de ruhsal gelişimine olumsuz etki yapmaktadır. Bunun yanı sıra çalışan çocuklar okula devam edememekte, hem çalışıp hem okula giden çocuklar okulda yeteri kadar başarı gösterememektedirler. Ayrıca çocuklar, çalıştıkları işyerlerinde ve sokaklarda istenmeyen davranış ve alışkanlıklara sahip olmakta, çeşitli tehlike ve istismarlarla yüz yüze gelmektedirler.

Ekonomik koşulların iyileştirilmesiyle çocuk işçiliği büyük oranda azalacaktır. Ancak bu sorunun kolayca ortadan kaldırılamayacağı da bir gerçektir. Bu toplumsal soruna karşı hepimiz duyarlı olmalı, çocuk işçiliğine karşı toplum olarak mücadele vermeliyiz. Çünkü çocuklar bizim geleceğimizdir.
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Cumhuriyet Nasıl Kuruldu ?
Cumhuriyet böyle kuruldu


‘Hariciye Vekili İsmet Paşa, 9 Ekim 1923 tarihli bir maddelik kanun tasarısını Meclis'e teklif etti. Altında daha 14 kadar kişinin imzası olan bu kanun teklifi, 13 Ekim 1923 tarihinde uzun görüşmelerden sonra çok büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Kanun maddesi şudur: ‘‘Türkiye Devleti'nin başkenti Ankara şehridir.’’


‘Bir yemek esnasında ‘Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz’ dedim. Orada bulunan arkadaşlar, derhal fikrime katıldılar. Yemeği bıraktık. O dakikadan itibaren nasıl hareket edileceği hakkında kısa bir program yaptım ve arkadaşları vazifelendirdim. Yaptığım programın ve verdiğim talimatın uygulanışını göreceksiniz.’’



Atatürk anlatıyor


Lozan Antlaşması'nın eklerinden olan, işgal altındaki topraklarımız boşaltılması ile ilgili protokol uygulandıktan sonra, yabancı işgalinden tamamen kurtulan Türkiye'nin fiili toprak bütünlüğü sağlanmıştır.
Artık yeni Türkiye Devleti'nin başkentini kanunla kurmak icap ediyordu. Bütün düşünceler yeni Türkiye'nin başkentinin Anadolu'da veya Ankara şehri olarak seçilmesi gerektiği merkezindeydi.
Bu noktada, coğrafi durum ve askeri strateji kesin önem taşıyordu. Devletin başkentini bir an önce tesbit ederek memleklet içinde ve dışındaki tereddütlere son vermek zarureti vardı. Gerçekten, bilindiği gibi başkentin İstanbul olarak kalacağı veya Ankara olacağı meselesi üzerinde öteden beri basında demeçlere ve münakaşalara raslanıyordu.
ÖNCE BAŞKENT SEÇİLDİ: ANKARA
Bu arada İstanbul'un yeni mebuslarından bazıları, Refet Paşa başta olmak üzere İstanbul'un başkent kalması lüzumunu bazı misallere dayanarak ispat etmeye çalışıyorlardı.
Ankara'nın gerek iklim, ulaştırma araçları ve gelişme kaabiliyet ve istidatı ve gerekse mevcut tesisler ve kuruluşlar bakımından hiç de uygun elverişli olmadığını söylüyorlar ve ‘‘İstanbul'un başkent (Payitaht) olması lazımdır ve mutlaka olacaktır’’ diyorlardı.
Bu ifadeye dikkat olunursa, bizim ‘‘Başkent’’ tabirinden kastettiğimiz mana ile bu ifadelerde ‘‘Payitaht’’ tabirini kullananların görüşleri arasında bir fark görmemek mümkün değildir. Bundan dolayı, bu hususta zaten kesinleşmiş olan görüşümüzü resmi ve kanuni yoldan kabul ve ilan ettirerek (Payitaht) tâbirinin de yeni Türkiye
Devleti'nde kullanılmasının manası ve yeri kalmadığını göstermek lazım geldi.
Hariciye Vekili İsmet Paşa, 9 Ekim 1923 tarihli bir maddelik bir kanun tasarısını Melis'e teklif etti. Altında daha 14 kadar kişinin imzası olan bu kanun teklifi, 13 Ekim 1923 tarihinde uzun görüşmeler ve münakaşalardan sonra çok büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Kanun maddesi şudur: ‘‘Türkiye Devleti'nin başkenti Ankara şehridir.’’


YARIN CUMHURİYET İLAN EDECEĞİZ
Bir yemek esnasında ‘‘Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz’’ dedim. Orada bulunan arkadaşlar, derhal fikrime katıldılar. Yemeği bıraktık. O dakikadan itibaren nasıl hareket edileceği hakkında kısa bir program yaptım ve arkadaşları vazifelendirdim. Yaptığım programın ve verdiğim talimlatın uygulanışını göreceksiniz.!

Cumhuriyet ilanına karar vermek için, Ankara'da bulunan bütün arkadaşlarımı çağırmaya ve onlarla görüşmeye ve münakaşaya asla lüzum ve ihtiyaç görmedim. Çünkü onların aslında ve tabii olarak benimle bu hususta aynı düşüncede olduklarından şüphe etmiyordum. Halbuki o sırada Ankara'da bulunmayan bazı kimseler yetkileri olmadığı halde, kendilerine haber verilmeden, fikir ve rızaları alınmadan Cumhuriyetin ilan edilmiş olmasını bize gücenme ve bizden ayrılma vesilesi saydılar. O gece birlikte bulunduğumuz arkadaşlar erkenden benden ayrıldılar. Yalnız İsmet Paşa Çankaya'da misafirdi. Onunla yalnız kaldıktan sonra bir kanun tasarısı hazırladık. Bu tasarıda 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun devlet şeklini tesbit eden maddelerini şu şekilde değiştirmiştim: Birinci maddenin sonuna ‘‘Türkiye Devleti, Büyük millit Meclisi tarafından idare olunur. Meclis, Hürümetin ayrıldığı idare kollarını icra vekilleri(bakanlar) vasıtasıyla yönetir.


GÜÇLÜĞÜN GİDERİLME ZAMANI GELMİŞTİR


Öğleden sonra saat birbuçukta Parti Genel Kurulu yeniden Fethi Bey'in başkanlığında toplandı. İlk söz bendeydi. Kürsuye çıktım ve şu konuşmayı yaptım:

‘Muhterem arkadaşlar, uğraştığımız meselenin çözümünde karşılaşılan güçlüğün sebebi bütün arkadaşlarca anlaşılmıştır kanaatindeyim. Eksiklik yanlışlık, takip etmekte olduğumuz usul ve şekildedir. Gerçeği şu ki, yürürlükteki Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'muza göre bir hükümet kurmaya teşebbüs ettiğimiz zaman bütün arkadaşların her biri tek tek vekilleri ve Vekiller Heyeti'ni seçmek zorunda kalıyor. Hepimizin birden Vekiller Heyeti'ni seçmek zorunda kalmamızda görülen güçlüğün giderilmesi zamanı gelmiştir. Geçen dönemde de aynı şekilde güçlükle karşılaşılıyordu.

Görülüyor ki bu usul bazan birçok karışılıklara sebep oluyor. Yüksek heyetiniz bu güçlüğün giderilmesiyle beni görevlendirdiniz. Ben de bu arz ettiğim görüşten hareket
ederek düşündüğüm şekili tesbit ettim. Onu teklif edeceğim. Teklifim kabul edilirse kuvvetli ve kendi içinde anlaşmış bir hükümet kurmak mümlkün olacaktır. Devletimizin şeklini ve mahiyeti tesbit eden ve hepimiz için gaye olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'muzun bazı noktalarını açıklığa kavuşturmak lazımdır. Teklif şudur dedikten sonra bilinen tasarıyı okutmak üzere katip beylerden birine uzatarak kürsüden ayrıldıldım.

Abdullah Azmi Efendi'nin ‘‘Meselenin önemi meydandadır. Görüşme devam etsin’’ diye yükselen itirazına rağmen görüşmenin yeterliği kabul olundu. Ondan sonra taklifin bütünü ve arkasından maddeleri birer birer okunarak görüşüldü ve kabul edildi.


Parti grubu toplantısına son verildi ve hemen Meclis toplantısı açıldı. Saat öğleden sonra altı idi. Kanun teklifi Kanun-i Esasi Encümeni (Anayasa Komisyonu) tarafından usulüne göre incelenerek tutanağı hazırlanırken, Meclis diğer bazı meselelerle meşgul oldu. Nihayet Başkanlık kürsüsünde bulunan Başkan Vekili İsmet Bey Meclis'e şu bilgiyi verdi:

YAŞASIN CUMHURİYET SESLERİYLE


‘‘Kanun-i Esasi Encümeni, Teşkil-ı Esasiye Kanunu'nda değişiklikler yapılması hakkındaki tasarının öncelikle ve derhal görüşülmesini teklif ediyor. ‘‘Kabul!’’ sesleri üzerine tutanak okundu. Teklif olunduğu üzere görüşüldü. Nihayet kanun birçok konuşmacıların ‘‘Yaşasın Cumhuriyet!’’ sesleriyle alkışlanan konuşmalarıyla kabul edildi.


Ondan sonra, cumhurbaşkanı seçimi için mecliste oylamaya geçildi. Toplanan oyların neticesini başkanlık kürsüsünda bulunan İsmet Bey Genel Kurul’a şu şekilde bildirdi:


‘Türkiye cumhurbaşkanlığı için yapılan oylamaya, yüzellisekiz kişi katılmış ve yüzellisekiz üye oy birliğiyle Ankara mebusu Mustafa Kemal Paşa hazretlerini cumhurbaşkanı seçmişlerdir.’’
Gönderen admin 0 yorum
İlginç Beyinler
________________________________________


İngiliz bilim insanları Sandra Aamodt ve Sam Wang, yeni çıkan "Welcome to Your Brain (Beyninize Hoşgeldiniz)" adlı kitapta beyin ve sinir sistemine yönelik gözden kaçırdığınız, bilmediğiniz ayrıntıları sıraladı. İşte bu ayrıntılardan bazıları...



Beyniniz, buzdolabınızın ampulünden daha az enerji tüketir: Beyin 12 watt gücünde enerji kullanır, bu da iki muz yiyerek elde edilebilir. Dikkatli ve yoğun düşünme esnasında harcadığınız enerji o kadar küçüktür ki fark edilmez bile.



Sık yaşanan jet-lag hafızaya zarar verebilir

Sıklıkla kıtalararası uçuş yapan insanlar beyin hasarı veya hafıza zayıflığı yaşayabilirler. Muhtemelen bunun sebebi jet-lag sırasında çok fazla stres hormonu salgılanması ve bu hormonların beyin lobuna ve hafızaya zarar vermesidir.



Vardiyalı çalışmak jet-lag etkisi yapar:

Vardiya usulü çalışan insanlarda da benzer bir risk söz konusu olabilir. Çalışma saatlerinde sıklıkla meydana gelen değişiklikler, tıpkı sık yapılan uçak yolculukları gibi, strese neden olmakta bu da vücut ve beyin üzerinde hasar yaratmaktadır.



Gürültülü bir odada telefonla konuşmak zordur:

Cep telefonunuz içinde bulunduğunuz odanın sesleriyle hattın diğer ucundan gelen sesleri karıştırmak suretiyle beyninizin işini zorlaştırmaktadır. Bu durumda beyniniz telefondaki arkadaşınızın sesiyle odadaki diğer sesleri ayırt etmekte zorlanmaktadır. Telefonunuzun mikrofonunu elinizle kapattığınız anda aslında içinde bulunduğunuz odadaki seslerin telefona girmesine engel olduğunuz için ses karışımına engel olmakta ve beyninizin işini kolaylaştırmaktasınız.

Video oyunları oynayarak pratik yap:

Dikkatinizi aynı anda birden fazla şeye yöneltebilme yeteneği pratik yaparak artırılabilmektedir. Bu konuda yapabileceğiniz pratik ise, pek çok hedefe ateş etmek zorunda kaldığınız bir video oyunu olabilir. Bu tür oyunlar dikkatinizi ekrandaki her alana yaymanızı gerektireceği için olayları çabuk kavrama ve çabuk reaksiyon verme konusunda egzersiz yerine geçebilir.

Tetris hariç:
Tetris oynamak aynı etkiyi yapmaz çünkü tetris oynarken birden fazla noktaya aynı anda dikkatini yöneltmek yerine sadece bir tek parçaya odaklanmış oluyorsunuz. Ama bu şekilde bir düşünce tarzıyla çocuklara iyi bir örnek olmadığınızı da bilmelisiniz.



Beynin bir şaka merkezi vardır: Beyinlerinin ön lobu (bilhassa sağ lobu) hasar görmüş bazı hastalar, yapılan esprileri anlayamamaktadır. Genelde bunun nedeni, fıkra ya da espriye konu olan imajları yeni bir perspektifle değerlendirme aşamasında beynin normal fonksiyonlarını yerine getirememesidir. Bu türden insanlar, anlatılan bir fıkradaki hikâyeyi takip edebilir ama fıkranın sonunu nasıl bağlarsanız bağlayın asla komik bulmazlar.



O şarkıyı neden bir türlü hatırlayamıyorum?

Beynin ‘sıralı hatırlama’ fonksiyonu sayesinde günlük işlerimizi sürdürebiliyoruz. Bazen bir şarkı veya şarkının bir bölümü aklınıza takılır kalır, bir türlü hangi şarkı olduğunu hatırlayamazsınız. Hemen beyninize başka bir sıra verin. Muhtemelen beyniniz ‘dağınık hafıza kalabalığı’ içinde o unuttuğunuz şarkıyı hemen hatırlayacaktır.



Güneş ışığı hapşırmanıza neden olur:

Parlak güneş ışığına bakan pek çok kişi hapşırır. Niçin böyle bir refleks vardır ve nasıl çalışır? Hapşırma genellikle ‘rahatsız edici’ bir unsurun uyarısıyla tetiklenir. Normalde parlak güneş ışığının yalnızca göz bebeklerinin küçülmesini tetiklemesi gerekirken burun kaşındıran impulsları da aynı şekilde etkiliyor. Gözbebeklerinin küçültülmesi sinyali bu nedenle bazen hapşırmaya neden oluyor.


Kendinizi gıdıklayamazsınız:

Oturduğunuz sandalyeyi veya ayağımıza giydiğimiz çorabı –özellikle onları düşünmediğimiz sürece- hissetmeyiz ama omzumuza dokunan bir el hemen bizi irkiltecektir. Gıdıklanma hissi abartılmış bir refleks olmakla birlikte, eğer size dokunan gene size ait bir organsa, beyin bu gıdıklanmanıza değil, dokunduğunuz organdan (mesela elinizden) gelen hislere öncelik verecektir.


Esnemek beyni uyandırır:
Esneme aktivitesini uyku hali veya sıkılmış olmakla ilişkilendirmemize rağmen esnemenin fonksiyonu uyandırmaktır. Esneme, daha fazla miktarda havanın ciğerlerimize dolmasına neden olacak şekilde kas gruplarını çalıştırır ve kanımızdaki oksijen oranını hızla yükselterek bizi uyandırır. Esnemenin, vücut tarafından tam uyanıklığa erişmek amacıyla başlatılan bir hareket olduğunu düşünün. Ve esnemek bulaşıcıdır. Odada bir kişi esnerse diğerleri de esnemeye başlar.



İrtifa arttıkça beyin garip resimler görür:

Pek çok dinin hikâyelerinde yüksek yerlerde görülen özel görüntüler anlatılır. Mesela Hz.Musa Sina Dağı’nda ‘yanan bir çalı’ görmüştü. Hz. Muhammed ise Hira Dağı’nda Cebrail’i gördü. Genelde anlatılan ruhsal deneyimlerde yabancı bir varlığın hissedilmesi (sesinin duyulması) bir şekil görme veya çeşitli ışık demetleri ve huzmeleri görüldüğü ve korku duyulduğu ortak olarak belirtilmiştir.



Oksijen düşer, halüsinasyon başlar:

Bunun nedeni genelde yerden yükseldikçe havadaki oksijen oranının düşmesi ve beyne daha az oksijen gitmesidir. 2 bin 400 metre yükseklikten daha yukarı tırmanan dağcılar görünmeyen bir takım varlıkları hissettiklerini, kimisi ise yanlarındaki arkadaşlarının vücudundan ışık yayıldığını ve bazen sebepsiz yere korkuya kapıldıklarını bildirmişlerdir
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Beydeba,
Milattan Önce 1. yüzyılda yaşamış olan ünlü Hint yazarıdır. Mehmet Küşteri[1] adlı bir Türk yazarının Şeceret-ül-Beşer adlı eserinde belirttiğine göre Beydeba, M.S.81 yılında doğmuştur; musikinin mucididir. Nasihat-El-Külliye adında bir eseri Arapça'ya çevrilmiştir.[
Beydeba’nın hayatı hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Gerçek ismi ve ırkı üzerine birçok farklı görüş ortaya atılmış olsa da, tarihçilerin çoğu, adı Ketku olan bir Türk alimi olduğu kanısındadır. Bakü’de doğup, sonraları Hindistan’a göç ettiği çok rivayet edilir. Vefat yeri ve tarihi üzerine hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Fabl türünün en önemli eserlerinden biri olan Kelile ve Dimne’yi Depşelem isimli bir Hint Hükümdarı döneminde kaleme almış ve eserini hükümdara sunmuştur. Eserde bulunan hikayelerde siyaset, erdem ve eğitim gibi birçok farklı konu işlenmiştir. Bu eser zalimliği ile tanınan Hükümdar Depşelem’e dolaylı bir nasihat niteliğindedir diyebiliriz. Eser, adını ilk bölümündeki hikayelerin kahramanı olan iki çakaldan almıştır; “doğruluğu ve dürüstlüğü” simgeleyen "Kelile" ile “yanlışlığı ve yalanı” simgeleyen "Dimne". Beydeba, hiç kuşkusuz, Hint edebiyatında eşsiz bir yere ve öneme sahiptir.
Eserlerinden biri de "Bülbül ile Bağcı"'dır.
Beydeba'nın eserlerinde, hayvan hikayeleri yoluyla büyüklere hayat dersi verilmesi amaçlanmaktadır. En ünlü eseri olan Kelile ve Dımne'yi, kendi çağında yaşayan Hint prenslerine devlet hizmetlerinde gerekti olacak hayat derslerim aktarmak ve onları eğitmek için kaleme almıştır. Kelile ve Dimne, bugün bile çocuk edebiyatının vazgeçilmez malzemelerindendir.

Beydeba'nın Kelile ve Dimne'den başka Nasihat-el Külliye adlı bir eseri de vardır.
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Başkalaşım Geçiren Hayvanlar

Başkalaşım, metamorfoz olarak da bilinir, özellikle böcekler için kullanılan bu terim olup, canlının tırtıl düzeyinden yetişkin düzeye geçişi. Insecta sınıfı içerisinde sınıflandırılan canlılar, genel olarak başkalaşım geçirip geçirmemelerine bağlı olarak üç gruba ayrılırlar;Ametabolus böcekler: Bu gruba böcek olmayan altı ayaklı (hexapod) canlılardan bir kısmı girer. Bu gruptaki canlıların larva ve yetişkin halleri çiftleşme organlarının yokluğu dışında aynıdır ve metamorfoz geçirmezler. Hemimetabolus böcekler: Bu gruba pek çok böcek grubu girmektedir. Larva yetişkinlik aşamasına kademeli olarak geçer ve koza aşaması yoktur. Holometabolus böcekler: Kelebekler ve pek çok böcek sınıfının dahil olduğu bu grupta yaşam döngüsü, tırtıl, koza ve yetişkin aşamalarından oluşur. Peki hangi
Kelebek, böceklerin, pulkanatlılar veya kelebekler (Lepidoptera) takımının kanatlı fertlerine verilen genel ad. 150.000 kadar türü bilinmektedir.
Vücutları kiremit dizilişi şeklinde renkli pullarla örtülüdür. Pullar, uçları yassılaşarak genişlemiş kıllardır. Ufak sarsıntılarda koparlar. İki çift olan kanatlarının büyüklüğü türlere göre değişir. Pek az türde ve bazı türlerin dişilerinde kanat bulunmaz. Emici tipteki ağız parçaları hortum şeklindedir. Kullanılmadığı zamanlar bu hortum başın alt tarafında helezon biçiminde kıvrılır. Balözü emerler. Çiçeklerin balözünün tadını ayaklarıyla alırlar. Tat alma cisimcikleri ayaklarına yerleşmiştir. Ayaklarıyla çiçeğin suyunu kontrol ederler. Beğendikleri takdirde kıvrılı duran hortumlarını uzatarak emerler.
Tırtıllarda üç çift göz ve 2-5 çift karın bacağı bulunur. Ağız parçaları ısırıcı çiğneyicidir. Alt dudağa dökülen ipek salgı bezleri vardır. Oburca beslenen tırtıllar, 4-5 defa deri değiştirirler. Normal iriliğe ulaşınca ipek salgısı ile kendilerine koza örerler.
Koza içinde erginin şekillendiği pupa durumuna geçer. Bir müddet sonra pupa kabuğunu yırtar ve kozadan genç ergin yeni kelebek ortaya çıkar. Fakat hemen uçamaz. Kanatlarındaki damarların kanla dolması ve kuruyarak güçlenmesi için birkaç saat beklemesi gerekir. Bazı erginlerin ömrü 24 saat, bir kısmının 1-2 aydır. Hayatları birkaç mevsim sürenler kış uykusuna yatar veya daha sıcak bölgelere göç ederler. Bunlar yüzlerce kilometrelik yolu uçabilecek güçtedir. İngiltere’de yaygın bir tür, havalar soğumaya başlayınca Kuzey Afrika’ya göç eder. Kuşların aksine kelebeklerin göçü tek yönlüdür. Amerika’da yaşayan bir çeşidin dışında hiçbiri geri dönmez.
Kelebeklerin başkalaşımı ile ilgili bir video için buraya tıklayın
Kurbağalar
, iki yaşamlılar (Amphibia) sınıfındaki türlerin %88'ini ve Anura takımını oluşturan hayvanlardır. Anura, Yunanca‘daki “yokluk” ön eki olan “an-” ile yine Yunanca’da “kuyruk” anlamına gelen “oura” sözcüklerinden türetilmiş bir terimdir ve “kuyruksuz” demektir.
Erişkinlerinin uzun arka bacaklar, tıknaz gövde, araları zarlı parmaklar, çıkık gözler ve kuyruksuzluk gibi özellikleri bulunan kurbağaların büyük çoğunluğu yarı sucul bir yaşam sürer ama tırmanarak ya da zıplayarak karada da rahatça hareket edebilirler. Yumurtalarını tipik olarak su birikintileri, gölcük ya da göllere bırakan kurbağaların iribaş adı verilen ve suda gelişen larvalarında ön ve arka bacaklar yokken, su içinde soluyabilmek için solungaçlar ve yüzebilmek için yüzgeçli kuyruk vardır. Çoğunluğu otçul olan ve solungaçlarından süzülen alglerle beslenen iribaşlardan başkalaşan erişkin kurbağalar, sıklıkla eklem bacaklıları, karından bacaklıları ve halkalı solucanları içeren etçil bir yaşam sürerler.

Özellikle çiftleşme döneminde belirginleşen ve halk arasında “vıraklama” olarak anılan seslenişleriyle dikkat çeken kurbağalar, ekvatordan kutup altı bölgelere kadar olan, geniş bir yayılım alanında bulunurlar. Çoğunluğu tropik yağmur ormanlarında olmak üzere, toplam 33 familyaya dağılmış yaklaşık 5250 türü bulunan bu canlılar, çeşitliliği en fazla olan omurgalılardandır. Ancak, kimi kurbağa türlerinin giderek azalan sayıları da dikkat çekmektedir. Kurbağalar yazın toprağın altında kurur.Gümüşçün
Gümüşçün (Lepisma saccharina), Lepismatidae familyasından vücutları gümüşümsü bir renk ile kaplı olan böcek türü.
Yetişkinlerinin boyları 12-19 mm arasındadır. Kanatları yoktur. Gümüşçünlerin dişileri günde ortalama 1-3 yumurta bırakırlar. Yumurtlamak için seçtikleri yerler yarıklar, hareketsiz nesnelerin altları, süpürgeliklerdir. Yumurtaları, ev koşullarına çok uygun 20-22 C derece ve %50-75 oranında nemde gelişirler. Yumurtadan erişkin hale gelmesi 3-4 ayı bulur. Yaşam süreleri üç yıldır.
Tüm gümüşçünler gün boyunca çatlak ve küçük aralıklarda saklanırlar. Evin her bölümünde görülebilir. Gümüşçünlerin kütüphaneler, ofisler ve arşivleri de istila etmeleri söz konusudur. Yiyecek aramak için dolaşırlar, ancak kaynağı bulduklarında ona yakın yerleşirler ve hareketleri azalır. Besin almadan ve su içmeden haftalarca yaşamını devam ettirebilir.
Kağıt zararlısı olarak da bilinirler. Bina içlerine karonlar, kağıtlar, koliler, duvar kağıtları ve kitaplarla girerler. Özellikle sırlanmış kağıtları ve duvar kağıtları gibi yapışkanlı kağıtları tercih ederler. Proteinli besinleri tercih ederler. Kendi türleri dahil ölü böcek kalıntıları ile beslenirler.
Hamam Böcekleri
Hamam böceği, Blattodea (bazen Blattaria ismi de kullanılır) takımını oluşturan böcek türlerine verilen ad. Takımın isimleri Yunanca blatta sözcüğünden türemiştir. Sözcüğün anlamı “hamam böceği”dir. 6 farklı familyada yaklaşık 3.500 tür bulunmaktadır. Hamamböcekleri, 2.000 metreden daha yüksek yerler ve kutup bölgeleri dışında, dünyanın her yanında bulunurlar.
Bu böcekler sıcak ve rutubetli yerleri severler. Karanlıkta dolaşırlar. Nişastalı ve şekerli gıdaları severler. Dişiler 18-30 adet yumurtayı bir arada bulunduran yumurta paketlerini dolaştıkları yerlere bırakır. Bunlardan uygun ısı ve rutubette nimfler çıkar. Yumurtadan nimflerin çıkması oda sıcaklığında, Blatella germanica’da yaklaşık 28 günde, Blatta orientalis’te 42-81 günde, Periplanata americana’da ortalama 59 günde olmaktadır. Nimfler birçok kez gömlek değiştirerek erişkin devreye ulaşırlar.Erişkin devreye ulaşmaları Blatella germanica’da yaklaşık 2 ay, Blatta orientalis’te yaklaşık 1 yıl, Perilpanata americana’da 285-642 gün sürer.

Pireler

Pire, Siphonaptera takımını oluşturan kanatsız, küçük, kan emici 1.600 dolayında böcek türüne verilen genel bir addır. Tropik, astropik ve ılıman bölgelerden kutup bölgelerine kadar yayılmış olan bu böcekler özelleşmiş vücut yapıları sayesinde memelilerin ve kuşların derisine tutunarak kanlarını emer, konakları arasında yer değiştirirken son derece tehlikeli hastalıkları da bulaştırabilir. Vebanın insanlara bulaşmasında baş rolü oynayan keme piresi (Xenopsylla cheopis) ve akrabaları ortaçağda Avrupa nüfusunun yaklaşık dörtte birinin ölümünden sorumludur. Pireler dış parazitlerdir. Memelilerin ve kuşların kanlarını emerek yaşamlarını sürdürürler. Boyları 1,5 milimetreden 3,3 milimetreye kadar değişiklik gösterir. Hızlı hareket edebilen genelde koyu renkli canlılardır. Genellikle köpek, kedi, insan, tavşan ve kümes hayvanlarında bulunurlar ve ısırdıkları yerleri uyuşturmak için kullandıkları salgı kaşınıtı yaratır. Alerjik reaksiyon gösterildiği takdirde deride kızarıklıklar oluşur. Taşıdıkları Yersinia pestis adlı virüs insanlara bulaştığında ölümcül hıyarcıklı veba hastalığı meydana gelebilir.
Ev Sineği
Peygamber Devesi
Sinek kurdu
Nimfitler, Çekirgeler ve Yusufcuklar
Mayhoş(Mayfly)
Gönderen admin 0 yorum
ALİ KUŞÇU

XV. YÜZYILIN ÜNLÜ ASTRONOM VE MATEMATİK BİLGİNİ

Babası, Horasan ve Maveraünnehir bölgesinin hükümdarı Uluğ Bey’in kuşçubaşı (doğancıbaşı) olduğundan, daha çok bu adla meşhur olan Ali, XV. Yüzyılın başlarında dünyaya geldi. Doğum yeri ise, Maveraünnehir bölgesinin Semerkant şehri kabul edilmektedir.
Küçük yaşta astronomi ve matematiğe büyük ilgi duyan Ali KUŞÇU, ilk öğrenimini Uluğ Bey’in hükümdarlığı sırasında doğum yeri olarak kabul edilen Semerkant’ta tamamladı. Hükümdar ve çağın ünlü bilgini Uluğ Bey’den, Kadızade Rumi, Gıyasüddin Cemşid ve Muinüddin Kaşi’den astronomi ve matematik dersleri aldı. Daha sonra gizlice Kirman’a gidip orada öğrenimini tamamladı. Kirman’da Ay’ın evrelerine ilişkin yazdığı Risale-i Hallü’l-Kamer adlı incelemesini, kaçışını affettirmek için dönüşünde Uluğ Bey’e sundu. Bunun üzerine Uluğ Bey, ali KUŞÇU’ya Kadızade Rumi’nin ölümü nedeniyle boşalan Semerkant Rasathanesi (gözlemevi)’nin müdürlüğü görevini verdi. 1449’da uluğ Bey, oğlu Rüknettin’in başlattığı bir ayaklanmada öldürülünce Ali KUŞÇU Tebriz’e gidip, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’a sığındı. Bir süre sonra Akkoyunlularla Osmanlılar arasındaki barış görüşmeleri için İstanbul’a gelip Fatih Sultan Mehmet’le görüşen Ali KUŞÇU, Fatih’in teklifi üzerine elçilik görevini tamamladıktan sonra ailesi ve yaklaşık yüz kişiden oluşan yakınları ile birlikte İstanbul’a geldi. Burada Fatih’in büyük ilgisini gören Ali KUŞÇU, Ayasofya Medresesi (bugünkü anlamıyla üniversite)’inde verdiği derslerle bilim tarihinde adları saygı ile anılan Mirim Çelebi. Sarı Lütfü, Sinan Paşa gibi değerli bilginler yetiştirdi. 6 aralık 1474 yılında arkasında birçok eser ve yukarıda adları bulunan birçok bilginler gibi bilginleri bırakarak dünya hayatını tamamladı. Mezarı İstanbul’da Eyyüb Sultan türbesindedir.

BİLİME KATKILARI

Ali KUŞÇU’nun bilime katkılarını sıralamadan önce, özellikle onun yalnız telif eserlerle değil, eğitim-öğretim ve yetiştirdiği bilginlerle çağını aşan bir bilgin olduğunu belirtmekte yarar var. Ayrıca Ali KUŞÇU’ya evrensel bilim adamlığı ünvanını kazandıran etkenin Semerkant Rasathanesi’nde çalışması ve Zic-i Uluğ Bey’e (Uluğ Bey’in Kataloğu) katkıda bulunması olduğunu da belirtmemiz gerekir. Bilndiği gibi Zic-i Uluğ Bey yada Zic-i Gürgani olarak adlandırılan yıldız kataloğu, başta Uluğ Bey olmak üzere Gıyaseddin Cemşid, Kadızade Rumi ve Ali KUŞÇU’nun rasathanede yaptıkları ortak çalışmanın bir ürünüdür. Eserin hazırlanması sırasında önce Gıyaseddin Cemşid’in arkasından Kadızade Rumi’nin öldürülmesi ile yarıda kalan katalog, Ali KUŞÇU tarafından tamamlandığından, özellikle onun esere büyük katkısı oldu ki, Uluğ Bey eserin ön sözünde Ali KUŞÇU için “değerli oğlumuz” sözünü kullanarak, hem bir öğrenciden çok dost ve evlat olarak yaklaştığını ve hem de esere büyük katkısını ortaya koymaktadır. Bu nedenle Zic-i Uluğ Bey’e Ali KUŞÇU’nun bir eseri olarak bakılabilir. Bu düşünceden hareketle sözünü ettiğimiz eserin astronomiye katkısını belirtmeye çalışalım ki bu, aynı zamanda Ali KUŞÇU’nun da bilime yapmış olduğu katkılardır.
1018 yıldızın konumunu içeren Zic-i Uluğ Bey, dört bölümü kapsar.
Birinci bölüm, farklı kimseler tarafından kullanılan değişik kronoloji sistemlerini ,
İkinci bölüm pratik astronomi,
Üçüncü bölümyer merkezli evren sistemine göre hareket eden gök cisimlerinin görünen hareket konularını,
Dördüncü bölüm ise, astroloji konusundadır.
Astronomi ve matematik konusunda ortaya koyduğu eserlerin yanı sıra bilime yaptığı katkılardan bir diğeri ise, Fatih’in teklifi ile İstanbul’a geldikten sonra başlattığı bilimsel çalışmalardır. İstanbul’da Ayasofya Medresesi (Üniveristesi) müderrisliğine (profesörlüğüne) getirildikten sonra, Osmanlı Devleti’nin ilk matematik ve astronomi hocası unvanını kazanan Ali KUŞÇU, özellikle astronomi, ve matematik konularında çağının sınırlarını aşacak kadar önemli eğitim ve öğretim çalışmalarında bulunmuş ve üniversitesinin programlarını yeniden düzenlemiştir.

ESERLERİ

Ali KUŞÇU’nun matematik ve özellikle astronomi kitapları, Osmanlı medreselerinde Batı bilim anlayışının yerleşmesinden sonra da uzun süre okutulmuştur. Bunlardan ortak bir çalışma olarak bahsettiğimiz Zic-i Uluğ Bey’i dışarıda tutacak olursak, en önemli eserlerinden bazıları şunlardır:
1. Zic-i Uluğ Bey Şerhi : Zic-i Uluğ Bey adlı yıldız kataloğunun açıklaması olan eser, Farsça yazılmış olup, çağını en ileri kuramsal matematik bilgilerini içerir.
2. Risaltü’l-Fethiye : 19. yüzyılda İstanbul Mühendishanesi’nde (Teknik Üniversitesi) ders kitabı olarak okutulan bu eser, Ali KUŞÇU’nun Risale fi’l-Hey’e adlı eserinin Arapçasıdır. Ali KUŞÇU bu eserin sonuna gök cisimlerinin yere uzaklıklarını gösteren bir bölüm ekleyerek, Otlukbeli Zaferinin bir armağanı olarak Fatih’e sunmuştur. Bu eserde Ali KUŞÇU ekliptiğin eğimini 23o 30’ 17’’ olarak tespit etmiştir ki bu, günümüz modern astronomi verilerine de oldukça yakındır.
3. Risale-i Muhammediye : Ali KUŞÇU’nun Semerkant’ta iken Frasça olarak yazdığı Risale fi’l Hesab adlı kitabını sonradan Arapçaya çevirerek gene Fatih’e sunduğu eser, matematik konusunda yazılmıştır.
4. Risale-i Hisap (Aritmetik Risalesi)
5. Tecrid'ül Kelam (Sözün Tecridi)
6. Risale-i Adudiye
7. Unkud-üz zvehir fi Man-ül Cevahir (Mücevherlerin Dizilmesinde Görülen Salkım)
8. Vaaz
9. İstiarad
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
ÇALIŞANLAR VE ADAYLARIN DİKKATİNE: MEMURLAR İLE KİTLERDEKİ SÖZLEŞMELİ PERSONEL ARASINDAKİ FARK

24.12.2008

Bu yazı hem KPSS adayları hem KİT lere geçmek isteyen kamu çalışanları için önem arz etmektedir. KİT lerdeki personel rejimi normal kamu kurumlarından farklılıklar arz etmektedir.

KİT lerdeki personel 399 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnameye tabi olarak istihdam edilmektedir. KİT lerde istihdam edilen en büyük kategori sözleşmeli personeldir. Aşağıda sözleşmeli personel ile memurlar arasındaki farklar belirtilmeye çalışılmıştır.

MALİ OLARAK:

399 sayılı KHK na tabi sözleşmeli personelin ücretleri genel olarak memur olarak çalışanlardan daha yüksektir. Burada bir rakam belirtmek doğru olmamakla beraber örnek olması açısından Bu tarih itibariyle KİT lerde En düşük ücretin 1.350 YTL civarında olduğunu belirtebiliriz. Oysa KİT lerin dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarında memur olarak çalıştırılmakta olanlara yapılan en düşük ücret 1100 YTL civarıdır. Bunların dışında yine KİT lerdeki sözleşmeli personelin aldığı sicillerdeki başarı puanlarının yüksekliği ile bağlantılı olarak almakta oldukları ücretleri % 8 varan oranlarda artabilmektedir. Bunun dışında diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki personelin de yararlanabilmesine karşılık Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından başarının elde edilme durumunda da KİT lerdeki sözleşmeli personelin ücretinin yine oransal olarak bir miktar artması mümkündür.

Bazı KİT lerde ise ücret yukarıda verilmiş olan ortalamanın da üzerindedir. Kendi içlerinde de ücret yapıları standart bir yapıya sahip değildir. Memurlar için bu imkanlar bulunmamakla beraber bazı kurumlarda çeşitli adlar altında ek ödeme kalemleri vardır. Fakat ortalamaya vurulduğu takdirde KİT ile memurlar arasındaki ücret farklarına dair burada yapılmış olan ifadelere vurgu yapılabilir.

SOSYAL İMKAN OLARAK:

KİT ler kendi bütçelerini kendileri hazırlayan ve daha çok üretime dönük olarak faaliyette bulunan icracı kuruluşlardır. Piyasa koşullarında daha yakın olarak faaliyette bulunmaktadır. Bu nedenle diğer kamu kurumlarından daha kolay olarak harcama yapabilmektedirler. Bu durumdan dolayıdır ki genel olarak bütün KİT lerin personelinin sahip olduğu sosyal imkanlar memurlarla kıyaslanmayacak derecede daha iyidir. Kurumların sahip oldukları donanım genel olarak daha iyidir . Lojmanlar görece daha fazladır. KİT lerin kamp, misafirhane gibi imkanları daha yüksektir. Hemen hemen bütün KİT lerde servis imkanı vardır. Oysa memurlar için bu tür imkanlar çoğu kez yoktur.

DİĞER KURUMLARA GEÇEBİLME OLANAĞI AÇISINDAN:

Bu imkan memurlar lehine olan bir durumdur. Memurlar, KİT lerin deki sözleşmeli personel pozisyonlarına yıl içerisindeki atanabilmekle beraber sözleşmeli personel için bu imkan yoktur. KİT lerdeki sözleşmeli personeller ancak başka bir KİT e atanabilir. Oysa memurlar hem diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki boş memur kadrolarına naklen atanabilirler hem KİT teki durumlarına uygun olan boş sözleşmeli personel pozisyonlarına atanabilirler. Bu açıdan kıyaslandığı takdirde memur olarak çalışmakta olanların çok geniş imkanlara sahip oldukları vurgulanabilir.

YÜKSELME DURUMU AÇISINDAN:

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki belli koşulları sağlayan kişilerin siyasi referansları da arkalarına almaları durumunda yükselmeleri kolaydır. Bunun dışında 1999 yılında yayınlanmış olan, bugünkü adıyla Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelik” le müdür ve bu düzeye kadar olan görevlere atanabilmeye ilişkin aranan kriterler genel olarak belirtilmiştir. Her kurumda sahip olduğu görevlere yükselmede arayacağı kriterleri bu Genel Yönetmeliğe uygun olarak çıkarmış oldukları Yönetmelikle düzenlemiştir. Bu görevlere kadarki yükselmelerde idarecinin kendi yapısının yükselme imkanları açısından çok yüksek olduğu ifade edilebilir.

Bütün bunlara rağmen genel olarak memurların daha kolay ve fazla yükseldiğini belirtebiliriz. Bunun en büyük nedeni memurların hem diğer kurumlardaki memurluklara hem KİT lerde mevcut olan boş müdürlüklere, sözleşmeli personel pozisyonlarına atanmalarının hukuken ve fiilen mümkün olmasıdır. Buna karşılık sözleşmeli personel pozisyonlarında görev yapmakta olan kişilerin diğer kurumlardaki memurluklara atanmalarındaki kısıtlılık yükselmelerini de etkilemektedir.

KİT teki sözleşmeli personelin kendi içlerinde mevcut boş pozisyonlara atanarak yükselme imkanı vardır. Ayrıca yine her KİT te 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olarak da faaliyette bulunan kadrolara da belli kriterlere sahip olarak atanmaları suretiyle yükselme imkanları mevcuttur. KİT lerdeki memurluklar I sayılı Cetvelinde çalışmakta olup en düşük seviyeli unvan müdür yardımcısıdır. Sözleşmeli personelin bu kadrolara atanarak memur statüsüne geçmesi mümkündür.

ADAYLIK SÜRESİ:

Memurlar için adaylık süresi bir yıldan az iki yıldan çok olamaz. Kurumlar bu süre içinde adayların asaletlerini onaylamak zorundadır. Bu sure içinde adaylık eğitimine tabi tutulur. Bu eğitimlerde başarısız olanın memuriyetle ilişkisi kesilir. Adaylıklarının onaylanmayarak memuriyetle ilişkisinin kesilmesi durumu çok işletilen bir durum olmadığı gibi buna binde bir rastlandığı da söylenebilir. Konuya ilişkin olmak üzere 657 sayılı DMK nun 55’inci maddesinde “ Aday olarak atanmış Devlet memurunun adaylık süresi bir yıldan az iki yıldan çok olamaz ve bu süre içinde aday memurun başka kurumlara nakli yapılamaz.” Hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan KİT lerdeki sözleşmeli personel pozisyonlarına atananlar için bir adaylık suresinden bahsetmek mümkün değildir. Buna karşılık sözleşmeli personel pozisyonlarına atananlar için bir deneme süresinden bahsedilebilir. Sözleşmeli personelin deneme süresi altı aydır. Sözleşmeli personelin ilk sözleşmesi 6 ay için yapılır. Daha sonraki yıllıktır. Her yıl sözleşme otomatik olarak yenilenir. Unvanının değişmesi durumunda yeni bir sözleşme yapılır. Bunun dışında yapılmaz.

İZİN SÜRESİ:

Memurlar için izin süresi hizmeti 10 yıla kadar 20 daha sonraki yıllar için 30 gündür. Memur en fazla iki yıllık iznini bir arada kullanabilir. Sözleşmeli personelden de hizmeti 10 yıla kadar olanlara 20 gün daha sonraki yıllar için 30 gün olup , söz konusu izinlerin sonraki yıla devredilmesi mümkün değildir. Sözleşmeli personel izin süresini ait olduğu yıl kullanmalıdır

Konuyu düzenleyen 657 sayılı Kanunun 102 inci maddesinde “Devlet memurlarının yıllık izin süresi, hizmeti 1 yıldan on yıla kadar (On yıl dahil) olanlar için yirmi gün, hizmeti on yıldan fazla olanlar için 30 gündür. Zorunlu hallerde bu sürelere gidiş ve dönüş için en çok ikişer gün eklenebilir.” hükmüne 103 üncü maddesinde de “ Yıllık izinler, amirin uygun bulacağı zamanlarda, toptan veya ihtiyaca göre kısım kısım kullanılabilir. Birbirini izleyen iki yılın izni bir arada verilebilir. Cari yıl ile bir önceki yıl hariç, önceki yıllara ait kullanılmayan izin hakları düşer.” hükümlerine yer verilmiştir. 399 sayılı KHK nin 21 nci maddesinde, “Sözleşmeli personelden hizmeti 10 yıla kadar olanlara (10 yıl dahil) yılda 20 gün, 10 yıldan fazla olanlara yılda 30 gün ücretli izin verilir. Yıllık izin verilmesine esas hizmetin tespitinde kamu kurum ve kuruluşlarında geçen fiili hizmet süreleri ile askerlik hizmeti gözönüne alınır. Bu şekilde hizmet süresi bir yıldan az olanlar ile kısmi zamanlı istihdam edilenlerden bir yıldan az süreli sözleşme yapılanlara (yıl içinde memur statüsünden sözleşmeli statüye geçirilenler hariç) yıllık izin verilmez.” Hükmüne yer verilmiştir.

GÜVENCE:

Memur olarak çalışmakta olanların mı yoksa sözleşmeli olarak çalışmakta olanların mı güvencelerinin daha yüksek olduğu tartışma götürmektedir. Aslında KİT ler deki sözleşmeli personelin sahip olduğu güvence memurun sahip olduğu iş güvencesi gibidir. Bu nedenle kesinlikle sözleşmeli personel memurdan daha az veya daha çok güvencelidir denemez. Sözleşmeli personelin koşullarını belirleyen mevzuat güvenceyi de sağlama almıştır. Adına sözleşmeli personel denmesi adaylarda bir tedirginlik yaratsa da buralardaki sözleşmeliliğin sahip olduğu güvence adına sözleşmeli personel denen diğer kategorilerden çok daha fazladır. Bu sebeple güvence açısından çok rahat edilmesi en doğru davranıştır.

TAYİN HAKKI AÇISINDAN:

399 sayılı KHK ye bağlı sözleşmeli personelin sahip olduğu güvencelerden yukarıda bahsedilmişti. Güvenceyi besleyen tayin hakkı da aynı memurların durumu gibidir. Kurum için de tayin hakları vardır. Özür(eş,sağlık gibi) durumuna dayalı olarak da tayinlerini talep edebilme hakları vardır. Teşkilatlarının olmadığı kurumlarda da diğer KİT lere geçebilme durumu da yine memurlarda olduğu gibi söz konusudur. Burada da bir çok defa referansla desteklenmesi gerekmektedir.

ASKERLİK DURUMU AÇISINDAN

399 sayılı KHK neye tabi olarak çalışan sözleşmeli personelin diğer sözleşmeli personelden farklı olarak askerlik dönüşü işe başlama problemi yoktur. Aynı memurlarda olduğu gibi 399 sözleşmeli personelde askerlik süresince ücretsiz izinli sayılmakta, askerlik görevinin bitmesinin müteakip çalıştığı kuruma başvurabilmekte ve Kurumun da işe başlatma yükümlülüğü söz konusudur.
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Sözleşmeli memura müjde
Sözleşmeli memura yeni haklar geliyor. İlk olarak maaşlarına zam yapılacak ardından da tayin hakkı tanınacak.

Sözleşmeli personelin çalışma koşullarını düzenleyen esaslarda değişikliklere gidiliyor. Sözleşmeli personele yeni haklar getiren taslak Bakanlar Kurulu Kararı haline dönüşmeyi bekliyor.
Söz konusu taslağın sözleşmeli personel için önemli olduğuna dikkat çeken Sağlık-Sen, girişimlerini sürdürüyor. Taslağa göre iller 5 gruba ayrılıyor. Sözleşmeli personelin brüt maaşına; 3. gruba giren illerdeki çalışanlar için yüzde 10, 4. gruba giren illerde yüzde 20, 5. gruba giren illerde ise yüzde 25 artış geliyor.
SÖZLEŞMELİYE DOĞUM İZNİ
Sözleşmeli kadın personelin doğum öncesi ve sonrası izinleri de getirilen düzenlemeyle ücretsiz izin statüsünden çıkartılıyor. Buna göre, doğum izni kullanan sözleşmeli kadın personel, daha önce bağlı olduğu sosyal güvenlik kurumundan üçte iki oranında geçici iş göremezlik parası almakta iken, yapılan düzenleme ile izinli olduğu dönemde kurumundan tam maaş alacak. Bir yıllık ücretsiz doğum izni kullanan sözleşmeli kadın personelin işe geri dönmesi için boş vizeli pozisyon bulunması şartı da düzenleme ile ortadan kalkıyor. Buna göre, sözleşmeli kadın personel bir yıl içinde başvurusu halinde işine dönebilecek.
ASKERLİK SONRASI DÖNÜŞ
Taslakta sözleşmeli personele becayiş ve askerlik sonrası işe dönüş hakkının yanı sıra sağlık mazereti nedeniyle yer değiştirme hakkı da tanınıyor. Taslak, sözleşmeli personele eş durumu tayin hakkını ise kısıtlı şekilde tanıyor. Sağlık-Sen, eş durumu tayini ile ilgili taslakta yer alan düzenlemeye, bu konuda fiilen yaşanan mağduriyeti sona erdirmeyeceği gerekçesiyle karşı çıkıyor. Bu konu hakkında 6 Ocak 2009 da Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala ile görüşen Sağlık-Sen Başkanı Mahmut Kaçar, taslakta yer alan eş durumu tayin hakkı ile ilgili düzenlemenin kadrolu kamu personeline tanınan haklarla aynı hakları içermesi gerektiği görüşünü aktardıklarını söyledi.
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Kpss tercihinde bulunacaklara ip uçları

1-Soru: Yüksek lisansını lisans branşından farklı bir branşta tamamlamış aday yüksek lisans branşına göre müracaat edebilirmi?
Cevap : Hayır. Kpss yerleştirmelerinde lisan öğrenimi değerlendirilir.
2-Soru :Meb onaylı Bilgisayar işletmeni sertifikası yerine Ünviversite de bilgisayar dersi almış olmak yeterlimidir.
Cevap : Evet.Ünviversite de zorunlu/ortak/seçmeli olarak bilgisayar dersi alan ve bu hususu resmi olarak belgeleyen adaylarda meb onaylı sertifika sahibi sayılmaktadır.
3-Soru : Tercih sıralaması önemlimidir?
Cevap : Evet Önemlidir.Aynı Ünviversite sınavında olduğu gibi tercih edilen kadroya tercih edenler arasından en yüksek puandan başlamak suretiyle yerleştirme yapılmaktadır.
4-Soru :Derece /kademesi belirtimeyen kadrolar hangi statüdedir?
Cevap :Derece/Kademesi belirtilmeyen kadrolar KİT'lerdeki sözleşmeli pozisyonlardır. Ancak bu kadrolar 657 Sayılı devlet memurları kanununun 4/B maddesine tabi sözleşmeli pozizyonlar değildir. 399'a tabi sözleşmeli olarak sınıflandırılan bu kadrolar 657 (memur) kadroları gibi çalışan açısından güvence altındadır.Kurumuna göre değişmekle birlikte yılda bir kaç sefer ikramiye ödenmektedir.
5-Soru: Tercih edilecek olan kpss kadroları için belirli bir puan kısıtlaması veya taban puan var mı?
Cevap :Başvurularda alt taban puan sınırlaması yoktur. Yerleştirmeler yüksek puandan düşük puana doğru yapılacaktır.
6-Soru: Yabancı dil bilme değerlendirmesi neye göre yapılacaktır?
Cevap :Başvuru şartları arasında dil şartı olarak sadece "İNGİLİZCE BİLMEK" gibi bir yabancı dil bilme şartının yer alması halinde, bu kadroları, (3.4.)'de belirtilenler dışında ortaöğretimde yabancı dil hazırlık eğitimi görüp başarılı olanlar ile yabancı dil hazırlık sınıfını müteakip yabancı dil ağırlıklı eğitim veren Ortaöğretim kurumlarından mezun olduğunu belgelendirenler,yükseköğrenimde zorunlu/seçmeli yabancı dil hazırlık eğitimi görüp başarılı olanlar ile yabancı dil ağırlıklı ya da yabancı dille eğitim veren yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar da, tercih edebileceklerdir. Ayrıca yabancı dil denklik tablosu şu şekildedir:
Düzeyi KPDS TOEFEL IELTS AKADEMİK FCE CAE CPE Yeni Eski
Yeterli 70 193 523 Her Bölümden en az 6,5 A C C
İyi 80 213 550 Her Bölümden en az 7,5 A B C
Çok iyi 90 250 600 Her Bölümden en az 8,5 - A B
7-Soru : Tercih yapabilmek için hangi yılların puanları kullanılabilecektir?
Cevap :2006/2007/2008 yıllarında yapılan sınav sonuçları kullanılabilecektir.
8-Soru : 2006/2007/2008 sınavlarına farklı öğrenim düzeyinde girilmiş ise bu sınavlardan alınan puanların hepsi kullanılabilecekmidir.?
Cevap : Hayır. Yerleştirmelerde son girilen sınavdaki öğrenim düzeyine göre tercih yapılabilecektir.Örn: 2006 kpss ye önlisans düzeyinde girmiş aday 2008 Kpss ye lisans düzeyinde girmiş ise 2008 kpss puanı geçerli olacaktır.
9-Soru: Aynı düzeyde iki diploma sahibi olan her ikisylede tercihte bulunabilecekmi?
Cevap: Hayır. Sadece birini seçmek zorunda olacaktır.Örn:Hem düz lise hem teknik lise yada hem hukuk diploması hem mimarlık diploması olan aday bunlardan birini seçecektir.Ancak daha önceki yerleştirmelerde müraccatta bulunmuş iseniz ve şu an önceki başvurunuzda belirttiğiniz diploma branşına eş değer ikinci bir diplomanız varsa önceki başvuruda belirttiğiniz branşta başvuru yapmalısınız çünkü ÖSYM de bu haliyle kayıtlısınız dolayı ile başvurunuz geçersiz sayılacaktır. Ancak ÖSYM ile görüşüp onay almanız halinde diğer diploma branşınızı kullanabilirsiniz.
10-Soru : Bir kadroya yerleşilir ise istenilen belgelere hangi tarih itibarı ile sahip olmak gerekmektedir?
Cevap : Kpss klavuzunda başvuru tarihi itibaı ile( internetten başvurduğunuz tarih) gerekli belgelere sahip olunması belirtilmiştir.Hiç bir sorun yaşamak istemiyorsanız başvuru koşullarını bu başvuru tarihi itibarı ile belgelendirebiliyor olmak gerekir.Ancak mahkeme kararlarına göre, atandığınız kuruma evrakları teslim tarihinde istenilen koşulları belgelemeniz yeterlidir. Bu durumda atandığınız kurum belgelerinizi kabul etmek istemez ise 60 günlük süreyi geçirmeden dava açmanız gerekmektedir.Yüksek ihtimalle lehinize sonuç çıkacaktır.
11-Soru : Daha önce bir kadroya yerleşen ancak iş başı yapmak için müracaat etmeyen aday yeniden tercihte bulunabilirmi?
Cevap : Eğer bu şekilde yerleşipte iş başı müracaatını yapmamış adaya Ösym ce internet üzerinden başvuru hakkı verilmiş ise bir problem yoktur.Yeni başvuruda bulunabilir.Ancak internet üzerinden başvuru hakkı verilmemeiş ise ÖSYM ile görüşülüp durum belgelendirimelidir.
12- Soru : Evli olupta eşinin işi nedeniyle bulunduğu ilden başka ildeki bir kadroya müraccat edilir ve yerleşilirse eş durumundan dolayı tayin yaptırmak mümkümü?
Cevap : evet mümkündür.Ancak kamu kurumları genellikle memurun adaylık süresi dolmadan bu tür tayinleri yapmazlar.
13-Soru :Her hangi bir şekilde alt yada üst yaş sınırı koşullarını taşımada tereddüt halıinde ne yapılmalıdır?
Cevap : Ösym yaş şartlarını ilk başvuru tarihi itibarı ile hesaplamaktadır.Kadroya yerleşme tarihine göre adaylar mağdur olabilmektedir.Bu durumda yapılacak olan tecihte bulunmak ve sonucu beklemek olmalıdır.Tercih ettiğiniz kadro/pozisyona siz yerleşemezken sizden daha düşük puanlı bir adayın yerşleşmesi durumunda Ösym ye bunun nedenini sormalısınız.Yukarda bahsettiğimiz gibi yaş hesaplama yönteminden dolayı elenmiş olmanız durumunda dava açmalısınız.Örnek mahkeme karaları mevcuttur ve yüksek ihtimalle lehinize sonuç çıkacaktır.
14- Soru: Aday sahip olduğu diploma (ön lisan veya lisans) ya göre meslek yönünden tercih edilecek bir pozisyon/kadro bulamaz ise düz memurluk kadrolarına tercih yapıp ve yerleştirilir ise daha sonra mesleğine uygun bir kadroya atanabilirmi?
cevap :Hayır. Örn: İnşaat mühendisi bir aday düz memurluk veya bilgisayar işletmenliği gibi lisans/önlisans diploma branşının şart olmadığı bir pozisyon/kadro tercihinde bulunur ve yerleşir ise memur/bilg.işletmeni ünvanıyla görev yapmaya başlar.İnşaat mühendisliği diploması adaya inşaat mühendisliği posizyonlarını veremez.1999 yılından itibaren görevde yükselme sınavına girip başarılı olunmadan bu tür kadro değişiklikleri mümkün bulunmamaktadır.Kurumların kendi içlerinde açacağı görevde yükselme sınavlarına girilip başarılı olunması halinde kadro ve ünvan değiştirilebilmektedir.

memuruz.biz
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Kredi borcunun ertelenmesine dair örnek dilekçe
YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE
... yılında ... yükseköğrenim kurumundan mezun oldum.
5505 sayılı Kanunun birinci maddesiyle eklenen, 351 sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanununun 16 ncı maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında aşağıdaki hükümler yer almaktadır.
""Borçlunun Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur veya sosyal güvenlik kuruluşu niteliğindeki başka kuruluşlarla ilk defa ilişkilendirildiğinin tespitine kadar, ilgilinin talebi halinde borcunu ödemesi, kredi alma süresinin bitiminden itibaren endeks uygulanmak suretiyle ve birer yıllık sürelerle Kurumca uzatılabilir."
"Katkı kredisi borcu ödemelerinde de aynı esaslar uygulanır."
İlgili hükümler gereğince herhangi bir sosyal güvenlik kurumu ile bir ilişkim bulunmamakta olup, öğrenim ve/veya katkı kredi borcumun bir yıl ertelenmesini talep ediyorum.
Ad Soyad
Öğrenim görülen kurumun adı:
T.C. Kimlik numarası:
Kredi numarası:
Baba adı:
Adres:
Dilekçenin gönderileceği adres: Cemal Gürsel cad. no:61 Cebeci- Ankara

Öğrenim ve katkı kredi borçlarına ilişkin oluşan borç yükü, mezun adayları rahatsız etmeye devam ediyor. Ancak, herhangi bir işe girmemiş olan adayların öğrenim ve katkı kredi borcunu birer yıllık sürelerle erteleme imkanı bulunmaktadır. Bunun için tek yapılması gereken bir dilekçe yazılmasıdır. Borcun ertelenmesi sebebiyle her yıl ayrıca faiz uygulanacaktır.
KANUNUN İLGİLİ MADDESİ
Öğrenim ve katkı kredi borçlarını ödemeye kolaylık getiren 5505 sayılı Kanun 26/05/2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Söz konusu bu kanun, işe giremeyen adaylara kredi borcunu ödemede erteleme imkanı sağlamaktadır. Kanunun ilgili maddesi şu şekildedir:
"Borçlunun Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur veya sosyal güvenlik kuruluşu niteliğindeki başka kuruluşlarla ilk defa ilişkilendirildiğinin tespitine kadar, ilgilinin talebi halinde borcunu ödemesi, kredi alma süresinin bitiminden itibaren endeks uygulanmak suretiyle ve birer yıllık sürelerle Kurumca uzatılabilir."
"Katkı kredisi borcu ödemelerinde de aynı esaslar uygulanır."
YAZILI DİLEKÇE İLE BAŞVURU YAPMAK GEREKİYOR
Buna göre bir işe girmemiş bir adayın borcunu ertelemesi için Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur veya sosyal güvenlik kuruluşu niteliğindeki başka kuruluşlarla bir ilgisinin olmaması gerekmektedir. İşe girmemiş adaylar bu maddeye göre Kredi ve Yurtlar Kurumuna bir dilekçe yazacaktır. Dilekçede; ad, soyad, öğrenim görülen öğretim kurumu adı, T.C kimlik numarası, kredi numarası, baba adı ve açık adresi belirtilecek ve dilekçe “Cemal Gürsel cad. no:61 Cebeci- Ankara” adresine gönderilecektir.
HER ERTELEME İÇİN ENDEKS UYGULANACAKTIR
Ertelenen her yıl için borca endeks uygulanacaktır. Borç birer yıllık sürelerle uzatılacaktır. Bu nedenle işe girilemeyen her yıl için bir defa dilekçe ile başvuru yapmak gerekecektir.
Bilindiği üzere borç ödemeleri mezun olduktan 2 yıl sonra başlamakta olup, başvuruların mezuniyetin hemen sonrasında değil, bu iki yıl sonrasında yapılması gerekmektedir. Borca ilişkin kontroller Kredi ve Yurtlar Kurumunun internet sitesinden yapılabilir.
Gönderen admin 0 yorum
HEPATİT
Hepatit A: İnsan dışkısı, lağım suları, kanalizasyon vs. sızmış, bulaşmış yiyecek ve içme suyu ile de bulaşır ve yayılırlar. Hepatit A genelde hayati tehlike taşımaz. Hastalığın kuluçka dönemi 2-3 haftadır. Bu hastalık geçirildikten sonra kanda hepatit A virüsü yani HAV bulunmaz. Bu nedenle taşıyıcılık ve kan nakli ile bulaşmaz. Hepatit A'nın belirtileri kırıklık, hafif ateş, bulantı, kusma, hafif kas ve eklem ağrıları ile başlar. Sarılık bulguları 3-4 haftada kaybolur ve 6-8 haftada hastalar tamamen iyileşir. Sonuç genellikle iyidir fakat hastaların %1'inde fulminan hepatit (karaciğer yetmezliği) denilinen durum ve ölüm meydana gelebilir.
İyi seyirli bir hastalık olduğu için Hepatit A ile meydana gelen hastalıklarda aşı genellikle verilmez. Tedavisinde genellikle yatak istirahati verilir. Yüz üstü yatmak karaciğerin kanlanmasına yardımcı olduğu için genellikle tavsiye edilir. Çünkü bu şekilde dinlenmek karaciğerin yükünü azaltır ve iyileşmeyi hızlandırır.
Hepatit A da bir diğer dikkat edilmesi gereken husus verilen diyete uyulmasıdır. Eğer hasta alkol kullanıyorsa kesinlikle yasaklanmalıdır ve sindirimi kolaylaştırıcı besinler verilmelidir. Hasta yemek yemek istemeyebilir, yemek yemesi için çok fazla ısrar edilmemelidir. Çünkü karaciğer kendini korumak için iştah kapatıcı bazı önlemler alabilir. Hastanın iştahı açıldıktan hemen sonra ise proteinli besinler doktoru tarafından verilmeye başlanır. Diette önemli olan bir husus ise günlük alınan yağ miktarına dikkat edilmesidir. Günlük kalori 3000'i günlük alınan yağ ise 50 gramı geçmemelidir. Hastalık sona erdikten 6 ay boyunca alkol, kızartma, baharat, sirke ve mezelerden uzak durulmalıdır.
Hepatit A'dan korunmak için; el ve tırnak temizliğine son derece dikkat edilmelidir. Hastanın HAV virüsünü bulaştırmaması için, iç çamırşırlarının, çarşaflarının ve tuvaletlerinin mikrop kırıcılar ile temizlenmesi gerekmektedir.
HEPATİT B : Hepatit hastalığının etkeni olan virüslerden bir taneside hapatit B'dir. Meydana getirdiği hasar çok büyük sonuçlara neden olmaktadır. Hepatit B virüsü karaciğere yerleşir, orada çoğalır ve karaciğerde çok büyük hasarlara neden olur. Türkiye'de de her 3 kişiden biri hepatit B virüsü ile karşılaşmıştır.
Hepatit B bulaşıcı bir hastalıktır ve ülkemizde de çok önemli bir hastalık türüdür.
Hastalığın belirtileri olarak; aşırı halsizlik ve yorgunluk hissi, iştah kaybı, bulantı, kusma, deride ve göz akalrında sararma, karaciğer bölgesinde hassasiyet, idrar renginin koyulaşması ve karın ağrısı gibi sonuçlar gözlenir.
Hepatit B kişiye bulaştıktan sonra; eğer hastanın bağışıklık sistemi kuvvetli ise koruyucu maddeler yani antikorlar oluşur ve belirli bir düzeyde kalır. Artık hasta tamamen iyileşmiştir ve Hepatit B'den korunacaktır. Ya da bunun tam terside olabilir. Antikorlar yani koruyucu maddeler belirli bir düzeye ulaşamazsa kişi taşıyıcı olarak kalır, hasta değildir; fakat artık çevresi için potansiyel bir virüs saçıcıdır. Hepatit B virüsü ile temas eden her 10 bebekten 9'u ve her 10 erişkinden biri belirli bir süre sonunda mikrobu vücuttan atmayı başaramaz. Bu kişiler virüsü yaşam boyu taşırlar ve çevrelerine yayma potansiyeline sahiptirler. Taşıyıcılarda hastalık seyri farklılık gösterir. Bazı kişilerde karaciğerde önemli değişiklikler meydana gelmezken bazılarında ise karaciğerde ağır hasar oluşturan tablolar oluşabilr. Bir diğer durum ise virüs baskın durumda koruyucu maddeler kendilerini hiç oluşturamamışsa; yani vücut virüse teslim olmuşsa kişi aktif hastadır. Bu durumda hastalık çok çabuk bir ilerleme göstererek hastada karaciğer yetmezliğine gider, veya hastalık yıllara yayılır ve sonuç yine aynıdır. Hasta ya karaciğer yetmezliği ile ya da karaciğer kanseri ile karşılaşır.
HEPATİT B'DE HEDEF ORGAN KARACİĞERDİR
Hepatit B kan yoluyla ve çok sıklıkla da yakın temasla (tükürük, ter ve vücut sıvıları ile) bulaşır. Derideki küçük bir çatlak ya da açık bir yara ile temas eden bir damla kan ya da tükürük bile hastalığın bulaşmasına sebep olabilir. Taşıyıcı anneden bebeğine de doğum esnasında geçer. Kan ve kan ürünlerinin naklinde, kirli enjektörlerin kulanımında, yeterli sterilizasyonun yapılmadığı cerrahi girişimlerde, kuaförlerde iyi sterilize edilmemiş manikür ve petikür setlerinde, traş bıçakları, makaslar, steril olmamış aletlerle yapılan sünnet, kulak delme işlemi Hepatit B virüsünün bulaşmasına sebep olmaktadır.
Hepatit B riski altında olanlar ise: Hepatit B'li anneden doğanlar, ev içinde bulunduğu ortamda Hepatit B hastası olanlar, birden fazla cinsel ilişkisi olanlar, eşcinseller, kan ve kan ürünleri kullananlar, hemodiyaliz hastaları, damar içi ilaç bağımlıları, sağlık personelleri,
Hepatit B virüsü vücuda girmemişse korunması kesinlikle mümkün olan bir hastalıktır. En etkin korunma yolu aşılanmadır. Aşılama, taşıyıcılara ve aktiv hasta olanlara yapılamaz.
Hepatit C : Kan yolu ile en sık bulaşan hepatit virüsleri arasındadır. Hastalık çoğu zaman aniden ve kısa sürede başlar. Hastalığın belirtileri kişi tarafından çoğu zaman algılanmaz. Hastalık genellikle küçük çocuklarda belirtisiz seyreder. Ancak daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde daha belirgin belirtilerde görülür. Belirtileri genellikle halsizlik ve kaslarda zayıflık hissi, baş ve karın ağrısı, bulantı, koyu renkte idrar, kilo kaybı, nadiren sarılıktır.
6 aydan daha fazla sürede devam eden Hepatit C ile oluşan hepatit durumu kronikleşmiş hepatit durumudur. Kronikleşmiş hepatit C'de de siroz hastalığı kendini gösterir ve alkol, sigara, tütün kullanan hastalarda da siroz riski artar. Kronik hepatit C tedavi edilemez ise siroz, karaciğer kanseri ve ölüme neden olur. Tedavi yolu ile kronikleşme azaltılabiliyor; ama akut vakaların % 25'inde sarılığa dönüşebilir. Hepatit C ile karşılaşan hastaların bir kısmı tamamen kendiliğinden iyileşir. % 60'ın üzerinde ise kronikleşme meydana gelir.
Hepatit C doğum sırasında % 6 olasılıkla anneden bebeğe geçer. Aynı evde yaşayan bireyler için hepatit C'nin bulaşması oranı çok sıklıkla görülen bir durum değildir. Ancak aynı kaşık, çatal ve bardağı kullanmak hepatit C'ye yakalanma riskini artırır. Önemli olan bu malzemeleri ortak kullanılmamasıdır.
Hepatit C sinsi bir hastalık olmasına rağmen basit bir kan testi ile kolayca teşhis edilebiliyor.
Hepatit D : Hepatit D'nin çoğalabilmesi için Hepati B virüsüne ihtiyacı vardır. Hepatit D Hepatit B ile ya aynı anda alınılır ve geçirilir; ya da Hepatit B geçirmiş kronik Hepatit B'si olan kişilerin daha sonra Hepatit D virüsü ile karşılaşması şeklinde seyir izleyebilir.
Hepatit D'den korunmak için Hepatit B hastası olmamanız lazım. Yani Hepatit B taşıyıcısı değilseniz ve Hepatit B aşınız var ise Hepatit D'den korunmuş olursunuz.
Hepatit E : Hepatit E virüsüde Hepati A virüsüne benzer şekilde bulaşır. Hastalık özellikle az gelişmiş ülkelerde, savaş ve felaket bölgelerinde zaman zaman büyük salgınlar halinde gözlemlenmektedir. Hepatit E hastalığı kronikleşmez; ancak gebelerde % 20 oranında ölümcül olabiliyor.
Hepatit G : Hepatit G virüsü yeni klonlanan bir RNA virüsüdür. Karaciğerin iltihaplanmasına sebep olan etkenlerden birisidir. Hepatit G virüsü uyuşturucu bağımlılarında birinci sırayı almaktadır. Daha sonra diyaliz hastaları ve hemofili hastaları gelmektedir. Hepatit G'nin kan ve kan ürünlerinden bulaşma riskinin daha fazla olduğu teorisi son yıllarda yapılan araştırmalarda artmaktadır.

Uz. Dr. Selim Yalçın
Dahiliye
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Memurun öğle yemeği bedeli belirlendi
Maliye Bakanlığı 15 Ocak 2009 tarihinden 14 Ocak 2010 tarihine kadar öğle yemeği servisinden faydalanacak olanlardan alınacak en az günlük yemek bedelini belirledi.

Maliye Bakanlığının "2009 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Uygulama Tebliği" bugünkü Resmi Gazete'de yayımlandı.

Buna göre, ek gösterge görevlerde bulunanlardan 0,77 TL, 1100'e kadar (1100 dahil) ek göstergeli görevlerde bulunanlardan 1,26 TL, 2200'e kadar (2200 dahil) olanlardan 1,52 TL, 3600'e kadar (3600 dahil) olanlardan 1,94 TL, 4800'e kadar (4800 dahil) ek göstergeli görevlerde bulunanlardan 2,55 TL, 4800'den daha yüksek ek göstergeli görevlerde bulunanlardan da 2,81 TL en az yemek bedeli alınacak.

Yine aynı tarihler arasında sözleşmeli personelden aylık brüt sözleşme ücretleri 1.380 TL kadar (1.380 dahil) olanlardan 0,95 TL, 2.410 TL kadar (2.410 TL dahil) olanlardan 1,52 TL, 3.370 TL kadar (3.330 TL dahil) olanlardan 2,69 TL, 3.3370 TL üzerinde olanlardan da 3,36 TL en az yemek bedeli tahsil edilecek.

15 Ocak tarihinden başlanacak uygulama çerçevesinde kuruluşlar hizmetlerinin özelliği, yemek maliyetleri ve yemek servisinin farklı mahallerde daha iyi şartlarda sunulması gibi hususları dikkate alarak belirtilen miktarların üzerinde yemek bedeli tespit edebilecek.

Tebliğe, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, özel bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri, döner sermayeli kuruluşlar ve fonlar ile diğer kamu idareleri uyacak.



İşsizlere müjde! 260 YTL maaş
Türkiye İş Kurumu tarafından düzenlenen eğitim seminerlerine katılan işsizlere, 260 YTL maaş ödeniyor. Bu yolla iş bulmakta zorlanan kişilere nitelik kazandırılması amaçlanırken, kaynak olarak İşsizlik Fonu’ndan 300 milyon YTL ayrıldı.

Özellikle özel sektörde küresel ekonomik krizin etkileri hissedilirken, Türkiye İş Kurumu’ndan (İŞKUR) işsizlere müjde geldi. İŞKUR, istihdam konusunda yaşanabilecek sıkıntılara yönelik önlemler alıyor. Bu çerçevede, İŞKUR tarafından düzenlenen eğitim seminerlerine katılan işsizlere, 260 YTL maaş ödeniyor. Bu yolla iş bulmakta zorlanan kişilere nitelik kazandırılması amaçlanırken, kaynak olarak İşsizlik Fonu’ndan 300 milyon YTL ayrıldı.

10 BİN KİŞİ İŞ SAHİBİ OLDU

Koordinatörlüğünü yeniden yapılandırılarak aktif hale getirilen İŞKUR il müdürlüklerinin üstlendiği proje kapsamında, yaklaşık 4 ayda 26 bin kişiye eğitimler verildi. Bu kişilerin yaklaşık 10 bini iş sahibi oldu. Kursa katılanlara, günlük 12 YTL ücret ödeniyor. 22 gün üzerinden hesaplandığında, her bir işsiz, kursa katıldığı için aylık 264 YTL ücret alıyor. İşsizler, 3 ile 6 ay arasında süren kurslarda hem mesleki eğitim görüp hem de maaş alabiliyor. Kurslara işsiz durumda olan herkes katılabiliyor. Katılabilmek için herhangi bir şart aranmıyor; tek ön şart İŞKUR’a kayıtlı olmak.

HEDEF 100 BİN İŞSİZ

Türkiye’de yaklaşık 2.5 milyon kişi iş arıyor. İş arayanların büyük kısmının “niteliksiz eleman” olması ise sorunu büyütüyor. İŞ- KUR’a kayıtlı olan işsizlerin yüzde 58’i ilköğretim, yüzde 30’u lise ve dengi okul, yüzde 12’si ise üniversite mezunlarından oluşuyor. İş dünyası özellikle kriz öncesi ortamda nitelikli eleman bulamamaktan yakınıyordu. Bütün bu verileri dikkate alan Çalışma Bakanlığı, “Aktif iş gücü eğitim programları”nı başlattı. İşsizlerin vasıflı eleman haline gelmesi ve sanayinin ara eleman talebine cevap verilebilmesini amaçlayan proje, Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversitelerle işbirliği içinde yürütülüyor. Proje kapsamında her yıl 100 bin işsizin eğitilmesi amaçlanıyor.

Yöneticimden çok çalışıyorum

Uluslararası insan kaynakları şirketi Kelly Services tarafından yapılan araştırma, Türkiye’de çalışanların, iş yerlerindeki üst düzey yöneticilerinin çok yüksek ücret aldıklarına ve kendileri kadar çalışmadıklarına inandıklarını ortaya koydu. Türkiye dahil toplam 33 ülkede gerçekleştirilen “Yöneticilerin Maaşları ve Performansları” konulu araştırmaya göre, Türk katılımcıların yüzde 63’ü üst düzey yöneticilerinin çok fazla ücret aldığını düşünüyor. Yine araştırmaya Türkiye’den katılan çalışanlar, yöneticilerinden daha çok çalışıp çalışmadıkları sorusuna yüzde 43 ile “evet” cevabı verdi. Araştırmaya katılan diğer 32 ülke de dikkate alındığında, toplam katılımcıların ortalama yüzde 24’ü kendisinin yöneticisinden daha fazla çalıştığını düşünüyor.

iŞiNi KAYBEDENLER 360 BiN KiŞiYi AŞTI

Küresel ekonomik kriz nedeniyle, eylül başından bu yana dünya genelinde finans dışı sektörlerde işten çıkarılanların sayısı 260 bini geçti. Finans sektöründe de eylül başından bu yana işten çıkarılan ve çıkarılması planlanan çalışan sayısı da 100 bini aştı. Buna göre, 360 binden fazla kişi işini kaybetti ya da kaybetmek üzere. Kriz, dünya genelinde finans sektörü dışında otomotivden telekoma, ilaç üreticilerinden demir çelik şirketlerine kadar pek çok sektörde işten çıkarmalara yol açtı.

RIO TINTO 14 BİN KİŞİYİ ÇIKARIYOR

En fazla işten çıkarma, 24 bin 600 kişiyle Kuzey Amerika’da faaliyette bulunan bilişim şirketi Hewlett- Packard’da yaşandı. Hewlett-Packard’ı, 16 bin kişiyle Japon elektronik devi Sony, 14 bin kişiyle Rio Tinto ve 12 bin kişiyle ABD’nin en büyük telekom ve internet firması AT&T izliyor. Şirketlerden işten çıkarma haberleri dün de gelmeye devam etti. Dünyanın üçüncü büyük madencilik şirketi İngiliz-Avustralyalı Rio Tinto 14 bin kişiyi ve dünyanın en büyük rulman üreticisi İsveçli SKF 2 bin 500 kişiyi işten çıkaracağını açıkladı.

Seda ŞİMŞEK/ANKARA

Bugün
Etiketler:
23 Ocak 2009 Cuma Gönderen admin 0 yorum
Veliler karneleri internetten görecek




15 milyon öğrenci ve 600 bine yakın öğretmen yarı yıl tatiline hazırlanırken bu yıl karneler digital ortamda da görülebilecek.İlk ve ortaöğretim okullarında okuyan yaklaşık 15 milyon öğrenci ve 600 bine yakın öğretmen 9 Şubat'a kadar sürecek yarıyıl tatiline 23 Cuma başlıyor. 2008-2009 eğitim öğretim yılının ilk yarısı 23 Ocak Cuma günü sona eriyor. İlköğretim ve ortaöğretim okullarında okuyan yaklaşık 15 milyon öğrenci ve 600 bine yakın öğretmen Cuma günü yarıyıl tatiline çıkıyor. Veliler, çocuklarının karnelerini MEB'in "www. meb.gov.tr" adresinden görebilecek. Böylece 'karne üzerinde oynama' dönemi de bitmiş oluyor. İkinci yarıyıl 9 Şubat'ta başlayacak. Çukurova Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışma Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rezan Çeçen, velilerin karnede zayıf bulunması durumunda, kendisini de değerlendirmesi gerektiğini söyledi.

Kaynak: haber7

Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Kurumlar ve Personel Maaşları
Tercih Yapacaklar Dikkat
Boş kadro ve pozisyonların yer aldığı 2008/4 KPSS tercih kılavuzu ÖSYM tarafından yayımlandı. Tercih yapacak adayların pusulası olacak nitelikte bir çalışmayı sizler için hazırladık.
Alım yapılacak pozisyonlar nasıl belirlendi.
Öncelikle şunu belirtmemiz gerekli 2008 yılı başında Devlet Bakanı Başesgioğlu, bu yıl yeni memurlarla ilgili kadro dağılımının yapıldığını çok önceden bildirmişti. Bu sayı daha önce alınanlarla birlikte 23 bin memur alımını kapsıyordu. Devlet Bakanı Başesgioğlu, kamu kuruluşlarının açıktan atamanın yanı sıra, 2007 yılı içinde ölüm, istifa, emeklilik gibi nedenlerle boşalmış bulunan kadroların yüzde 50´si kadar ayrıca yeni memur alabileceklerini de ifade etmişti.Başesgioğlu, "Diyelim ki, 2007 yılında istifa, emeklilik gibi nedenlerle 100 kadro boşalmışsa, kamu kurum ve kuruluşları, bu yıl 50 kadar kadroyu kendi inisiyatiflerini kullanarak, doldurabilecekler" açıklamasında bulunmuştu.
Devlet Personel Başkanlığı yetkilileri, kamu kurum ve kuruluşlarında geçen yıl emeklilik, ölüm ve istifa gibi nedenlerle 30 bin civarında kadronun boşaldığını belirtti. Yetkililer, 23 bin kişilik açıktan atamadan ayrı olarak, kuruluşların boşalan kadroların yerine de yüzde 50 sınırı ile 15 bin yeni memur alabileceğine dikkat çekmişti. Bakan Şahin Açıkladı.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin açılış için gittiği Sinop'ta işsiz bir gencin açız diye bağıması üzerine beklenen alım açıklamasını yaptı. Şahin, " Aralık ayının 15'inde 15 bin yeni memur alacağız." diyerek malumun ilanını yapmış oldu.
Yani Aralık ayında yapılan alımlar boşalan kadroların yarısı kadar alımı düşünülen kadrolara yapılacak...
2009 Yılı Ocak Ayından İtibaren Geçerli Maaşlar
9’un 1’inde işe başlayan üniversite mezunu bir devlet memurunun halen 980 YTL olan aylık maaşı 1.039 YTL’ye yükselecek.
TERCİH VE ATAMA DÖNEMİNE AİT SORU-CEVAPLAR
**Ek Ödeme Yapan Kurumlar:Adalet Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Gümrük Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, TİKA Başkanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu (Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı), Türk Silahlı Kuvvetleri (sivil memurlar), Türkiye İş Kurumu Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Yurt-Kur, Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü, Milli Piyango İdaresi.
**Fazla çalışma ücreti veren kurumlar hangileri?Başbakanlık, Devlet Personel Başkanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, DPT Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Devlet Personel Başkanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, TİKA Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü.
**Hangi kurumlar maktu (önceden belirlenmiş) fazla çalışma ücreti ödüyor?
Maktu fazla çalışma ücreti ödeyen kurumlar Atatürk Dil Ve Tarih Yüksek Kurulu Başkanlığı, Gümrük Müsteşarlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, GAP İdaresi Başkanlığı. Şu genel müdürlükler da maktu çalışma ücreti uyguluyor: Vakıflar, Orman, Gençlik ve Spor, Basın-Yayın ve Enformasyon, Hudut ve Sahiller, Sağlık, SHÇEK, Orman muhafaza memurları ile telsiz görevlileri.
**Saat başı fazla çalışma ücreti ödemesinde bulunan kurumlar hangileri?
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Yüksek Seçim Kurulu, Adalet Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu (Emekli Sandığı, SSK ve Bağ Kur), Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü, Makam hizmetlerinde görev yapanlar, yüksek öğretimin ikinci öğretiminde görev yapanlar fazla çalışma sürelerine göre ek ücret alıyor.
**KİT'lerden birinde çalışmaya başladım. Özelleştirilince açıkta mı kalacağım?
Diyelim adayın memur olarak KPSS ile 399 sayılı KHK'ya tabi bir Kamu İktisadi Teşebbüsü'ne ataması yapıldı. Bu KİT'in daha sonra özelleşmesi halinde burada çalışan memur, sözleşmeli personel ve kapsam dışı statüde çalışan personelin diğer kamu kurumlarına nakil hakkı bulunuyor. Ancak, Türkiye İş Kurumu kanalıyla KİT'lere atanacak işçiler; memur, sözleşmeli personel ve kapsam dışı statüde çalışan personel kadar şanslı değil. Bir KİT özelleştirme kapsamına alındıktan sonra burada çalışan personel Devlet Personel Başkanlığı'na (DPB) gönderiliyor. DPB de bu personeli diğer kamu kurum ve kuruluşlarına naklediyor.
**KİT'lerin sosyal imkânları daha mı iyi?
KİT'lerde sosyal imkânlar diğer kamu kurumlarına göre daha ileri seviyede bulunuyor. Birçok KİT, lojman, kreş, kamp, misafirhane gibi imkâna sahip.
**KİT personelinin yıllık izin hakları memurlardan farklı mı?
Yıllık izin konusunda KİT personelinin memurlardan en önemli farkı şu: Memurlar geçen yıldan kullanamadığı iznini çalıştığı yılda kullanma hakkına sahip. Ancak, KİT'lerdeki sözleşmeli personelin böyle hakkı yok.
**KİT personeli naklen nereye geçebilir?
Sözleşmeli personel kendi çalıştığı KİT'in farklı illerdeki birimleri arasında yer değiştirebilir. Yine sözleşmeli personel, istenmesi durumunda başka KİT'e geçebilir. Ancak sözleşmeli personel, (eğer kişinin daha önce memuriyet hizmeti yoksa) 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi kurumlardaki memur kadrolarına geçiş hakkına sahip değil.
**KİT'lerde çalışan personelin görevine istenildiği zaman son verilebilir mi?
KİT'lerde çalışmaya başlayan sözleşmeli personelin görevine son verilme halleri 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 45'inci maddesinde düzenleniyor. Bu haller şöyle sayılıyor:
a) İzinsiz veya kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın kesintisiz 5 gün veya bir sözleşme dönemi içinde kesintili 10 gün göreve gelmemek,
b) İşe alınma şartlarından herhangi birini taşımadığının anlaşılması veya bu şartlardan birinin sonradan kaybedilmesi,
c) Görev veya görev yerinin değişmesi halinde belirlenen süre içinde mücbir bir sebep olmaksızın yeni görevine başlamamak,
d) Bu kanun hükmünde kararname ile sözleşme hükümlerine aykırı davranışlarda bulunmak,
e) Sicil ve başarı değerlendirmeleri birbirini izleyen iki sözleşme döneminde (D) düzeyinde olmak.
Bu hallerde sözleşme sona erebiliyor. Bu hallerin tümü 657 sayılı Kanuna tabi memurlar için de değişik biçimlerde geçerli. Bu nedenle, KİT'lerdeki sözleşmeli personel statüsünün, 657 sayılı kanuna tabi memurluk statüsü kadar güvenceli bir statü olduğu söylemek mümkün. Dolayısıyla personelin sözleşmeli olması ve sözleşmelerin yıllık olmasının adayları tedirgin etmesine gerek yok.
**Üniversitede çalışan memurlar diğerlerinden farklı haklara sahip mi?
Üniversitelerde yer alan memurluk kadrolarının diğer kurumlardaki memurluklardan bir farkı yok. Üniversitelerdeki memur kadroları herhangi bir ek ödemeye de sahip değil.
**Üniversitelerde nakil imkânı var mı?
Üniversitelerin başka bir ilde genel olarak teşkilatı bulunmaz. Teşkilatı bulunan üniversitelerin ilgili birimleri bu yıl içerisinde kanunlaşan düzenlemeyle bağımsız üniversitelere dönüştürüldü. Bir kamu kurumunun farklı illerde birimleri bulunması nakil kolaylığı anlamını taşır. Üniversitelerin başka bir ilde, genel olarak, taşra teşkilatı olmadığı için başka bir ile nakil isteği oluştuğunda, bu istek kurum içi nakille değil başka bir kurumdan uygun bir kadro bulunması şartıyla karşılanabilir.
**Üniversitelerde çalışmanın sıkıntıları var mı?
Üniversiteler, fazla personele sahip olmayan kurumlar arasında yer alır. Kurumsal olarak büyük bir yapı olmadığı için de çalışma barışını sağlayacak bir kurumsal kültür oluşması oldukça zor. Bu nedenle, üniversitelerde çalışan personel sık sık nakil talebinde bulunuyor.
**Belediyelerde çalışmanın temel farkları nelerdir?
Belediyeler siyasi etkinin net görüldüğü kurumların başında yer alır. Bu nedenle en sık değiştirme isteği küçük belediyelerdeki memurlardan geliyor. Bu tür belediyeleri seçecek adayların bu hususu göz önünde bulundurması gerekir
**Belediyelerde nakil durumu nasıl?
Belediyelerde, üniversiteler gibi başka bir ilde taşra teşkilatına sahip değil. Belediyelerin başka bir ilde taşra teşkilatı olmadığı için, burada çalışan personel de üniversitelerde çalışan personelin yukarıda yer verilen sıkıntılarını aynı şekilde yaşıyor.
**Aday memurluğun süresi ne kadar?
657 Sayılı Kanun'da yer alan düzenlemeye göre, aday memurluk süresi 1 ile 2 yıl arasında değişebiliyor. Hangi süreyi uygulayacakları kamu kurumlarının takdiri içinde bulunuyor
**Aday memur kendi kurumu içinde yer değiştirebilir mi?
Aday memurun nakline ilişkin olarak 657 sayılı kanunda "başka kurumlara" nakil yapılmayacağı hüküm altına alınıyor. Buna göre aday memur, başka kurum olmadığı sürece kendi kurumu içinde adaylık statüsünde yer değişikliği yapabilir.
**Aday memur nakil hakkına sahip mi?
Bu durumu örneklendirmek gerekirse; A kurumunda aday memur olarak görev yapan bir personelin KPSS sonucuna göre B kurumuna yerleştirilmesi halinde kurumunca muvafakat verilirse bu personelin nakli mümkün. Yine A kurumunda aday memur olarak görev yapan bir personelin B kurumunda yapılan müfettiş yardımcılığı giriş sınavını kazanması halinde kurumunca muvafakat verilirse bu personelin de nakli mümkün.
**Hangi kurumlarda nakil kolaydır?
Örneğin Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı, Adalet Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Gümrük Müsteşarlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü ve Vakıflar Genel Müdürlüğü geniş taşra ağı bulunan kurumlar. Bu kurumların hemen hemen her ilde teşkilatı bulunuyor.
**Kimler memur olamaz?
Ağır ceza mahkemelerince, haklarında "kamu haklarından mahrum edilme" cezası verilenler memur olamaz. Kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararında ayrıca hak ve yetkilerin infazdan sonra da kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmemişse alınan mahkûmiyetin memuriyete engel bir durumu yok.
**Üniversite öğrenimi sırasındaki cezalar memur olmaya engel midir?
Memur olmaya engel durumlar 657 sayılı kanunda tek tek sayılıyor. Bunun dışında yüksek öğrenim veya ortaöğrenim sırasında alınan disiplin cezaları, okuldan uzaklaştırmalar gibi cezalar memur olmaya engel oluşturmaz.
**Bakaya kalanlar başvuru yapabilir mi?
Başvuru şartları arasında yer alan "askerlikle ilişiğin olmadığına dair belgeye" tercih formunun ÖSYM'ye teslimi tarihi itibariyle sahip olunması gerekir.
**Atanma sırasında askerde olanların durumu ne olacak?
Yerleştirme sonrasında adayların atanmak üzere, gerekli belgeleri yerleştikleri kuruma vermesi gerekiyor. 657 sayılı kanunda, aynı yerdeki bir kadroya atanması halinde tebligat tarihinin ertesi günü, başka bir yerdeki kadroya atananların ise tebligat tarihinden itibaren 15 gün içinde göreve başlaması gerektiği belirtiliyor.Eğer belge ile ispatı mümkün bir hal var ise bu süre iki aya kadar uzayabiliyor. Kamu kurumları, askerlik mazereti dahi olsa, belirtilen bu süreler içinde göreve başlamayanların atamalarını iptal ediyor. Askerde olması nedeniyle göreve başlayamayan ve ataması yapılmayan bir adayın dava açma süreleri içerisinde yargı yoluna başvurması halinde lehine karar çıkması yüksek bir ihtimal olabilir.
**Belgelere hangi tarih itibariyle sahip olunmalıdır?
ÖSYM tarafından yürütülen KPSS yerleştirmelerinde; mezun olunduğuna dair belge, askerlik hizmetinin yapıldığına, muaf olunduğuna veya tecilli olunduğuna dair belge, bonservis belgesi, Milli Eğitim Bakanlığı'ndan onaylı sertifika, sürücü belgesi, ustalık-kalfalık belgesi, "Hafızlık, stajyer vaizlik, stajyer Kuran kursu öğreticiliği, imam-hatiplik veya müezzin-kayyumluk" belgesi gibi birçok belge isteniyor. İstenen tüm bu belgelere internet üzerinden başvuru yapıldığı tarih itibarıyla sahip olunması gerekir.
**Bilgisayar dersi alanlar ayrıca sertifika almalı mı?
Bazı kadrolarda "MEB'den onaylı bilgisayar işletmeni sertifikasına sahip olmak" şartı aranıyor. Ancak, örgün eğitim yoluyla zorunlu/ortak/seçmeli bilgisayar dersi alan ve bu hususu resmi olarak belgeleyen adaylar, "MEB'den Onaylı Bilgisayar İşletmeni Sertifikasına Sahip Olmak" niteliğine ve aynı şekilde daktilo dersi alan ve bu hususu resmi olarak belgeleyen adaylar da, "MEB'den Onaylı Daktilo Sertifikasına Sahip Olmak" niteliğine sahip olarak değerlendirilir. Bu husus kılavuzda yazmakta olup bu durumdaki adayların ayrıca sertifika almasına gerek bulunmaz.
**Yüksek lisans öğrenimine göre kadrolara başvuru yapabilir miyim?
Kamu kurum ve kuruluşlarına yapılacak atamalarda lisans mezuniyeti dikkate alınıyor. Yüksek lisans öğrenimine dayanarak bir kadroya başvurulamıyor.
**Memur olan daha sonra nasıl mühendis olacak?
Memur adaylarının KPSS yerleştirmelerine başvururken yanıldıkları en önemli noktalardan birisi daha sonra istediği unvana bir şekilde geçiş yapabileceğini düşünerek, çalışmak istemediği bir kadroyu tercihleri arasına yazmasıdır. Bunlar daha sonra istedikleri kadroya atanacaklarını düşünürler.Kamu kurumlarında unvan değiştirme esasları 1999'da köklü bir şekilde değişti. 1999'da yapılan ve 2004'te yeniden düzenlenen uygulama ile unvan değiştirebilmek sınav şartına bağlandı. Buna göre kişinin mezuniyetine uygun bir kadroya atanabilmesi için kamu kurumunun unvan değişikliği sınavı açması, memurun da bu sınavda başarılı olması gerekir.
**Aday memurlar harcırah alabilir mi?
6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri çerçevesinde ilk defa veya yeniden atanan memurlara harcırah ödenmemektedir. Ancak, başka kurumlarda memur olarak görev yapmakta iken KPSS sonuçlarına göre aday memur olarak naklen atananlar ikametgah mahalli dışına atanmışlarsa harcırah alabilirler.
**Aday memurların göreve başlama derece ve kademesi
Liseyi bitirenlerin memuriyete başlangıç derece ve kademesi 13/ 3 dür. Lise dengi mesleki veya teknik öğrenimi bitirenlerin memuriyete başlangıç derece ve kademesi 12/ 2 dir. İki yıllık yüksek öğrenimi bitirenler 10/2, 4 yıllık yüksek öğrenimi bitirenler 9/ 1 den memuriyete başlarlar. Bu durumun istisnalarına ise 657 sayılı Kanun'un 36'ncı maddesinde yer verilmiştir.
**Aday memur, hangi halde naklen geçebilir?
Bir kamu kurumunda aday memur olarak çalışıyorum. Asaletim tasdik olmadan başka bir kamu kurumuna geçiş yapabilir miyim?
657 sayılı Kanun'un 54'üncü maddesinde; “...Aday olarak atanmış devlet memurunun adaylık süresi bir yıldan az iki yıldan çok olamaz ve bu süre içinde aday memurun başka kurumlara nakli yapılamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme göre asaleti tasdik olmayan memurların başka kurumlara nakli mümkün değildir. Ancak, uygulamaya esas görüşler veren Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığı bu hükmü yumuşatmıştır. Başkanlık verdiği görüşte; özel yarışma sınavları ile girilmesi şart olan mesleklere ait giriş sınavını kazanan aday memurun bu madde hükmü kapsamına girmediğini belirtmiştir. Buna göre bir aday memur eğer başka bir kamu kurumundaki müfettiş, uzman, denetmen kontrolör yardımcılığı gibi bir kadroya atanmaya hak kazanması halinde naklen geçebilir. Ayrıca, KPSS sonuçlarına göre yerleştirmeyi de bu kapsamda değerlendirmektedir. Diğer taraftan bu hüküm 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tâbi kadrolar arasındaki geçişler için söz konusudur. Farklı personel kanunlarına tâbi kadrolar arasında bu hükmün geçerliliği yoktur. Örneğin Bayındırlık Bakanlığı'nda aday memur olarak çalışan biri 399 sayılı KHK'ya tâbi bir KİT'teki sözleşmeli pozisyona istifa ederek geçebilir. Yine bu memur KPSS sonuçlarına göre Sağlık Bakanlığı'na yerleşmişse adaylık durumu nakline engel teşkil etmez.
**Aday Memurken İstifa Edenlerin Memuriyete Geri Dönüşü nasıldır?
Daha önce bir devlet kuruluşunda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tâbi olarak çalışırken asaletim onaylanmadan ayrılmak zorunda kaldım. Şimdi aynı kadroya başka bir devlet kuruluşunda, Devlet Personel Başkanlığı'ndan izin alarak, açıktan atanabilir miyim?
657 sayılı Kanun'un "Memurluktan Çekilenlerin Yeniden Atanmalarını" düzenleyen 92'nci maddesinde iki defadan fazla olmamak üzere memurluktan kendi istekleriyle çekilenlerin veya 657 sayılı Kanun'a göre çekilmiş sayılanların (ayrıldıkları sınıfta boş kadro bulunmak ve bu sınıfın niteliklerini taşımak şartıyla) tekrar memuriyete dönebileceği belirtilmiştir. Bu hükmün yorumuna ilişkin olarak Devlet Personel Başkanlığı vermiş olduğu görüşlerde aday memurken istifa edenlerin sadece kendi kurumlarına dönebileceğini ifade etmiştir. Bu bağlamda, açıktan atama izni alarak sadece ayrıldığınız kuruma atanmanız mümkündür.

DHMİ:aim-aftn-ais memurları:2100 Ytl maaş alırlar.atc ise :2750 ytl maaş alırlar..GÜMRÜK MUHAFAZA MEMURLUĞU:Gümrük Muhafaza Memuru ise ilk giriş ve son çıkışta bulunmanın avantajlarını ve dez avantajlarını sürekli yaşar, stres halindedir daima kavga ve psikolojik baskı altındadır (sınır kapıları ve limanlardakiler Hava limanları biraz daha mülayimdir).-Maaş (Şu anda 700 maaş,700 yolluk,700 fazla mesai alıyoruz.Yalnız bu 700 ytl olan yolluk heryerde yok. Benim bildiğim İstanbul,İzmir,İzmit de var.Mesailerin daha da artması için dava açıldı. Büyük ihtimalle bu mesai daha da artacak.)Emeklilik yaşı(Muhafaza için 50 yaşında mecburi emeklilik var.)Bayram,haftasonu tatili vb. tatiller burada yok.Eğer yine de seçerim diyorsanız Kocaeli,Sinop,Trabzon gibi yerleri seçin. Çünkü buraların çalışma saatleri daha esnek.GÜMRÜK MUAYENE MEMURLUĞU: 740 YTL maaş alırlar.1100 YTL mesai alırlar.Rotasyon var.Yükselme ve kariyer imkanı mevcuttur.Çalışma saatleri 12/24 şeklindedir.Muayene memurluğu gümrük memurunun şefi pozisyonunda işe başlar gümrük muhafazada ise kısım amiri ile denktir pozisyon olarak yani muayene memuru olursanız direk şanşlı başlıyorsunuz..HEMŞİRE-SAĞLIK MEMURU: Lisans Mezunu bir Hemşire - Sağlık Memurunun;Brüt Maaşı : 1303 YTL..Net Maaşı : 945 YTL + Asgari geçim indirimi (bekarlar için 45 YTL)Buna ilaveten Ek ödeme (Döner Sermaye) var.Sağlık Ocakları Hastanelere nazaran daha az almaktadırlar.Sağlık Ocakları 100 - 500 YTL arası dır. 500 YTL şehir merkezlerinde bulunanlar alırTaşraya gidildikçe Bu miktar düşer.TOPRAK MAHSULLERİ OFİSİ : 1100 Ytl - 1600 Ytl arası maaş alırlar..Tekniker maaşı 1400 Ytl dir.Kurumda rotasyon ve bol bol geçici görev vardır.Yaz tatilinde alım olan yerlerde çok yoğun çalışılır.Mesai yoktur..TCDD : Trende çalışan personel 1500 Ytl maaş alır..Buna ek olarak mesai + km başına ücretde var.Tatil yok.Uzun yollardan gelince dinlenme izni var.VEKİL EBE - EBE : Şuanda 652 Ytl maaş almaktadır Vekil ebeler.Yalnız Sağlık Bakanlığının yaptığı bir düzenleme var o düzenleme hayata geçerse maaşları 1500 Ytl olacakDSİ:657 li personel çalışır. ilk giren mühendis 8/1 den başlar. maas 1350 civarıdır. doguda 1480 civarı..3 ayda bir 280 arazi parası artı cıktıgınız gun basına carpı 6 lirada ekleyin tazminat ortaya cıkar. sosyal imkanları geniş ve güzel olan teşkilatlardan biridir. tayin olanakları var özür durumuna göre ama referans olmazsa olmazlardandır.Devlet Su İşleri çalışanları kamu kurumları arasında en az maaş alan çalışanlardandır. Bazı kamu kurumlarında çalışanların durumları DSİ çalışanlarına oranla oldukça iyi olmasına rağmen onların durumlarında iyileştirmelere gidilmekte ama DSİ memurları özellikle de genel idari hizmetler sınıfında olanlar ihmal edilmektedir. BU AÇIKLAMADAN ANLADIĞIM İİBF DEN GELEN VHKİ LER İÇİN OLDUĞUDUR (şahsi düşüncem..)heralde net bilgim yok ama 900 - 1000 ytl civarı alabilirler.. ...www.memurlar.bizEÜAŞ: 399KHK ye tabi kittir..yeni başlayan 4 yıllık aday memur 1420 ytl ile başlar.Bekar misafirhanesi + elektrik + su + servis kurumdandır.Yükselme vardırPTT : 399 KHK tabi bir KİT'tir..Başlangıç maaşı olarak 1350 ytl ile başlarsınız..Mesai vardır..Yükselme ve Kariyer vardır.www.memurlar.bizMALİYE : 657 ye tabidir..Yükselme ve kariyer açısından devletin en gözde kurumlarındandır..VHKİ 1060 YTL maaş almaktadır..8 ay 115 Ytl tek mesai 4 ay 230 çift mesai almaktadırlar. Vergi denetmeni 1350 ytl maaş almaktadır..Gelirler müdürlüğü ve vergi dairesi pazarlarıda dahil yılın 6 ayı mesai almaktadır..Giderler dairesi 4 ay mesai almaktadır..www.memurlar.bizORMAN MUHAFAZA MEMURLUĞU: 950 Ytl maaş alır.155 YTL 49.maddde tazminatı alırlar.Yılın 7 ayı 265 ytl yangın tazminatı alırlar.www.memurlar.bizPSİKOLOG: 1200 Ytl maaş almaktadırZİRAAT MÜHENDİSİ: Tarım Bakanlığında işe başlayan Mühendis 1190 Ytl almaktadır..SOSYAL GÜVENLİK KURUMU : 1100 ytl maaş alır VHKİ..yılda iki defa asgari ücretten az olmamak koşulu ile ikramiye.Mesai vardır.KİMYAGER : İL Çevre Ve Orman Müdürlüğünde göreve başlayan kimyager 1097 Ytl maaş + üç ayda bir arazi tazminatı 253 Ytl almaktadırİŞKUR: Yeni başlayana aday memur 1080 YTL maaş almaktadır..mesai 70 ytl..yılda asgari ücretten az olmamak koşulu ile 2 ikramiye..Kriyer ve yükselme vardır.www.memurlar.bizSAĞLIK BAKANLIĞI: VHKİ 1020 ytl maaş alır..giyim yardımı yoktur.bu maaşda döner sermaye dahilmi bilmiyorum biliorsunuzki bu kurumda döner sermaye vardır..mesai var.TEDAŞ: VHKİ maaşı oldukça iyidir, ilk girişte ikramiyeleri aya böldüğünüzde 1000 lirayı geçen maaşınız 1-1.5 yıl içinde yüzde 20 ye yakın artar.Ama her zaman ikinci sınıf insan muamelesi görme riski vardır.Çünki tekniker ve mühendisler hep sizden 2 gömlek üstün olacak..www.memurlar.bizKADROLU İMAMLAR: Bekar olanlar 980 Ytl..Evli Olanlar 1070 Ytl maaş almaktadırlar..ÇEVRE VE ORMAN BAKN : VHKİ 777 ytl maaş alır.Mesai yok.ikramiye yok.Yılın 7 ayı 228 ytl yangın tazminatı alırlar.www.memurlar.bizNÜFUS MÜD: VHKİ 778 Ytl maaş almaktadır.Mesai vardır ( 85 ytl )..Yükselme imkanı hemen hemen yoktur..İstanbul için bu ücret 950 Ytl dir..www.memurlar.bizMİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI: VHKİ 870 Ytl maaş alır.yükselme ve kariyer var.Çalışma koşulları çok rahattır genelde rütbelilerle muhatap olunduğu için yatış pozisyonu denebilirBAŞBAKANLIK DPT MÜŞT: 840 YTL maaş VHKİ.Yükselme ve kariyer var.Mesai var.www.memurlar.bizTAPU: 657 ye tabi devletin en sıkıntılı ve zor kurumlarından biridir.kendi içinde arşiv memurluğu-sicil memurluğu-sicil katipliğide diye bölümlere ayrılır ama genelde hepsi aynı işi yapar..sicil memurluğunda arşive göre sorumluluk fazladır..VHKİ olarak başlayan memur 777 ytl maaş alır .Mesai vardır ortalama 85 Ytl civarındadır.www.memurlar.bizVAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ : Memur 795 ytl maaş almaktadır.Yükselme çok zor mesai yoktur.MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI : VHKİ 785 ytl maaş alırlar..mesai vardır.saati 3,6 ytldir..yükselme imkanı vardır.ankara genel müdürlükte olanlara aylık 60 ytl kadarda ankaray bileti..Ayrıca Ankarada görev alanlar ehliyet sınavları açıklise sınavları gibi sınavlarda görev alarak harcırahlarını alarak uçakla türkiyemizin çeşitli illerine dağılırlar..Gittikleri yerlerde öğretmenevlerinde en üst düzey derecede ağırlanırlar..SOSYOLOG : 800 Ytl maaş almaktadır.ÜNİVERSİTELER: VHKİ 765 ytl maaş alır.Servisleri vardır.Mesai yoktur.Yükselme ve kariyer çok zor hatta yoktur denebilir.ADALET BAKANLIĞI: Zabıt katipliği 717 ytl maaş alır..Mübaşir 792 Ytl maaş alır..diğer hususları bilmiyorumSHÇEK : VHKİ 760 Ytl maaş almaktadır .Mesai vardır.Yükselme imkanları mevcuttur.SHÇEK YURT YÖNETİM MEMURU : 760 ytl maaş almaktadır.mesai yoktur.ek ödemeleride yoktur.genelde gece çalışılan pek fazla iş yapılmayan bölümdür.İLLER BANKASI: 754 ytl maaş alır bir VHKİ..yılda 2 defa asgari ücretten az olmamak koşulu ile ikramiye vardır.Yükselme vardır.Mesai vardır..SANAYİ BAK.: 7/1 inde lise mezunu olan bir memur 1.230 YTL alır..Bu rakama Üniv. Mezunları 110 YTL eklesin (1.350 YTL Civarı) ek olarak her ay serbest dolaşım Tazm. Alt Taban 350 YTL-Üst taban 600 YTL Alınır.. Lojman ve Kariyer vardır... Heryerde teşkilatıda mevcuttur. . . POLİS MEMURU : polis memuru 1.400 ytl alıyor evliyseniz yaklaşık 140 ytl daha ekleyin.mecburi 1 defa doğu görevi var gideceğiniz yere göre 100-320 civarı tazminat alırsınız extra yükselme, yurtdışı, pilotluk vb.bir çok imkanı vardır.lojman var.(her şey var) www.memurlar.bizKÜLTÜR BAKANLIĞI: Arkeolog : 1354 Ytl maaş..Müze araştırmacısı : 864 Ytl..Müze bekçisi: 971 Ytl maaş almaktadır..maaşlar mart 2008 bordrosuna göre.. HAZİNE AVUKATI:Maliyede başlayanlar 1538 Ytl maaş alır..TEDAŞ ve SSK da olanların daha fazla aldığı söylenmektedir. DEVLET MALZEME OFİSİ:Vhki:1150 Ytl maaş almaktadır.Tekniker 1450-1500 Ytl..Şef: 1450-1500 Ytl almaktadır memurlar.bizMAAŞ: Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı, SSK, Türkiye İş Kurumu ve tüm KİT'ler (DHMİ, Eti Maden, TMO, TEİAŞ, Türk Patent, TKİ, EÜAŞ), çalışan memurlarına diğer kurumlarda aynı unvanda çalışan memurlardan daha yüksek bir maaş vermektedir. NAKİL KOLAYLIĞI : Geniş bir taşra ağı olan kamu kurumları, çalışan personeline eş ve sağlık durumu özrü ile belirli bir hizmet yılından sonra da istek üzerine nakil kolaylığı sağlayabilmektedir. Örneğin; Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Emekli Sandığı, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü, Yüksek Seçim Kurulu, Adalet Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Gümrük Müsteşarlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türkiye İş Kurumu ve Vakıflar Genel Müdürlüğü çalışan personeline nakil kolaylığı sağlayabilmektedir. Zira bu kurumların hemen hemen her il'de teşkilatı bulunmaktadır. Ancak, üniversite, belediye ve mahkeme başkanlıklarının sadece bulundukları yerde teşkilatı bulunmaktadır. Örneğin GOP Üniversitesinin sadece Tokat'da teşkilatı bulunmaktadır. Bu nedenle bu kurumlarda çalışanlar, eş veya sağlık durumundan dolayı başka bir il'e geçmek istediklerinde mutlaka kendilerini almak isteyen başka bir kamu kurumu bulmaları gerekmektedir. Bu da nakil yapmak isteyenlerin karşılaştığı en büyük problemdir. ÖZELLEŞTİRME: 1980’li yılardan sonra çok hızlı bir özelleştirme yaşanmaktadır. Bir kısım KİT’ler özelleştirme kapsamındadır. Ancak, özelleştirme olsa dahi, burada çalışan sözleşmeli personel ve memurlar diğer kamu kurumlarına memur olarak aktarılmaktadır. Genelde de kişiler, bulundukları ilde yer alan bir kamu kurumuna memur olarak atanmaktadır. www.memurlar.bizÇALIŞMA ORTAMI : Bu başlık için belediyeler ve üniversiteler dışında tüm kurumların en azından iyi olduğu söylenebilir..Belediyeler ve üniversitelerde çalışan ortamın tam netliği hakkında bilgim bulunmamaktadır sadece tanıdık bildikler duyumlar ve forum sayfalarında yazan yorumlara göre bu sonuç çıkmaktadır.. www.memurlar.biz*****Maaşlara asgari geçim inidirimi v.s dahil değildir..Onun için +/- 80 - 100 ytl koyabilirsiniz..*****www.memurlar.biz

ECBanner bloggping TurkeyRank.Com - Pagerank Servisi pagerankonline.de - Pagerank Anzeige ohne Toolbar On our way to 1,000,000 rss feeds - millionrss.com
Seo Memurvadisi Backlink Austausch ECBannerFree Automatic Backlinks Free Automatic Backlinks Free Automatic BacklinksFree Automatic Backlinks Free Automatic BacklinksFree Automatic Backlinks
Bu sitedeki yazılar telif hakkları göz önüne alınarak yayınlanmaktadır. Kaynak göstermeksizin Tamamı veya Bir Kısmının KOPYALANMASI YASAKTIR. yayınlanan bu makale ve eserlerin hak sahipleri herhangibir nedenle telif hakkı idda ederlerse ve bizce uygun görülmesi halinde (gerçeklik esası olması dahilinde) bize lütfen mail atsınlar (ozkan@mail.nu) en kısa sürede eserleriniz sitemizden kaldırlır. © 2008 www.odeveson.blogspot.com