******************************************************************************************************************************************
Bu Sitedeki Tüm Yazılar Ücretsizdir. Sadece Sizden İstediğimiz "Allah Bu Siteyi Hazırlayandan Razı Olsun" Amin... Demenizdir.
************************************************************************************************************************************ www.odeveson.blogspot.com adresindeki yazı ve makalelerin Kaynak göstermeksizin Tamamı veya Bir Kısmının KOPYALANMASI YASAKTIR.

Hammaddesi ağaç olan maddeler nelerdir, örnekler?

10 Nisan 2011 Pazar Gönderen admin 0 yorum
Baston Asa:
Bu teknikler Zonguldak, Bitlis - Ahlat, Gaziantep, Bursa, İstanbul - Beykoz, Ordu illerinde halen devam eden baston yapımcılığı ile günümüze ulaşmıştır. Ülkemizde baston, asa yüzyıllar boyunca kullanılmış, 19. Yüzyılda yaygınlaşmıştır. İşçiliğinin yanı sıra hammaddesine göre değer kazanan bastonların sap kısımları gümüş, altın, kemik, sedef gibi malzemelerden; gövde kısımları gül, kamış vb. ağaçlardan yapılmaktadır.

Gusül abdestini bozan durumlar nelerdir?

Gönderen admin 0 yorum
* Şiddetle yerinden kopan ve şehvetle dışarı boşalan meniden dolayı, gusül lâzım gelir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet dindikten sonra dışarı akan meniden dolayı ise, İmam-ı A`zam ve İmam-ı Muhammed`e göre yine gusül lâzım gelirse de, Ebû Yûsuf`a göre, gusül gerekmez. Bu kavle göre, şehvetle yerinden ayrılan meninin, o anda dışarı boşalması önlenir ve şehvet dindikten sonra dışarı akmasına yol verilirse; bu durum guslü gerektirmez. Ebû Yûsuf`un bu görüşünde, misafirlikte veya kış mevsiminde böyle bir durumla karşılaşanlar için, büyük kolaylık vardır.

Canlıların sınıflandırılmasında insanlar hangi grupta yer alır?

Gönderen admin 0 yorum
CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI
Canlıları benzer özelliklerine göre gruplara ayırmaya sınıflandırma denir. Sınıflandırmayı inceleyen bilim dalına iseBiyosistematikdenir.

1. Ampirik (Yapay) Sınıflandırma
Canlıları dış görünüşleri ve yaşadıkları ortama bakarak sınıflandırmaktır. Bu tür sınıflandırma günümüzde geçerliliğini kaybetmiştir. Dayandığı temel analog (görevdeş) organlar ve şekil benzerliğidir.

Dini bayramların toplumsal işlevi nedir?

Gönderen admin 0 yorum
bayramlarin toplumsal islevi nedir, bayramlarin toplumsal islevleri, dini bayramlarimiz toplumsal islevi, dini bayramlarin islevi, dini bayramlarin islevi nedir, dini bayramlarin toplumsal islevi, ...
Dini bayramlar, dinimiz açısından önemli ve kutsal sayılan günlerde kutladığımız sevinçli günlerimizdir. İslam'da iki bayram kutlanmaktadır: Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı
Ramazan Bayramı: Ramazan ayının sonunda kutlanan üç günlük bayramdır.

ERNEST RUTHERFORD kimdir? Hayatı, biyografisi

Gönderen admin 0 yorum
ERNEST RUTHERFORD
NÜKLEER FİZİK UZMANI
(1871 -1937)
Yüzyılımızın başında bilimde yer alan büyük devrimsel atılımlar genellikle "Planck" ve "Einstein'ın adlarıyla bilinir Oysa onların kuramsal atılımlarının yanısıra, sonuçları bakımından son derece önemli deneysel çalışmalar da vardır Bunların başında, Marie Curie ve Ernest Rutherford'un radyoaktivite üzerindeki çalışmaları gelir
Ernest, Yeni Zelanda'da küçük bir çiftlikte dünyaya gelmiştir Ernest, yoksul ve kalabalık bir ailenin içinde büyüdü Ne var ki, daha küçük yaşta sergilediği olağanüstü öğrenme merakı ona çevredeki en iyi okulların

Gezegenlerin isimleri nelerdir? Gezegenlerin özellikleri nelerdir?

Gönderen admin 0 yorum
butun gezegenlerin isimleri, gezegen isimleri, gezegenler isimleri, gezegenler ve isimleri, gezegenlerimizin isimleri, gezegenlerin adlari nelerdir, gezegenlerin isimleri, gezegenlerin isimleri nelerdir, gezegenlerin ismi, tum gezegenlerin isimleri, ...
MERKÜR (Mercury)
Güneşe uzaklığı: 46 - 58 - 69 Mio kmYörüngesel dışmerkezlilik: 0.206Yörüngesel eğiklik: 7 0Eksensel eğiklik: 2 0Çap: 4870 kmKurtulma hızı: 4.2 km/snKütle: 0.055 (Yer = 1)Hacim: 0.056 (Yer = 1)Yoğunluk: 5.44 (su =1)En yüksek kadir: -1.9Dolanım süresi: 88 günEksensel dönme: 58.6 günKavuşum dönemi: 116 gün

Teokrasi ile yönetilen ülkeler hangileridir?

Gönderen admin 0 yorum
Teokrasi ile yönetilen ülkeler hangileridir?

teograsi ile yonetilen ulkeler, teokrasi ile yonetilen devletler, teokrasi ile yonetilen ulkeler, teokrasi ulkeler, teokrasi ulkeleri, teokrasi yonetilen ulkeler, teokrasiyle yonetilen ulkeler, teokratik devletler, teokratik devletler hangileridir, teokratik ulkeler, ...
Teokrasi
Teokrasi, devlet yönetiminin dine dayalı olmasıdır. Yani devletin uyguladığı yasa ve kanunların din ile paralel olması, devlet başkanının aynı zamanda din admı olması anlamlarına gelir. Diğer bir deyişle devlet işleri dini

2000-2005-2011 yılları arasında Marmara Bölgesi'ne gelen turist sayısı ne kadardır?

Gönderen admin 0 yorum
2000 2005, 2000 2005 arasi gelen turist sayisi, 2000 2005 arasi turist sayisi, 2000 ve 2005 turist sayisi, 2000 yilinda gelen turist sayisi, marmara bolgesi turist sayisi, marmara bolgesine gelen turist, marmara bolgesine gelen turistler, marmara bolgesinin turist sayisi, marmaraya gelen turist sayisi, ...
2007 Yılı verileri:
Toplam Turist Sayısı: 24 Milyon
Marmara Bölgesini tercih eden turist sayısı: % 39 (9.36 milyon)
2000-2005 yılları arasında her yıl bölgemize gelen turist sayısı

Ayın şekilleri ve kaç günde oluştukları hakkında bilgi verir misiniz?

Gönderen admin 0 yorum
ay hangi sekillerde gorunur, ay kac sekilde gorunur, ay sekilleri, ay sekilleri ve isimleri, ayin evrelerinin sekilleri, ayin sekilleri, ayin sekilleri hakkinda bilgi, ayin sekilleri nelerdir, ayin sekilleri ve adlari, ayin sekilleri ve isimleri, ...
Ay'ın Evreleri :
Ay'ın değişik biçimlerde görülmesine "Ay'ın evreleri" denir.

1)YENİ AY:

Bursa'nın Osmanlı Devleti'ne siyasal, sanatsal ve kültürel katkıları ne olmuştur?

Gönderen admin 0 yorum
Bursa'nın Osmanlı Devleti'ne siyasal, sanatsal ve kültürel katkıları ne olmuştur?,bursa kulturel ozellikleri, bursa nin kulturel ozellikleri, bursanin degisim surekliligi, bursanin estetik anlayisi, bursanin kulturel ogeleri, bursanin osmanliya katkilari, bursanin ozellikleri nelerdir, bursanin sanatsal ozellikleri, osmanli devletinde bursanin kulturu, osmanli kultur sanat, ...
Osmanlı Döneminde Bursa
Osmanlılar Bursa'yı aldıklarında kent sadece hisar içinden ibarettir. Fetih sırasında

Altıgenin yüzey ve taban alanları nasıl hesaplanır?

Gönderen admin 0 yorum
alan nasil hesaplanir, altigenin alani, altigenin alani nasil bulunur, altigenin cevresi nasil hesaplanir, altigenler, besgenin alani, duzgun altigen alani, duzgun altigenin alani, taban alani, yuzey alani nedir, ...
Vikipedi, özgür ansiklopedi








Dik Prizmalar piramit dik koni ve küre konu anlatımı

Gönderen admin 0 yorum
Piramit Piramit Nedir? Dik Koni Ve Küre Düzgün Piramit Nedir? Kare Piramit Eşkenar Konusunu MaxiHayaT.Net Kalitesi İle Görüntülemektesiniz;Özet=>Piramit Piramit Nedir? Dik Koni Ve Küre Düzgün Piramit Nedir? Kare Piramit Eşkenar Üçgen Piramit Düzgün Dörtyüzlü Düzgün Sekizyüzlü Düzgün Altıgen Piramit Küre Dilimi Küre Kapağı Piramit Piramit Nedir? Dik ...
* PİRAMİTLER

Takiyüddin astronomi bilimine katkısı

Gönderen admin 0 yorum
Takiyüddin döneminin en büyük bilginidir. Matematik ve astronomi başta olmak üzere birçok alanda araştırmaları vardır. Özellikle trigonometri alanındaki çalışmaları övgüye değerdir. Özellikle trigonometri alanındaki çalışmaları övgüye değerdir. 16. yüzyılın ünlü astronomu Copernicus sinüs fonksiyonunu kullanmamış, sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjanttan söz etmemiştir; oysa Takiyüddin bunların tanımlarını vermiş, kanıtlamalarını yapmış ve cetvellerini hazırlamıştır.

Takiyüddin, trigonometrik fonksiyonların kesirlerini, ilk defa ondalık kesirlerle göstermiş ve birer derecelik fasılalarla 1 dereceden 90 dereceye kadar hesaplanmış sinüs ve tanjant tabloları hazırlamıştır. Bu dönemde,

Tanımlı İntikam Gönüllüsü - Frederick Forsyth Kitap özeti

25 Temmuz 2010 Pazar Gönderen admin 0 yorum


İntikam Gönllüsü - Frederick Forsyth
Altın Kitaplar

Calvin Dexter, gönüllü yaptığı askerliğinde yeteneklerinden dolayı Tünel Fareleri adındaki özel bir timde görev yapmış bir avukattır. Askerliğinden sonra hukuk fakültesinde okumak istemiş ve devlet tarafından burslu olarak okumuştur. Mezun olduktan sonra evlenmiş ve bir kızı olmuştur. Kızı ergenliğinde yakışıklı bir genç tarafından kandırılmış, fuhuş çetesinin eline düşmüş, daha sonra da cesedi bulunmuştur. Calvin, emniyet kuvvetlerinin bu konuda bir şeyler yapmadığını görünce kızının katilini gittiği ülkede öldürmüştür. Bu olaydan sonra avukatlığı paravan olarak kullanmaya başlamış, esas işi olarak hükümetin yakalanmasında bir şeyler yapamadığı suçluları sipariş üzerine yurtdışından getirmek ve adalete teslim etmeyi seçmiştir.

Ricky Colenso zengin bir ailenin kızı olan annesi ve Toronto Üniversitesi'nde profesör babası olan, ailenin tek çocuğudur. 1995'te Yugoslavya'daki iç savaşı görmesi üzerine yardım etmek üzere Bosna'ya gitmiştir. Bosna'da Zolan'ın Kurtları adındaki korku salan bir çete tarafından öldürülmüştür. Dedesi Steve Edmond, torununun izini bulmak için özel bir dedektif tutmuş, uzun seneler sonunda torununun katilinin Zoran Zilic adındaki, Milosevic'e bağlı eski bir gangster olduğunu öğrenmiştir. Bağlantılarını kullanarak Amerikan hükümetinin bu konuda bir şeyler yapmaya çalışmasını sağlamış, lakin Zilic bulunamamamıştır. Steve Edmond son çare olarak "İntikam Gönüllüsü" Calvin Dexter'a başvurmuştur.


Zoran Zilic, Yugoslavya iç savaşı sırasında yaptıklarından dolayı bir savaş suçlusudur. Savaş sırasında zimmetine geçirdiği kirli parayla birlikte ortadan kaybolmuştur. Saraybosna'da ki nükleer bir tesisten nükleer bomba yapımında kullanılabilecek miktarda uranyum çalmıştır. CIA, Usame Bin Ladin'in de bu uranyuma talip olabileceğini düşünerek Zoran'ı yem olarak kullanmaktadır. Calvin Dexter haftalarca araştırma yapmış ve Zilic'in San Martin Cumhuriyeti'nde özel bir malikanede yaşadığını öğrenmiştir. CIA de kullandıkları adamın izlendiğini farketmiş ve Calvin'i safdışı etmeye çalışmıştır. Tüm bu kovalamaca sonunda galip gelen Calvin'dir ve Zilic'i Amerikan adaletine teslim etmiştir.

Möntrö Boğazlar Sözleşmesi

Gönderen admin 1 yorum


Lozan Antlaşması yeni Türkiye için siyasi bir zafer olmasına rağmen açık bıraktığı bir nokta vardı. Antlaşmanın Boğazlara ait kısmındaki şartlara göre Boğazlar, Türkiye Cumhuriyetinin hükümranlığından ayrılarak askersiz bir bölge olarak kabul ediliyordu. Barış ve savaş zamanlarında ticaret ve savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi serbest bırakılmıştı. Boğazların güveni İngiltere, Japonya, Fransa ve İtalya'ya verilmişti.

1936 yılına kadar Boğazların uluslararası yönetimi Türkiye için bir tehlike teşkil etmiyordu. Fakat İkinci Dünya Savaşı arifesinde Avrupa'da birçok siyasi değişiklikler oldu. Boğazların herhangi bir saldırıya karşı korunmasını üzerine alan devletlerden İtalya, Habeşistan'a saldırdı. Japonya ise kendiliğinden Milletler Cemiyetinden çekildi. Bundan başka dünya barışının korunması için toplanan konferanslar da bir sonuca varmadan dağılmış, bütün devletler yeniden silahlanmağa başlamıştı.
Siyasi havanın bozulduğunu gören Atatürk, Boğazlar sorununu kesin olarak çözmeğe karar verdi. Türk Hükümeti, Milletler Cemiyetine başvurarak Lozan Antlaşmasındaki Boğazlara ait hükümlerin değiştirilmesini istedi. Bunun üzerine İsviçre'nin Montrö şehrinde bir konferans toplandı. Ve 20 Temmuz 1936'da Montrö Antlaşması imza edildi. Montrö Antlaşmasının esas maddeleri şunlardır:
1-Boğazlar kayıtsız şartsız Türk hükümranlığına bırakılacak, tahkimat yapmak hakkı tanınacaktır.
2-Barış zamanında her devletin ticaret gemileri serbestçe geçebilecek, buna mukabil savaşta ve barışta asker ve sivil hava kuvvetlerinin geçmesine müsaade edilmeyecektir.
3-Savaş zamanında eğer Türkiye tarafsız kalmışsa ticaret gemileri geçebilecektir.
4-Barış zamanında denizaltı gemileri müstesna olmak şartıyla savaş gemileri on beş gün evvel Türkiye Hükümetine haber verecek, gidecekleri yer, isim, tip ve adetleri bildirilecek ve uçak kullanmamak şartıyla Boğazlardan geçebileceklerdir.

5-Eğer Türkiye savaşa girmişse yalnız tarafsız devletlere mensup ticaret gemileri, düşmana hiç bir surette yardımda bulunmamak şartıyla gündüzün serbestçe geçebileceklerdir.
Not : Montrö Antlaşması yirmi yıl süreyle yürürlükte kalacak, beş yılda bir gözden geçirilecektir.
Montrö Konferansında Türk tezinin iyi savunulmuş olması ve Türk isteklerinin meşruluğu, Boğazlar üzerinde kayıtsız şartsız Türk egemenliğinin kurulmasını sağlamıştır

Parçacık Hızlandırıcı - Parçacık Hızlandırıcı Nedir - Fizik - Deneysel Fizik

Gönderen admin 0 yorum
Parçacık Hızlandırıcı - Parçacık Hızlandırıcı Nedir - Fizik - Deneysel Fizik



Parçacık hızlandırıcı elektron, proton gibi yüklü parçacıkları elektrik alan kullanarak yüksek hızlara çıkaran ve manyetik alan kullanarak demet halinde bir arada tutan aletlerin genel adıdır. Televizyonlardaki elektron tabancaları veya x-ışını makineleri gibi düşük enerjili olanları mevcut oldugu gibi yeraltında kurulmuş ve kilometrelerce uzunlukta olan yüksek enerjilileri de vardır.

Parçacık hızlandırıcılar inşaa edildikleri şekle göre ikiye ayrılırlar: Doğrusal ve çembersel. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki SLAC laboratuvarı doğrusal, gene aynı ülkedeki Fermilab laboratuvarı ve Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) çembersel hızlandırıcıların dünyadaki bazı önemli örneklerini barındırır.


  • Bakım için açılmış olan, 1960'lardan beri kullanılan bir parçacık hızlandırıcı

Fizikte Süblimleşme

Gönderen admin 0 yorum
Süblimleşme - Süblimleşme Nedir - Fizikte Süblimleşme



Bazı katı maddeler ısıtılınca sıvı hâle geçmeden doğrudan gaz hâle geçerler. Bu olaya süblimleşme denir. Naftalin, ernet ve bazı koku yayan maddelerin zamanla azaldığı görülür. Fakat hiç sıvılaştığı görülmez. Bu tür maddelerde süblimleşme olur.
Kaynama ve Yoğunlaşmaya Etki Eden Faktörler
Yine erime ve donmada olduğu gibi, kaynama ve yoğunlaşmaya etki eden faktörler vardır. Basınç ve maddenin saflığının değiştirilmesi, kaynama sıcaklığını etkiler.
Hava basıncı artarsa, ağzı açık kaptaki sıvının kaynaması zorlaşır. Hava basıncının azalması ise kaynamayı kolaylaştırır. Dolayısıyla sıvı daha düşük sıcaklıkta kaynar.
Deniz düzeyinde 100 °C de kaynayan saf su, Ankara’da 96 °C de, Erzurum’da ise 94 °C de kaynar. Bunun nedeni Ankara'daki hava basıncının Erzurum'dakinden fazla olmasıdır.
Düdüklü tencerede basıncın artmasıyla sıvının kaynama sıcaklığı artırılır, dolayısıyla yemekler daha çabuk pişer.

Rezonans - Rezonans Nedir - Fizik - Rezonans Hakkında - Fizikte Rezonans

Gönderen admin 0 yorum
Periyodik bir kuvvetin dürtüsü altındaki bir sistem, salınımlar sergiler ve eğer dürtü frekansı sistemin doğal frekansına eşit ise, bu salınımların genliği sınırsız artma eğilimine girer. Sonuç olarak sistem, belli bir genlikten sonra bütünlüğünü veya bulunduğu durumu koruyamaz ve dağılır veya bozunur. Buna rezonans denir.

Doğrusal sistemlerde rezonansa girme şartı, salınım genliğinin, uygulanan kuvvetle doğru orantılı olmasında yatar. Eğer uygulanan kuvvetin frekansı sistemin doğal frekansına eşitse rezonans gerçekleşir. Doğal frekansa bir örnek olarak yayı ele alalım. Bildiğiniz gibi bir yayın, uzama veya kısalmaya karşı uyguladığı kuvvet, denge konumundan uzaklaşma mesafesine bağlı olup bu uzaklaşmaya ters yöndedir: m(d2x/d2t)=-kx veya d2x/d2t=-(k/m)x. Burada (k/m) doğal frekansın karesidir. Yani doğal frekans yayın kütlesi ve esneklik katsayısı tarafından belirlenir. Doğal frekans genel olarak sistemin fiziksel özelliklerine bağlıdır.
Etiketler:

Tanımlı Osmanlı Padişahlarının Ölüm Sebepleri

Gönderen admin 0 yorum
Osman Gazi: Felç
Orhan Gazi: Depresyon
I. Murat: Şehit edildi (Savaş meydanında şehit olan tek Osmanlı Padişahı).
Yıldırım Bayezid: İntihar
Çelebi Mehmet: Dizanteri / Zehir / Felç (?)
II. Murat: Felç
Fatih Sultan Mehmet: Nikris – Şeker –Zehir (?)
II. Bayezid: İntihar
Yavuz Sultan Selim: Kanser
Kanuni Sultan Süleyman: Felç
II. Selim: Alkol – Düşme (Topkapı Sarayı’nda hamamda yıkanırken ayağı kaydı düştü).
III. Murat: Felç
III. Mehmet: Depresyon – Felç
I. Ahmet: Tifüs
I. Mustafa: (?)
Genç Osman (II) : Boğduruldu
IV. Murat: Siroz – Nikris (?)
İbrahim: Boğduruldu
IV. Mehmet: Nikris –Depresyon – Zehir (?)
II. Süleyman: İstiska’
II. Ahmet: Verem
II. Mustafa: İstiska’ – Prostat
III. Ahmet: Zehir (?)
I. Mahmut: Felç
III. Osman: Felç
III. Mustafa: Kalp yetmezliği
I. Abdülhamit: Felç
III. Selim: Boğduruldu
IV. Mustafa: Boğduruldu
II. Mahmut: Siroz – Verem
Abdülmecit: Verem
Abdülaziz: İntihar
V. Murat: Şeker
II. Abdülhamit: Kalp yetmezliği
V. Mehmet (Reşat) : Kalp yetmezliği
VI. Mehmet (Vahideddin) : Kalp yetmezliği

Atatürk ün matematige yaptıgı katkılar

Gönderen admin 0 yorum
Atatürk ve Matematik
Gültekin BUZKAN
Pazar, 17 Aralık 2006
Günümüzün bilim ve teknolojisinin bel kemigi olan matematik, kendine özgü dogulara, yanlislara ve dile sahiptir. Bir dile sahiptir diyorum çünkü, sadece matematik ile yakindan ilgilenenlerin anlayabilecegi veya "üçgen, kare, dikdörtgen, çember, daire vb.." gibi herkesin yakindan bildigi terimler ve çesitli sembolik gösterimlere sahiptir matematik.
Hiç düsündünüz mü, nereden geliyor bu terimler? Kim, neden üç kenari olan kapali egriye üçgen adini vermis diye. Bu konu üzerine bir arastirma yaptiginizda karsiniza çikacak tek isim vardir ki O da süphesiz önünde saygiyla egildigimiz, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'tür.

Cumhuriyetten önce çesitli okullarda okutulmus bir matematik kitaplarini incelerseniz; içlerinde Arap harfleriyle yazilmis formüller; müselles, murabba veya hatt-i mümas gibi günümüz matematiginde bir anlam ifade etmeyen bir çok terim görürsünüz. Günümüzde Atatürk sayesinde kullandigimiz terimlere baktigimizda, bu eski Arapça terimlerin anlasilmasinin ve hatirlanmasinin ne denli güç olduguna siz de hak verirsiniz elbet. Bir düsünün "Müsellesin sathi yatalay, dikeley zarbinin müsavatina müsavidir." Cümlesinden ne anliyorsunuz? Belki anneanne ve dedelerimiz bize bu cümle içinden bir kaç kelimeyi günümüz Türkçe'sine çevirebilir ama bir çogunuz gibi ben de bu cümleyi ilk okudugumda hiç bir sey anlamamistim. Oysa bu cümle "üçgenin alani, tabani ile yüksekliginin çarpiminin yarisina esittir." Demektir. Belki sadece bu cümledeki kavram anlasilmazligi bile bize Atatürk'ün bu konuda matematige ve dolayisiyla diger ilimlere ne denli degerli bir çalisma biraktigini anlamamiz için yeterli olacaktir. Mesela, Müselles sözcügünü ele alalim. Müselles Arapça 'sülüs' sözcügünden türetilmistir. Arapça'daki sülüs ile müselles sözcüklerinin arasindaki iliskiyi kavrayabilmek, Arapça bilmeyenler için oldukça zordur. Sülüs sözcügünün Türkçe'de karsiligi 'üç' kelimesidir. Üç'ün yanina 'gen' getirirsek üçgen sözcügü olusur. Bu müselles sözcügünden daha kolay anlasilmaktadir. Atatürk'ün matematik dünyasina kazandirdigi diger bazi terimlerden de söyle örnekler verebiliriz;

Yeni Ismi Bölen Bölme Bölüm Bölünebilme Çarpi Çarpan Çarpanlara Ayirma Çember Çikarma Dikey Limit Ondalik Parabol Piramit Prizma Sadelestirme Pay Payda Teget

Eski Ismi Maksumunaleyh Taksim Haric-i Kismet Kabiliyet-i Taksim Zarb Mazrup Mazrubata Tefrik Muhit-i Daire Tarh Amudi Gaye Asar'i Kat'i Mükafti Ehram Mensur Ihtisar Suret Mahrec Hatt-i Mümas Bu Arapça kökenli kelimelerle matematik yapmanin ve yapilanlarin ne ifade etmek istedigini anlayarak çagdaslik yolunda ilerlemenin ne denli zor ve zahmetli olacagini anlatmaya gerek olmasa sanirim. Atatürk'ün buldugu bu ve bunlar gibi bir çok terimler günümüzde hala geçerliligini korumakta ve matematigi bizler için daha anlasilir kilmaktadir. Atatürk bu terimlerin yer aldigi 1937 yilinda yayimlanan bir de geometri kitabi yazmistir. Bu kitapta kullanilan yeni terimler ayrintilariyla açiklanmis ve üzerlerine örnekler de verilmistir. Bu kitap geometri ögretenlere ve bu konuda bilgi edinmek isteyenlere kilavuz olarak Kültür Bakanliginca yayinlanmistir.

Mustafa Kemal bu geometri kitabini yazarak matematige daha anlasilir yeni terimler kazandirmak istegini Sivas'ta girdigi bir geometri dersinde ortaya koymustur. Atatürk 13 Kasim 1937 tarihinde Sivas'a gitmis ve 1919 yilinda Sivas kongresinin yapildigi lise binasinda bir geometri (o zamanki adiyla hendese) dersine girmistir. Bu derste ögrencilerle konusmus ve geometri üzerine çesitli sorular yöneltmistir. Ders esnasinda eski terimlerle matematik ögreniminin ve ögretiminin zorlugunu bir kez daha saptayan Atatürk "Bu anlasilmaz terimlerle bilgi verilemez. Dersler Türkçe terimlerle anlatilmalidir." Diyerek bu konudaki kesin yargisini açikladiktan sonra, dersi kendi bulusu olan Türkçe terimlerle ve çizimleriyle anlatmistir. Bu sirada derste Pisagor teoremini de çözümlemistir.


Elbette ki, matematik ve geometri bilgisi yeterli olmayan bir insanin bilimsel ve dolayisiyla toplumsal açidan bu denli önemli bir çalismayi ortaya çikararak nesiller boyu kabul edilebilir bir forma sokmasi mümkün degildir. Böylece Atatürk sadece siyasi ve idari alandaki dehasiyla degil, sayisal dünyadaki üstün basarisiyla da karsimiza çikmis oluyor.
Sizin de gördügünüz gibi Atatürk’ün yasaminda matematigin önemi bugüne kadar bildigimiz veya ilkokullarda ögrenmis oldugumuz gibi matematik ögretmeninin ona "Kemal" ismini vermesinden çok ötedir. Matematigin bilimsel gelisme acisindan anlasilir bir dilde ögretilmesi gerektigi düsüncesi ve bu konudaki çalismalari sayesinde bize kazandirdigi onca güzellige bir yenisini daha eklemistir. Umarim bu yaziyla birlikte onun baslattigi bilimsel gelisme arzusunun bizler için de ne kadar gerekli oldugunu hatirlar ve bunun yaninda sade ve anlasilir bir dile sahip olmanin bir toplumda her alanda ne denli gerekli oldugunu daha iyi anlamis oluruz. Atatürk’ ün yaşamında ilk olağan üstü başarısı çocukluk çağında, orta öğrenimi döneminde matematik dersinde olmuş ve bunun sonucu olarak dersin öğretmeni O’ nun adına “Kemal” adını vermiştir. Atatürk, Selanik Askeri Rüştiyesinde geçen bu olayla ilgili anısını şöyle anlatıyor:
“...Rüştiyede en çok matematiğe merak sardım. Az zamanda bize bu dersi veren öğretmen kadar belki de daha fazla bilgi edindim. Derslerin üstündeki sorularla uğraşıyordum, yazılı soruları düzenliyordum. Matematik öğretmeni de yazılı olarak cevap veriyordu. Öğretmenimin ismi Mustafa idi. Bir gün bana dedi ki:
-“ Oğlum senin de ismin Mustafa benim de. Bu böyle olmayacak, arada bir fark bulunmalı. Bundan sonra adın Mustafa Kemal olsun.”
O zamandan beri ismim gerçekten Mustafa Kemal oldu...”
Atatürk’ün yaşamında matematiğin önemi bu güne kadar bildiğimiz veya ilkokullarda öğrenmiş olduğumuz gibi matematik öğretmeninin Kemal ismini vermesinden çok ötedir.

Cumhuriyetten önce çeşitli okullarda okutulmuş matematik kitaplarını incelerseniz; içlerinde Arap harfleriyle yazılmış formüller;
Müselles, murabba veya hatt-ı mübas gibi günümüz matematiğinde bir anlam ifade etmeyen bir çok terim görürsünüz. Günümüzde Atatürk sayesinde kullandığımız terimlere baktığımızda, bu eski Arapça terimlerin anlaşılmasının ve hatırlanmasının ne denli güç olduğuna hak verirsiniz.
“Müsellesin sathı yatalay, dikeley zarbının müsavatına müsavidir.” Bu cümleden ne anlıyorsunuz? Belki anneanne ve dedelerimiz bize bu cümle içinden bir kaç kelimeyi günümüz Türkçe’sine çevirebilir ama bir çoğunuz gibi bizde bu cümleyi ilk okuduğumuzda hiç bir şey anlamamıştık. Oysa bu cümle “ üçgenin alanı, tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir.”demektir. bu cümledeki kavram anlaşılmazlığı bile bize Atatürk’ ün bu konuda matematiğe ve diğer ilimlere ne denli değerli bir çalışma bıraktığını anlamamız için yeterli olacaktır.


Atatürk’ ün matematik dünyasına kazandırdığı diğer bazı terimlerden de şöyle örnekler verebiliriz;
Bölen
Bölme
Bölüm
Bölünebilme
Çarpı
Çarpan
Çarpanlara Ayırma
Çember
Çıkarma
Dikey
Limit
Ondalık
Parabol
Piramit
Prizma
Sadeleştirme
Pay
Payda
Teğet Maksumunaleyh
Taksim
Haric-i Kısmet
Kabiliyet-i Taksim
Zarb
Mazrup
Mazrubata Tefrik
Muhit-i Daire
Tarh
Amudi
Gaye
Aşar’i
Kat’ı Mükafti
Ehram
Menşur
İhtisar
Suret
Mahrec
Hatt-ı Mübas
Atatürk’ ün bulduğu bu ve bunlar gibi bir çok terimler günümüzde hala geçerliliğini korumakta ve matematiği bizler için daha anlaşılır kılmaktadır. Atatürk’ ün amacı daima daha uyguna doğru ilerlemekti. Önerilen görüşleri haklı görünce hemen benimserdi. Atatürk’ ün ortaya koyduğu terimlerden bir takımı bugün kullanılırken bazıları çıkmış yerini daha uygunlara bırakmıştır. Örneğin; “tümey açı” yerine “tümler açı” , “bütey açı” yerine “bütünler açı” da olduğu gibi. Atatürk ilke adamı olduğu için bunları hoş görecek hatta sevinecekti. Yeter ki ortaya koyduğu ilke sarsılmasın yerine eski terimlere dönülmesin.

Atatürk 1937 yılında yayınlanan bir geometri kitabı yazmıştır. Bu kitapta kullanılan yeni terimler ayrıntılarıyla açıklanmış ve üzerlerine örneklerde verilmiştir. Bu kitap geometri öğretenlere ve bu konuda bilgi edinmek isteyenlere kılavuz olarak kültür bakanlığınca yayınlanmıştır.

A. Dilaçar anlatıyor: “1936 yılı sonbaharında bir gün Atatürk beni özel kalem müdürü Süreyya Demir’ in yanına katarak Beyoğlu’ndaki Haset Kitapevine gönderip uygun gördüğünüz Fransızca Geometri kitaplarından birer tane aldırdı. Bunları Atatürk’le beraber gözden geçirdikten sonra ben ayrıldım ve kış aylarında Atatürk bu eser üzerinde çalıştı. Geometri kitabı bu emeğin ürünüdür.”

Mustafa Kemal bu geometri kitabını yazarak matematiğe daha anlaşılır yeni terimler kazandırmak isteğini Sivas’ ta girdiği bir geometri dersinde ortaya koymuştur.
Atatürk 13 Kasım 1937 tarihinde Sivas’ a gitmiş ve 1919 yılında Sivas Kongresi’nin yapıldığı lise binasında bir geometri ( Hendese ) dersine girmiştir. Bu derste öğrencilerle konuşmuş ve geometri üzerine çeşitli sorular yöneltmiştir. Ders esnasında eski terimlerle matematik öğreniminin ve öğretiminin zorluğunu bir kez daha saptayan Atatürk “ bu anlaşılmaz terimlerle bilgi verilemez. Dersler Türkçe terimlerle anlatılmalıdır.” Diyerek dersi kendi buluşu olan Türkçe terimlerle ve çizimleriyle anlatmıştır. Bu sırada derste Pisagor teoremini de çözümlemiştir.

Atatürk sadece siyasi ve idari alandaki dehası ile değil, sayısal dünyadaki üstün başarısı ile de karşımıza çıkmış oluyor.
Atatürk’ ün yaşamında ilk olağan üstü başarısı çocukluk çağında, orta öğrenimi döneminde matematik dersinde olmuş ve bunun sonucu olarak dersin öğretmeni O’ nun adına “Kemal” adını vermiştir. Atatürk, Selanik Askeri Rüştiyesinde geçen bu olayla ilgili anısını şöyle anlatıyor:
“...Rüştiyede en çok matematiğe merak sardım. Az zamanda bize bu dersi veren öğretmen kadar belki de daha fazla bilgi edindim. Derslerin üstündeki sorularla uğraşıyordum, yazılı soruları düzenliyordum. Matematik öğretmeni de yazılı olarak cevap veriyordu. Öğretmenimin ismi Mustafa idi. Bir gün bana dedi ki:
-“ Oğlum senin de ismin Mustafa benim de. Bu böyle olmayacak, arada bir fark bulunmalı. Bundan sonra adın Mustafa Kemal olsun.”
O zamandan beri ismim gerçekten Mustafa Kemal oldu...”
Atatürk’ün yaşamında matematiğin önemi bu güne kadar bildiğimiz veya ilkokullarda öğrenmiş olduğumuz gibi matematik öğretmeninin Kemal ismini vermesinden çok ötedir.

Cumhuriyetten önce çeşitli okullarda okutulmuş matematik kitaplarını incelerseniz; içlerinde Arap harfleriyle yazılmış formüller;
Müselles, murabba veya hatt-ı mübas gibi günümüz matematiğinde bir anlam ifade etmeyen bir çok terim görürsünüz. Günümüzde Atatürk sayesinde kullandığımız terimlere baktığımızda, bu eski Arapça terimlerin anlaşılmasının ve hatırlanmasının ne denli güç olduğuna hak verirsiniz.
“Müsellesin sathı yatalay, dikeley zarbının müsavatına müsavidir.” Bu cümleden ne anlıyorsunuz? Belki anneanne ve dedelerimiz bize bu cümle içinden bir kaç kelimeyi günümüz Türkçe’sine çevirebilir ama bir çoğunuz gibi bizde bu cümleyi ilk okuduğumuzda hiç bir şey anlamamıştık. Oysa bu cümle “ üçgenin alanı, tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir.”demektir. bu cümledeki kavram anlaşılmazlığı bile bize Atatürk’ ün bu konuda matematiğe ve diğer ilimlere ne denli değerli bir çalışma bıraktığını anlamamız için yeterli olacaktır.


Atatürk’ ün matematik dünyasına kazandırdığı diğer bazı terimlerden de şöyle örnekler verebiliriz;
Bölen
Bölme
Bölüm
Bölünebilme
Çarpı
Çarpan
Çarpanlara Ayırma
Çember
Çıkarma
Dikey
Limit
Ondalık
Parabol
Piramit
Prizma
Sadeleştirme
Pay
Payda
Teğet Maksumunaleyh
Taksim
Haric-i Kısmet
Kabiliyet-i Taksim
Zarb
Mazrup
Mazrubata Tefrik
Muhit-i Daire
Tarh
Amudi
Gaye
Aşar’i
Kat’ı Mükafti
Ehram
Menşur
İhtisar
Suret
Mahrec
Hatt-ı Mübas
Atatürk’ ün bulduğu bu ve bunlar gibi bir çok terimler günümüzde hala geçerliliğini korumakta ve matematiği bizler için daha anlaşılır kılmaktadır. Atatürk’ ün amacı daima daha uyguna doğru ilerlemekti. Önerilen görüşleri haklı görünce hemen benimserdi. Atatürk’ ün ortaya koyduğu terimlerden bir takımı bugün kullanılırken bazıları çıkmış yerini daha uygunlara bırakmıştır. Örneğin; “tümey açı” yerine “tümler açı” , “bütey açı” yerine “bütünler açı” da olduğu gibi. Atatürk ilke adamı olduğu için bunları hoş görecek hatta sevinecekti. Yeter ki ortaya koyduğu ilke sarsılmasın yerine eski terimlere dönülmesin.

Atatürk 1937 yılında yayınlanan bir geometri kitabı yazmıştır. Bu kitapta kullanılan yeni terimler ayrıntılarıyla açıklanmış ve üzerlerine örneklerde verilmiştir. Bu kitap geometri öğretenlere ve bu konuda bilgi edinmek isteyenlere kılavuz olarak kültür bakanlığınca yayınlanmıştır.

A. Dilaçar anlatıyor: “1936 yılı sonbaharında bir gün Atatürk beni özel kalem müdürü Süreyya Demir’ in yanına katarak Beyoğlu’ndaki Haset Kitapevine gönderip uygun gördüğünüz Fransızca Geometri kitaplarından birer tane aldırdı. Bunları Atatürk’le beraber gözden geçirdikten sonra ben ayrıldım ve kış aylarında Atatürk bu eser üzerinde çalıştı. Geometri kitabı bu emeğin ürünüdür.”

ECBanner bloggping TurkeyRank.Com - Pagerank Servisi pagerankonline.de - Pagerank Anzeige ohne Toolbar On our way to 1,000,000 rss feeds - millionrss.com
Seo Memurvadisi Backlink Austausch ECBannerFree Automatic Backlinks Free Automatic Backlinks Free Automatic BacklinksFree Automatic Backlinks Free Automatic BacklinksFree Automatic Backlinks
Bu sitedeki yazılar telif hakkları göz önüne alınarak yayınlanmaktadır. Kaynak göstermeksizin Tamamı veya Bir Kısmının KOPYALANMASI YASAKTIR. yayınlanan bu makale ve eserlerin hak sahipleri herhangibir nedenle telif hakkı idda ederlerse ve bizce uygun görülmesi halinde (gerçeklik esası olması dahilinde) bize lütfen mail atsınlar (ozkan@mail.nu) en kısa sürede eserleriniz sitemizden kaldırlır. © 2008 www.odeveson.blogspot.com