******************************************************************************************************************************************
Bu Sitedeki Tüm Yazılar Ücretsizdir. Sadece Sizden İstediğimiz "Allah Bu Siteyi Hazırlayandan Razı Olsun" Amin... Demenizdir.
************************************************************************************************************************************ www.odeveson.blogspot.com adresindeki yazı ve makalelerin Kaynak göstermeksizin Tamamı veya Bir Kısmının KOPYALANMASI YASAKTIR.
15 Şubat 2009 Pazar Gönderen admin 0 yorum

İLKÖĞRETİMDE SOSYAL BECERİLERİN GELİŞTİRİLMESİ

İnsanlar belirli bir potansiyelle doğarlar ve zamanla bu potansiyel gerek ailenin gerekse çevrenin etkisiyle etkilenerek değişime uğrar fakat buradaki etkilenme sözcüğünü özellikle vurgulamak istiyorum çünkü insanların doğuştan getirdikleri bu potansiyelleri her zaman gelişmez engellenebilirde ki ülkemizde de genelde özellikle bazı yanlış paradigmalar sonucu çocukların gelişimi engellenmektedir. Örneğin uslu çocuk hep oturan hiçbir şeye karışmayan çocuk olarak algılanır, yerinde duramayan sürekli aktif olan çocuklarında öyle “uslu” olmaları istenir böylece çocuğu bir nevi sürü psikolojisiyle hiç etliye sütlüye karışmayan bir kişi haline getiririz.

Çocuklar ilk eğitimlerini aile ortamında aldıktan sonra ilkokula başlarlar. İlkokul döneminde akademik gelişimleri ile sosyal gelişimleri birbirinden ayrı düşünülmemelidir. Genelde aileler çocuklarından toplamsal bir paradigma sonucu derslerinde başarılı olmalarını beklerler fakat büyük fabrikalarda yapılan bir anketin sonucuna göre fabrikaların bir mühendisten birinci sırada istediği beceri olarak “sosyal becerileri” göstermektedirler mühendislik teknik bilgisini ise ancak altıncı sırada istemektedirler. Buradan şu sonuca varabiliriz “sosyal beceri” leri gelişmiş bireyler tercih sebebidirler peki bu sosyal beceriler nedir. Sosyal becerileri birkaç başlık altında toplayacak olursak:

· İlişkiyi başlatma ve sürdürme becerileri

· Grupla bir işi yürütme becerileri

· Duygulara yönelik beceriler

· Saldırgan davranışlar ile başa çıkmaya yönelik beceriler

· Stres durumlarıyla başa çıkma becerileri

· Plan yapma ve problem çözme becerileri

Tüm bu becerilerin geliştirilmesi çabalarının temelinde sosyal davranışlarını geliştirebilmek ve öğrencilerimizi uygun davrandıklarında desteklemek bulunmaktadır. Sosyal becerilerin tesadüfi öğrenme ve bilişsel olgunlukla gelişmesi beklenir. Bu gelişimde aile ve çevrenin bilinç düzeyi ve ekonomik düzeyiyle ilgilidir. Bir bakıma şansı olan çocuk öğrenir olmayanlar öğrenemez gerçekte ise bu becerilerin çok önemli olmalarına karşın istendikten sonra çok rahat okul ve ev ortamında “her” çocuğa öğretilebilir. Bunun içinde çok fazla çabaya gerek yoktur sadece oyunu kurallarına göre oynamak gerekir çocuklara bu becerileri kazandırmak için ekstra senaryolar filan öğretmeye de gerek yoktur yapılması gerekenler hem ev ortamında kendiliğinden gelişen olayları geliştirerek yada değişik yönergelerle çocuklarımızın doğru paradigmalar oluşturmalarını sağlamalıyız.

Aslında “sosyal becerilerin” denetimi ilkokul karnelerinin genelde sağ tarafında çeşitli başlıklar altında sağlanmaya çalışılmaktadır fakat ne acıdır ki bu sütunda ki notlar genelde ders notlarıyla doğru orantılı olarak verilmekte ve de bu becerilerin geliştirilmesi için çok çalışma yapılmamaktadır.

Öğrencilere sosyal becerilerin kazandırılmasında rehber öğretmenin temel rolü öğretmenleri ve velileri bilgilendirmek ve yönlendirmektedir. Öğretmenlerin bu becerileri eğitim ve öğretimin içine sokabilmelerinde rehber öğretmenin etkisi çok önemlidir. Öğretmenlere vereceğiniz temel bilgiler şunlar olabilir:

· Bu etkinlikler sınıf ortamı içinde bütün öğrencilerin katılacağı ve uygulayacağı biçimde düzenlenmelidir.,

· Bu becerilerin programa katılabilmesi için öğrenci merkezli bir eğitim uygulanmalıdır.

· Öğretmenler öğrenciyi bir bütün olarak değerlendirmelidirler. Akademik ve sosyal davranışlarını birbirinden ayırmadan değerlendirmelidir.

Sınıf öğretmenleriyle rehber öğretmenin koordineli çalışmaları sonucu öğrencilerde çok büyük değişiklikler gözlemlenecektir ve de en önemli yararı öğrencilere davranışlarının felsefesi öğretileceği için öğrenciler doğru paradigmalar geliştirecektirler bu paradigmalar da onlara hayat boyu doğru ve etkili kararlar vermelerini sağlayacaktır.

ETKİNLİKLER

Selamlaşma

Amaç: Görgü kurallarını geliştirme

Düzey: 6-13 yaş

İşlem

Bugüne kadar siz bir tanıdığınızın yanından “Merhaba, günaydın” demeden geçtiniz mi? Neden?

..............................

Bugüne kadar bir tanıdığınız yanınızdan “Merhaba, günaydın...” demeden geçti mi? Siz bu durumda ne hissettiniz?

...................................

Karşılıklı iyi ilişkiler, duyarlı olmayı, saygıyı, değer vermeyi içerir. Bunların ne anlama geldiğini öğretmenlerinizle, sınıf arkadaşlarınızla ve anne-babanızla konuşup ne anladığınızı yazınız.

Konuşmayı Başlatma ve Sürdürme

Amaç:Sözel iletişimi başlatabilme ve sürdürebilme

Düzey:5 yaş

İşlem

1. Konuşmayı başlatabilmek ve sürdürebilmek için sizce neler önemlidir?

..................................................

2. Biriyle konuşmaya başlayınız.

a. Kiminle konuştunuz?

b. Konuşmayı nasıl başlattınız?

c. Karşınızdaki kişiye neler söylediniz, sordunuz?

d. Kendinizle ilgili neler söylediniz?

3. Sizce konuşmayı başlatmak ve sürdürmek için neler önemlidir?

Problem Çözme

Amaç: Sorunlarla başa çıkabilme ipuçları verme

Düzey: 9-15

İşlem

1. Son günlerde evde, okulda, aile fertlerinden biriyle ya da bir arkadaşınızla yaşadığınız bir sorunu yazınız.

...............................

2. Bu sorununuzu çözmek için neler yapmayı düşündüğünüzü yazınız.

...........................

3. Nasıl çözdüğünüzü yazınız.

a. Yukarıda bu sorununuzu çözmek için düşündüklerinizden hangisini uyguladınız?

b. Neden onu uyguladınız?

4. Bu sorunla başa çıkarken sakin olmanın bize ne yararları olabilir?

Alay Etme

Amaç: Başkalarına saygı duymayı öğrenme

Düzey: 6-12 yaş

İşlem

Hasan uzun boylu zayıf bir çocuktu. Bir gün güzel çanta ile geldi. Cem bakmak için çantayı Hasan’ın elinden çekip aldı. Hasan Cem’e kızdı ve “Çantamı geri ver” dedi. Cem “Al çantanı leylek” diye çantayı yere attı. Bu olaydan sonra bazı çocuklar, Hasan’a “leylek” demeye başladılar.

1. Bu durumda Hasan ne hissetmiş olabilir?

2. Bu durumda Hasan ne yapmalı?

3. Size hiç isim takan oldu mu? Öyleyse, siz ne hissettiniz?

4. Siz bir arkadaşınızı takma isimle çağırdınız mı?

Bize Katıl

Amaç:Sosyal İlişkileri geliştirebilme

Düzey:7-12 yaş

İşlem

Fulya sınıfta hiçbir şeye katılmayan ve hiçbir grup etkinliğinde yer almayan bir kızdır. Sınıfta varlığı ile yokluğu belli değildir. Sorulmadıkça konuşmaz. Arkadaşları, onu aralarına almak istemektedirler.

Bunun için ne yapmalıdır?

Öğrencilerden çeşitli çözüm önerilerini söylemelerini ve tartışmalarını isteyiniz. En uygun önerileri sınıfta oynayınız.

Daha fazla örnek etkinlik için bakınız ( yani satın alınız )

İLKÖĞRETİMDE SOSYAL BECERİLERİN GELİŞTİRİLMESİ

PRF. DR. FÜSUN AKKÖK

ÖZGÜR YAYINLARI

Gönderen admin 0 yorum
SOSYOLOJİ
Sosyoloji: Toplum ve toplumda ortaya çıkan sosyal olayların bilimsel incelenmesidir.
Din Sosyolojisi: sosyolojik metod, yaklaşım ve düşünclerin dini alana uygulanması ile ortaya çıkan ilimdir. Dinlerin inanç sistemlerini, ibadet şekillerini, müesseselerini, ictimai tezahürlerini, bunların zamanla hangi sosyal şartlara bağlı olarak değişme gösterdiklerini, sosyal sınıflarla ilişkilerini, dini grup ve cemaatleri, çeşitli dini ahlak türlerini inceler.
Sosyolojinin Bazı Özellikleri:
Özel konusu olan bir ilimdir
Toplumu bir yapı ve olgu olarak inceler.
Normatif olmayan, objektif bir olaylar bilimidir.
Bir tecrübe ilmidir.

Sosyoloji olaylar üzerinde tahliller yapar ve genel tipleri göstermeye, zaman ve mekandan bağımsız gerçekleri tesbite çalışır.

Din Sosyolojisinin Konusu: Toplumun ortaklaşa dini hayatını, din ve toplum münasebetleri ve bu münasebetlerden doğan etki ve tepkileri ve dini grupların incelenmesidir.

Saint Augustin(ö:430) Tanrı Sitesi adlı eserinde görülmeyen alemin toplumunu tasvir etmektedir. Ona göre içinde yaşadığımız bu dünya siteleri (toplum) gelip geçicidirler. Buna karşılık görülmeyen, değişmeyen ve bitmeyecek olan öbür alemlerdeki mükemmel site, gerçek sitedir. Ancak bu site yere indirilebilir ve insan ideal sitenin hemşehrisi olabilir. Tanrının emirlerine uyan ve sevgisini kazanan kişi Tanrı sitesinin hemşehrisi demektir ve O'nun sofrasında yemek yer. Böylece Saint Augustin, Orta Çağ Hıristiyan alemindeki mistik görüşün esaslarını çizmektedir.

Farabiye göre insanlar cemiyet halinde yaşamak zorundadırlar. Bu durum onların yaratılışlarının bir gereğidir. Bu nedenle insana 'medeni varlık' denilebilir. Farabi'nin üçlü toplum tasnifi; büyük, orta, küçük şeklindedir. Yine o toplumları fazıl toplumlar ve fazıl olmayanlar diye ikiye ayırır.
Farabi'ye göre insanlar arasında fiilen varolan faziletsiz toplumun dört tipi vardır:
A-Hırs, sefahat ve istibdadın hüküm sürdüğü 'bilgisiz toplum'
B-Fazilet prensiplerini bilmeyen ve düşkünlüklere kendini terketmiş bulunan 'kötü toplum'
C-Başlangıçta iyi iken sonradan değişen 'değişmiş toplum'
D-Hiçbir hedefi olmayan 'bozulmuş toplum'

İbni Haldun (v.1406) Mukaddimesinde el-ictimaul insaniyyu darûriyyün' der. Bu fikirleri Kitab'ul-İber adlı tarih kitabının mukaddimesinde zikreder. Bu kitap 6 babtan müteşekkildir.
İbni halduna göre iki türlü hayat vardır; göçebe, yerleşik.
İbni Haldun, coğrafi faktörlerin toplumların hayatı üzerinde büyük bir etkisinin olduğunu belirtmektedir. Bu beden ve cisme olduğu gibi istidatlar ve dini-ahlaki-manevi hayata da tesir eder. Umrana en müsait bölge aynı zamanda dinlerin doğuşuna da en uygun bölgedir. Bu bölgeden uzaklaşıldıkça dinin ve dindarlığın kalitesinde bir düşme olur. Sosyal hayatta dini yaşayış üzerinde etkilidir. Mesela genellikle zenginlik ve refah dine karşı bir kayıtsızlığı doğurur.
İbni haldun toplumu bir organizmaya benzetir. Buna göre toplumlar da fertlerin ve organizmalarına benzer bir hayata sahiptirler. Bu onun Tavırlar Nazariyesinde ifadesini bulur. Bu nazariyeye göre beş tavır vardır: Zafer, mutlakiyet, refah, barış ve israf. Burada ibni haldun determinist bir yaklaşım ortaya koyuyor. Bu tavırları bütün toplumlar yaşarlar.
İbni haldun din-devlet birleştirilmesine karşı çıkarak sanki bugünkü laik anlayışa yakınlık göstermektedir. Peygamberin vazifesi dini işlerdir ona göre.

Din Nedir?
Korkutucu ve büyüleyici sır (Rudolf Otto)
Allah tarafından vahiy yoluyla ve peygamberleri aracılığıyla vaz' edilen ve saliklerini dünya ve ahirette saadet ve necata götüren, itikad ve amellerden mürekkep bir müessese (İslam Kelamcıları)
Zevil ukûlu hüsn-ü ihtiyarlarıyla bizzat hayırlara sevk eden bir vaz'ı ilahidir. (Hamdi Yazır)
Bizim dışımızda olan manevi veya ahlaki güç diyebileceğimiz bir güce karşı bir bağlılık duygusunun falan ya da filan şekildeki bir anlatımından ibarettir. (Radcliffe-Brown)
Kutsal şeylerle ilgili inanç ve amellerden meydana gelen dayanışmalı bir sistem olup, bu inanç ve amellerin O'na inanıp bağlananları manevi bir birlik meydana getiren bir cemaatte birleştirdiği şeydir. (Durkheim)
Korkutucu ve büyüleyici sır olan kutsalın tecrübesi veya yaşanması.

Dini Tecrübenin İfade Şekilleri
1. Teorik anlatım: Akide(doktrin)
2. Pratik anlatım: İbadet (kült)
3. Sosyolojik anlatım: Dini cemaat veya topluluk

Tabii Dini Gruplar
1- Aile: modern antropoloji aileyi mevcut en küçük sosyal ünite olarak kabul ederler. Aile biyolojik, psikolojik, hukuki, ahlaki, ekonomik, kültürel ve dini bağlara dayalı temel bir sosyal ünitedir. Aile insanlığın ilk dönemlerinde her şeyden önce dini bir cemaat olarak karşımıza çıkar.
Genellikle geniş ailelerde dini bağ, kan bağı ve birlikte yaşamanın ortaya çıkardığı öteki bağlardan daha güçlü bir bağ ortaya çıkarmaktadır. Aile grubu ve evin yanı sıra, aile hayatında önemli anlar olarak dikkat çeken doğum, gençlik, çocukluk, evlenme ve ölüm gibi olayların da dini birer önem taşıdıkları görülmektedir. İlkel ve daha yukarı kültürlerde rastlanan geniş aile tipinin sahip olduğu dini öneme karşılık modern dünyada hakim durumda olan çekirdek aile tipinin dini fonksiyonu büyük ölçüde azalmıştır.
2 - Klan: Kendilerine herhangi bir bitki, hayvan veya eşya ile aynı cevherden gelmiş sayan bir insan topluluğunu ifade eder. Klanda mevcut olan akrabalık bağı, ortak bir ata efsanesini ya da akidesini meşrulaştırmaktadır. Klanın ortak atası kabul edilen ve yukarıda sözü geçen bitki, hayvan veya eşyaya "totem" denir. Ve bu totemde klan fertlerini birbirine bağlayan ve hepsinde müşterek olduğu sanılan cevhere de "Mana" adı verilmektedir. Mana kutsaldır. Onda hem saygı duyulan hem de korkulan güç ve nitelikler bulunmaktadır. Bu güce tabu denir.
İslamiyet'ten önceki Arapların ve Türklerin klan teşkilatı yaşadıkları muhtemeldir. Zira ikisinde de buna uygun kabile isimleri vardır. Mesela; Beni Esed, Beni Kelb, Beni Kureyş Araplarda; Akkoyunlu, Karakeçili Türklerde birtakım kabile isimleridir.
3 - Mahalli birlikler: Köyler ve şehirler.
4 - Kabile ve Millet: her kabilenin kendine göre bir dini vardır. Milletler herşeyden önce akrabalık, gelenek, dil, kültür ve din birlikleridir. Çoğunlukla milli dinlerde bir şehrin tanrısının zamanla ötekiler arasında temmeyyüz ederek bütün bir ulusun tanrısı haline geldiği gözlemlenmektedir. Ziya Gökalp'a göre İslamiyet, Türklerin milli birlikleri ve hüviyetlerini oluşturmaları ve korumalarında temel bir rol oynamıştır ve oynamaya devam etmektedir. O derecede ki Gökalp'e göre, müslümanlıktan ayrılan Türk unsurları genellikle milli kimliklerini de zamanla yitirmişler ve başka millet, kültür, medeniyet ve dinlerin içerisinde eriyip gitmişlerdir.
5 - Cinsiyet ve Yaş Üzerine Kurulmuş Cemiyetler: fütüvvet grupları buna bir örnek olarak verilebilir.

Sırf Dini Gruplar
Geleneksel gruptan kopan sırf dini grubu öncekilerden ayıran başlıca hususiyetler, orada yeni bir dünya görüşü, yeni bir toplum düzeni ve evvelkilere kıyasla farklı birtakım değerlendirmelerin yer etmesidir. Bu gruplarda genişleme; misyonerlik, irşat ve davet, cihad ve sirayet yoluyla olur. Bu genişleme şekli zamana ve durumlara göre farklılık arzeder. Bu gruplar ya içinde bulunduğu cemiyetin geleneklerini değiştirerek (islamiyet) veya başka yerlere göç ederek (hristiyanlık) ya da milli bir din iken yeni yorumlarla evrensel bir statüye kavuşarak (yahudilik) gelişirler.

DİN VE DEVLET
Dini Grup İle Siyasi Grubun Özdeşliği
A - İlkel Karizmatik Krallık
B - Tanrının İradesiyle vücud bulan Krallık
C - teokratik Egemenlik

EVRENSEL DİNLERİN DEVLETLE OLAN İLİŞKİLERİ
Budizm; temel felsefesine zaten dünya hayatına karşı olumsuz bir tavrı yerleştirdiği için devlete karşı da ilgisizdir.
Hıristiyanlık; ilk dönemlerde bu din tamamen eskatolojik (uhrevi) bir tutum sergiledi. M.S. 313 yılında Roma ülkesinde Büyük Konstantinin Milano Fermanıyla resmi devlet dini haline gelmiştir. Reform ile Batı'da din ile devletin birbirlerinden ayrılmalarının başlangıcına işaret etmektedir. Amerikan devrimi ve Fransız İhtilali ile bu ayrılma tamamen oluşmuştur.
İslamiyet: Hz. Muhammed'in temel misyonu nübüvvettir. O aslında dünyevi iktidarı düşünmemiştir. Devlet onun davası için ancak bir vasıta olabilir. Medine'deki devlet bir zaruretin sonucudur. Zira bir kargaşa vardı. Bu da ancak onun etrafında bir devlet oluşumuyla çözülebilirdi. Bundan dolayı dünyevi bir lider olarak o herhangi bir vekil bırakmamıştır. Ondan sonraki halifeler de bir lider ihtiyacının sonucudur. Zaten onlar emir'ul-mü'minin ifadesini daha çok kullanırlar. İslamda teokrasi yoktur. İslam alimlerinin birçoğu din ve devlet derken İbn-i Haldun Peygamberin asıl görevinin dini tebliğ olması sebebiyle bu ikisini birbirinden ayırmaktadır. Nitekim ona göre Hz. Peygamber'in devlet tesis etmiş olması ve özellikle de hilafetin teessüsü tamamen sosyal ve sosyo-politik şartlar ve nedenlerin bir sonucudur. Esasen İbn-i Haldun 'halifenin Kureyş'ten olması' şartının geçerliliğini de tamamen toplumsal şartlara bağlamakta; buna göre Kureyş, arkasında yeterli kamuoyu desteğine ya da onun deyişiyle asabiyet gücüne sahip olduğu sürece bu şart bir hüküm ve geçerlilik ifade edebilmektedir.
Dinde zorlama yoktur. Bakara, 256) ve Eğer rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi iman ederdi. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın. (X,99) ayetleri de bu durumu ifade etmektedir.
Size din konusunda bir şey emredersem ona uyunuz, dünya işlerini siz de bilirsiniz' hadisi de konuya açıklık getirir.
Her devrin hükmünün başka olması, nesih meselesi ve benzeri meseleler de tek bir çeşit devlet yönetiminin olamayacağını gösterir.
Kur'anda devlet konusunda herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
• Müslümanmısın?
• Elhamdülillah Müslümanım.
• Müslümanım demenin manası nedir?
• Allah'ı bir bilmek, Kur'an-ı Kerim'i ve Muhammed Aleyhisselam'ı tasdik etmektir.
• Din nedir?
• Akıl sahibi insanları kendi istek ve arzularıyla sırf hayır ve saadete ulaştıran, ilahi bir kanundur.
• İslam nedir?
• Peygamber Efendimizin tebliğ buyurduğu hükümleri kalb ile tasdik, dil ile ikrar edip, onları bütün hayatında yaşamaktır.
• İman Nedir? Veya İnanç Nedir?
• Hz.Peygamber’in, Allah’tan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerin doğruluğunu kabul ve tasdik etmektir.
• Ne zamandan beri Müslümansın?
• "Bela" dediğimiz zamandan beri Müslümanım
• "Bela" zamanı neye derler?
• Misak'a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben:
- Elestü birabbiküm (Ben sizin rabbiniz değil miyim ?) diye sordu.
Onlar da:
- Bela (Evet Rabbimizsin) dediler.
O zamandan beri Müslümanım demektir.
• Rabbin kimdir? • Allah
• Seni kim yarattı? • Allah
• Sen kimin kulusun ? • Allah'ın kuluyum.
• Allah kaçtır diyenlere ne dersin? • Allah birdir derim.
• Allah'ın bir olduğuna delilin nedir? • Sure-i İhlas'ın ilk ayeti kerimesidir.
• Bunun manası nedir? • Sen söyleki ey Habibim Allah birdir.
• Allah'ın varlığına akli delilin nedir? • Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır.
• Allah'ın zatı hakkında düşünce caiz midir? • Caiz değildir. Allah'ın ancak sıfatı hakkında düşünülür
• Nereden geldin, nereye gideceksin? • Allah'dan geldim, Allah'a gideceğim
• Niçin geldin? • Allah'a kulluk için
• İman-ı yeis nedir? • Firavun gibi ölürken iman etmektir.
• Bu iman muteber midir? • Değildir.
• Tevbei yeis nedir? • İmanı ve ameli olan kimsenin ölürken günahlarından tevbe etmesidir.
• Bu tevbe muteber midir? • Muteberdir.
• Dinin hangi dindir? • İslam dinidir.
• Kitabın hangi kitaptır? . • Kur'an'dır
• Kıblen neresidir? • Kabe-i Muazzamadır.
• Kimin zürriyetindensin? • Adem Aleyhisselam'ın zürriyetindenim.
• Kimin milletindensin? • İbrahim Aleyhisselam'ın milletindenim.
• Kimin ümmetindensin? • Muhammed Aleyhisselamın.
• Peygamberimiz nerede doğdu ve şimdi nerede bulunuyor?
• Mekke'de doğdu. Elli yaşından sonra Medine'ye hicret etti. Şimdi Medine'de "Ravza-i Mütaharra" sındadır.
• Peygamberimizin kaç adı vardır?
• Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.
• Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir?
• Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem'dir.
• Peygamberimizin babasının adı nedir? • Abdullah'tır.
• Annesinin adı nedir? • Amine'dir.
• Süt annesinin adı nedir? • Şifa Hatun'dur.
• Dedesinin adı nedir? • Abdülmüttaliptir.
• Peygamberimiz kaç yaşında iken Peygamber oldu? • 40 yaşında.
• Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı? • 23 sene peygamberlik yaptı.
• Peygamberimiz nerede doğdu? • Mekke-i Mükerreme'de.
• Hangi tarihte doğdu? • 571 tarihinde
• Hangi tarihte nereye hicret etti? • 622 tarihinde Medine'ye hicret etti.
• Fani hayatı hangi yılda kaç yaşında sona erdi? • 632 yılında, 63 yaşında sona erdi.
• Peygamberimizin kaç kızı vardı? • Dört . Zeynep,Rukiyye, Ümmü Gülsüm,Fatıma (r.a.)'dir.
• Peygamberimizin kaç oğlu doğdu? • Üç. Kasım, Abdullah (Tayyip), İbrahim (r.a) hazretleridir.
• Peygamber Efendimizin kaç torunu vardır? • İki. Hasan ve Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.
• Bunlar kimin çocuklarıdır? • Hz. Ali ve Hz. Fatıma (r.a.)'nındır.
• Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayarmısın?
• 1) Hazret-i Hadice 2)Hazret-i Sevde 3) Hazret-i Aişe 4) Hz. Hafsa 5) Hz. Zeynep b.Huzeyme 6) Hz. Ümmi Seleme 7) Hz. Zeynep binti Cahş 8) Hz. Cuveyriye 9) Hz. Ümmü Habibe 10) Hz. Safiyye 11) Hz. Meymune 12) Hazreti Mariye, (r.a)
• Peygamberimizin hanımları bizim neyimiz olur?
• Onlar bütün müminlerin annesidir.
• Peygamberimizin ilk hanımı kimdir?
• Hz.Hatice (r.a.) validemizdir. Efendimizden 15 yaş büyük olup 25 sene beraber hayat sürmüştür.
• Peygamberimizin son hanımı kimdir?
• Hz. Aişe (r.a.) validemizdir.
• Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazılarını sayarımsınız?
• Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam'ı yaymaktır.
• Peygamberimizin en son vefat eden eşi kimdir?
• Hz. Aişe (r.a)'dır.
• Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi kimdir?
• Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem'dir.
• Allah'ın emrettiği şeylerin en önemlisi nedir? • Tevhid'dir.
• Tevhid nedir? • Allah'ı bir bilmek, yalnız ona kulluk etmektir.
• Allah'ın yasakladığı en büyük günah nedir? • Şirk'tir.
• Şirk nedir? • Allah'a ortak koşmak, başka Allah olduğunu söylemek
• Peygamber kime denir?
• Ahkam-i ilahiyeyi insanlara tebliğ içinAllah'ın vazifelendirdiği zata denir.
• Allah, peygamberleri niçin gönderdi?
• Şirkten korumak, tevhide çağırmak için
• Allah tarafından mahlukata gönderilen peygamberlerin sayısı kaçtır?
• Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bin.
• En büyük peygamberler kaçtır?
• 5 dir. Hz.Muhammed (a.s.), Hz.Nuh (a.s.), Hz.İbrahim (a.s.), Hz.Musa (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) dır.
• Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberlerin sayısı kaçtır?
• Yirmisekiz.
• İsimlerini sayarmısınız?
• Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyup, Şuayp, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Zekerriyya, Yahya, İsa, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn ve Hazret-i Muhammed Mustafa Salavatullahi ala nebiyyina ve aleyhim ecmaiyn hazeratıdır. Üzeytr, Lokman ve Zülkarneyn (aleyhimüsselam) hazretlerine bazıları velidir, demişlerdir.
• Peygamberimiz bir millete mi yoksa bütün insanlığa mı gönderildi?
• Bütün insanlığa gönderildi.
• Resul nedir?
• Müstakil bir şeriat getiren veya evvelki peygamberinşeriatına yeni hükümler ilave eden peygamberdir.
• Nebi nedir?
• Kendisinden önce veeya zamanındaki resulun şeriatına tabi olan peygamberdir. Her resul aynı zamanda nebidir, fakat her nebi resul değildir. Her resul aynı zamanda nebidir. Fakat her nebi resul değildir. Her ikisine peygamber denir.
• İlk nebi kimdir? • Adam (a.s.) dır.
• İlk resul kimdir? • Nuh (a.s.) dır.
• İnsanlar öldükten sonra ne olacaklar? • Dirilecekler
• Dirildikten sonra ne olacaklar? • Dünyada yaptıklarının mükafatını veya cezasını görecekler.
• Öldükten sonra dirilmeyi yalanlayan kimse ne olur? • Dinden çıkar, kâfir olur.
• Melek nedir?
• Allah'ın nurdan yarattığı ve istedikleri şekle girebilen, daima ibadet eden günahsız varlıklardır.
• Dört büyük melek hangileridir?
• Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail (A.S.)
• Meleklerin görevleri nelerdir?
• Allah'a hamd etmek, O'nu tesbih etmek, O'nu zikr etmek. O, ne emrediyorsa onu yapmaktır. Bazı meleklerin özel görevleri vardır.
• Cebrail'in görevi nedir? • Peygamberlere vahiy ve kitap getirir.
• Mikail'in görevi nedir? • Tabiat olayları, rızık taksimatıyla görevlidir.
• İsrafil'in görevi nedir? • Kıyamette Sur'a üflemek
• Azrail'in görevi nedir? • Allah'ın emriyle can almak
• Dört büyük kitap hangileridir ve hangi peygamberlere inmiştir?
• Tevrat Musa (A.S.), Zebur Davud (A.S.), İncil İsa (A.S.), Kur'an-Kerim Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine inmiştir.
• Suhuf ne demektir, kaç tanedir ve kimlere verilmiştir?
• Cenab-ı Hakk'ın, dört kitaptan başka Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bazı peygamberlere gönderdiği sahifelere suhuf denir. Adem (A.S.) 10, Şit (A.S.) 50, İdris (A.S.) 30, İbrahim (A.S.) ise 10 suhuf verilmiştir.
• Ashâb Ne Demektir?
• Hz.Peygamber’i gören ve onunla sohbet eden müslümanlardır.
• Mezhep kaçtır?
• İkidir.
• Nelerdir?
• İtikatta mezhep, amelde mezhep.
• Itikattaki mezhep imamları kaçtır ve kimlerdir?
• İkidir. İmam Ebu Mansur Muhammed Matüridi ve İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir.
• Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir?
• Dörttür. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir.
• İtikatta mezhebin nedir?
• Ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir.
• Itikad nedir?
• İnanma, gönülden tasdîk etme demektir. İtikadî konular denilince, iman esasları akla gelir.
• Amelde mezhebin nedir?
• Hanefi mezhebidir.
• Bizi itikattaki mezhebimizin imamı kimdir?
• Ebu Mansur Muhammed Matüridi Hazretleridir.
• Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olanların itikatta imamları kimdir?
• Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir.
• Kaç tane kandil vardır, nelerdir?
• Beş tane kandil vardır.
Mevlid Kandili : Peygamberimizin dünyaya geldiği gecedir.
Regaib Kandili : Hz. Amine'nin Peygamberimize hamile olduğunu anladığı gecedir.
Mirac Kandili : Peygamberimizin, ilahi saltanatı seyretmek üzere Allah'ın daveti ve gücü ile bir mucize olarak göklere ve daha nice alemlere seyahat ettiği gecedir.
Berat Kandili : Kur'an-ı Kerim'in levh-i mahfuzdan sema-i dünyaya indirildiği, insanların bir senelik hayat ve rızıklarının gözden geçirildiği, müslümanların af ve lütuflara nail olduğu gecedir.
Kadir Gecesi : Kur'an-ı Kerim'in dünya semasından Peygamberimize indirilmeye başladığı gecedir.
• Kabir suali kime sorulmaz?
• Peygamberlere, çocuklara ve delilere
• Abdest Nedir?
• Dirsekler ile beraber ellerin, yüzün, topuklarıyla beraber ayakların temiz su ile yıkanması ve başın meshedilmesidir.
• Nasıl Abdest Alınır?
• İsterseniz, bir arkadaşınız abdest alıyor ona bakalım. Olur değil mi? Hem de resimli ya....
• Namazın kazaya kalmasının meşru sebepleri kaçtır, sayarmısınız?
• Üçtür. A) Uyku B) Muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak C) Unutmak.
• Namaz da okunacak sureleri biliyorsunuz değil mi?
• Bilmiyor musunuz?isterseniz birlikte ezberleyelim. Tamam mı? Sesli olarak da dinliyebiliyorum.
• Ya namaz da okunan dualar, onları da biliyorsunuzdur, bir bakalım mı?
• Bakalım,bakalım değil mi?
• Abdest aldık, sureleri duaları da öğrendik. Öyleyse niye duruyoruz ki, namaz kılalım mı?
• Bakın bir erkek bir de kız arkadaşınız namaz kılıyor. Nasıl kılıyorlar acaba, hepsi resimli.
• Sehiv (Yanılma) Secdesi Ne Demektir?
• Yanılma, unutma veya dalgınlık gibi haller nedeniyle namazın farzlarından birinin ertelenmesi, vaciplerinden birinin terk
edilmesi veya ertelenmesi durumunda namazın sonunda yapılan secdedir.
• Rekat Nedir?
• Namazın kıyam, rükû ve secdelerinden oluşan her bir bölümüdür.
• Secde Nedir?
• Namaz kılanın, ayak parmaklarını, dizlerini, ellerini, alnını ve burnunu yere koyması ile oluşan durumdur.
• Rükû Nedir?
• Namazda eller dizlere erecek ve sırt ile baş, düz bir satıh oluşturacak biçimde öne doğru eğilmektir.
• Tahiyyata oturmak Ne Demektir?
• Namazların ikinci ve son rekatından sonra tahiyyât duasını okuyacak kadar bir süre oturmaktır
• Otuziki farz nelerdir sayarmısın? Otuziki farz şunlardır.
• Ellidört farz nelerdir sayarmısın? Ellidört farz şunlardır.
• Terâvih Namazı Nedir? • Ramazan ayında , yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır.
• İmsak Nedir? • Oruç niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan şeylerden uzak durmaktır.
• İftar Nedir? • Oruç açmaktır.
• Sahur Nedir? • İkinci tan yeri ağarmasından az önceki vakit ve bu vakitte yenen yemektir.
• Orucun Kazası Ne Demektir? • Vaktinde tutulamayan oruçların daha sonra gününe gün olarak tutulmasıdır.
• Orucun Kefareti Nedir?
• Ramazan’da mazeretsiz olarak kasten orucu bozmanın cezası olarak peş peşe tutulan altmış gün oruçtur. Buna gücü
• yetmeyenler altmış fakiri sabahlı akşamlı doyururlar.
• Minber Nedir? • Camilerde İmam-Hatiplerin cuma ve bayram hutbesi okudukları basamaklı yüksekçe yerdir.
• Mihrap Nedir? • Camilerde kıble yönünde bulunan ve İmam-Hatibin namaz kılarken durduğu bölümdür.
• Kürsü Nedir? • Camilerde vaizlerin va’z sırasında oturdukları yüksekçe yerdir.
• Hutbe Nedir? • Cuma ve Bayram günlerinde hatibin yaptığı konuşmadır.
• Mukâbele Nedir?
• Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir.
• Sûre Nedir? • Kur’an’ın, birbirinden besmele ile ayrılan her bir bölümüdür.
• Ayet Nedir? • Kur’an-ı Kerim’de durak işaretleri arasındaki cümle ya da ifadelerdir.
• Farz Nedir? • Dinen yapılması kesin olarak istenen şeydir.
• Vâcib Nedir? • Dinen yapılması zannî delillerle istenen hükümlerdir.
• Sünnet Nedir? • Peygamber Efendimiz’in yaptığı ve müslümanlardan da yapılmasını istediği dinî görevlerdir.
• Hadis Nedir? • Hz.Peygamberin sözleri veya O’nun fiil ve onaylarının sözle ifadesine denir.
• Mübah Nedir? • Dînen yapılıp yapılmaması serbest bırakılan şeydir.
• Haram Nedir? • Dinen yapılması kesin olarak yasaklanan şeydir.
• Helal Nedir? • Yapılıp yapılmaması konusunda dinî bir hüküm bulunmayan şeylerdir.
• Mekruh Nedir? • Dinen yapılmaması zannî delille istenen şeydir.
• Müstehab Nedir? • (Mendup) Hz.Peygamber’in bazen yaptığı, bazen de yapmadığı dini içerikli işlerdir.
• Teyemmüm Nedir?
• Abdest ya da boy abdesti almak için su bulunmadığı veya bulunup da kullanma imkanı olmadığı durumlarda, niyet edilerek
temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye elleri sürüp yüzü ve kolları meshetmektir.
• Gusül Nedir?
• Ağızı, burnun içini ve bütün bedeni yıkamaktır.
• Zekat Nedir?
• Dinen zengin sayılan müslümanların, belirli yerlere sarfedilmek üzere, mallarından vermekle yükümlü olduğukları belli paydır.
• Hatim Nedir?
• Kur’an-ı Kerim’in baştan sona kadar orijinalinden okunup bitirilmesidir.
• Kâbe nedir?
• Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri Mekke’deki Mescid-i Haram’ın içinde bulunan, Hz.İbrahim ile oğlu Hz.İsmail
• (A.S.) tarafından inşa edilmiş olan mukaddes ma’bettir.
• Kıble nedir?
• Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri taraf, Kâbe cihetidir.
• Adak Nedir?
• Kişinin dinen yükümlü olmadığı halde, farz veya vacip türünden bir ibadet yapacağına dair Allah’a söz vermesidir.
• Kurban Nedir?
• Allah’a yakın olmak ve rızasına ermek için ibadet niyetiyle kurbanlık bir hayvanı kesmektir.
• Yemin Kefareti nedir?
• Yeminini bozan bir kimsenin on fakiri sabah akşam doyurması ya da giydirmesi veya bunlara gücü yetmeyenin üç gün peş
peşe oruç tutmasıdır.
• Bid’at nedir?
• Dinin aslından olmadığı halde dindenmiş gibi algılanan şeylerdir.
• Ahlâk nedir?
• Bir kişinin iyi veya kötü olarak nitelenmesine sebep olan manevî değerleri, huyları ve bunların tesiri ile ortaya koyduğu
davranışların bütünüdür.
• İbadet Nedir?
• Allah’a gönülden, isteyerek yönelmek ve karşılığında sevap vadedilen dinî görevleri ve amelleri Allah’ın rızasını kazanmak
amacıyla yerine getirmektir.
• Mü’min Kime Denir?
• Allah’a, Hz.Peygamber’e ve O’nun haber verdiği şeylere gönülden inanıp, kabul ve tasdîk eden kimsedir.
• Münafık Kime Denir?
• Kalben inanmadığı halde, dili ile mümin olduğunu söyleyen kimsedir.
• Kâfir Kime Denir?
• İslam dininin temel esaslarını kabul etmeyen, Hz.Peygamber’in, Yüce Allah’tan getirdiği kesin olarak bilinen hususları inkar
eden kimsedir.
• Mushaf Ne demektir?
• Kur’an-ı Kerim’in, Fatiha Sûresi ile başlayıp Nâs Sûresi ile bittiği şekliyle iki kapak arasında toplanmış haline mushaf denir.
• Mucize Ne Demektir?
• Peygamberlerin, peygamber olduklarını ispat için Allah’ın izni ile gösterdikleri hiçbir insanın benzerini yapamayacağı
harikulade hallerdir.
• Kıyamet Ne Demektir?
• Yüce Allah’ın belirlediği zaman gelince kâinat düzeninin bozulup yıkılması ve dünyanın sonunun gelmesidir.
• Mahşer Ne Demektir?
• Öldükten sonra dirilen insanların toplanacağı yerdir.
• Kader Ne Demektir?
• Yüce Allah’ın ezelden ebede kadar meydana gelecek olayları, bunların zamanını, yerini, miktarını ve niteliklerini ezelî ilmi ile
bilip takdîr etmesidir.
• Kaza Ne Demektir?
• Yüce Allah’ın ezelî ilmiyle takdîr ettiği şeylerden her birinin zamanı gelince o takdire uygun olarak yaratmasıdır.
• Kaç Çeşit İbadet Vardır?
• İbadetler bedenî, malî ve hem bedenî hem malî İbadetler olmak üzere üç çeşittir.
• Nafile, Kaza Nedir?
• Nafile; farz, vacib ve sünnet ibadetlerin dışında sevap kazanmak için yapılan tüm ibadetlerdir.
• Kaza; vaktinde yerine getirilememiş olan farz bir ibadetin vaktinden sonra yerine getirilmesidir.
• Cennet, Cehennem, Sırat-ı Müstekîm, Berzâh Ne Demektir?
• Cennet; Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından sakınanların konulacağı ebedi mükafat yeridir.
• Cehennem; kafirlerin sürekli olarak kalacakları azap yeridir.
• Sırat-ı Müstakîm; Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de beyan ettiği dosdoğru yoldur.
• Berzah; ölümle kıyamet arasındaki zaman dilimidir.
• Amin Ne Demektir?
• Yapılan duâ için, “Ya Rabbi Kabul buyur” demektir.
• Günah Nedir?
• Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olan amel, söz ve davranışlardır.
• Sevap Nedir?
• Allah’ın emir ve yasaklarına uygun olan amel, söz ve davranışlardır.
• Esmâ-i Hüsnâ Nedir?
• Yüce Allah’ın en güzel isimleri anlamına gelir.
• Yeryüzünde İlk Mabed Neresidir?
• Yer yüzende ilk mâbed, Kâbe-i Muazzama’dır.
• Kelime-i Tevhit Ne Demektir?
• Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed O’nun elçisidir” anlamındaki “Lailâhe illâllah, Muhammedürresûlullah” ifadesidir.
• Kelime-i Şehadet Nedir?
• “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim” anlamındaki, “Eşhedü
en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühü” ifadesidir.
• Hayır Nedir?
• Hayır, Yüce Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan güzel amellerdir.
• Kul Nedir?
• Allah’ın hüküm ve tasarrufu altındaki tüm insanlar demektir.
• Allah’ın Rızası Ne Demektir?
• Yapılan herhangi bir işten Allah’ın hoşnut olmasıdır.
• Duâ Nedir?
• Kulun istek ve arzularını uygun bir üslupla Allah’a arzetmesidir.
• Câiz Nedir?
• Yapılması dinen yasak olmayan şeydir.
• Tefsir nedir?
• Kur’an-ı Kerim’i usûlüne göre açıklamak ve yorumlamak demektir.
• Meâl nedir?
• Her yönüyle aynen aktarılması mümkün olmayan bir sözün başka bir dile yaklaşık olarak çevirisidir. Özellikle Kur’an
tercümeleri için kullanılmaktadır.
• Sadaka Nedir?
• Zekat dışında ibadet niyetiyle fakirlere yapılan yardımlardır.
• Takvâ Nedir?
• Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınmaktır.
Gönderen admin 0 yorum
İBADETE KİM MUHTAÇ ?

En güzel şey, karşılıksız kerem ve ihsanda bulunmaktadır. Bunu idrakten aciz ve sefil fikirli kimseler, kendi bozuk terazilerinde tartmakta ve hakikate zıt neticeler çıkarmaktadır.
Bunlardan bir kısmı, “Cenab-ı Hakk’ın (haşa) ne ihtiyacı var ki, kendisini tanıttırmak ve sevindirmek için bu kainatı yaratsın ve bize ibadeti emretsin?“ şeklinde bir soru sormaktadırlar.
Bu kimseler bu soruyu sorarken, zahmet edip etraflarında bulunan mahlukata bir nazar etseler, sorularının cevabını alacaklardır. Mesela, güneş insanlara ışık vermekle beraber, insanlardan karşılık olarak ne beklemektedir? Yer küresi insanları sırtında gezdirmekle onlardan nasıl bir yardım ümit etmektedir? Veya limon ağacı, kendisinin hiç ihtiyacı olmadığı halde C vitaminiyle yüklü limonları verirken, bu lütfun karşılığında insanlardan neyi istemektedir? Misaller çoğaltılabilir...
İşte yaratılışça ve ehemmiyet cihetiyle insanlardan aşağı seviyede bulunan mahlukat dahi insanın hiçbir şeyine muhtaç değilken, bilakis insan onlara muhtaç iken, bir insan hangi akılla her şeyi yaratan ALLAH hakkında o soruyu sorabiliyor?
Bir doktor lütuf ve merhametiyle fakir kimseleri ücretsiz tedavi etse, “Bu doktorun ne ihtiyacı var ki böyle yapıyor?” denilmez. Denilse divanece bir soru olur. Zira doktor zaten ihtiyacı olmadığı için bu lütfu yapıyor. Veya bir doktorun verdiği ilacı içen bir adam “doktorun ne ihtiyacı var ki bu ilacı bana içiriyor? şeklinde bir soru soramaz.
İşte ALLAH’u Teala’da bu kâinatı lütfuyla bize hizmetkar yaptığı gibi, ibadeti de yine lütfuyla bize emrediyor, ta ki onlarla ebedi saadete mazhar olalım.
Mesela ana rahmindeki bir çocuğu şuurlu farzediniz. O çocuk gözüyle o alemde bir şey görmediği için, “Yahu şu gözler bana niçin takılmış?“ diye itirazda bulunacaktır. Ona şu gözler sana başka yerde lazım olacak. O aleme gittiğin zaman bu gözler sayesinde semavat ve arzdaki harika sanatları temaşa edeceksin“ denilse “ben görmediğim şeye inanmam“ diye bu hakikatın karşısına çıkacaktır. Daha sonra itirazla, burnunun neye yaradığını ve niçin yüzünde kalabalık ettiğini soracak ve kendisine bu aletle başka bir alemde güzel kokular alacağını söylendiğinde bu hakikati de inkara gidecektir. Aynı şekilde kollarının kalabalık ettiğinden, ayaklarının lüzumsuzluğundan bahisle sadece sadece göbeğinden beslenmesine nazar edecek, ağzını dahi lüzumsuz bulacaktır. İşte, Rahim’i Zülcemal, ana rahminde rahmetiyle bizim elimizden tutmuş, bizi kendi fikrimizle başbaşa bırakmamış ve bu dünyada lazım olacak bütün cihazları takarak bizleri bu dünyaya göndermiştir. O Hakim’i Zülcemal bu dünyada bizi bir imtihana tabi tutmuş ve bu alemden gideceğimiz ahiret aleminden hakkıyla istifade edebilmek için nasıl hareket etmemiz gerektiğini Peygamberimiz (s.a.v) ve Kur’an-ı Kerim‘i ile bizlere bildirmiştir.
Bu imtihanda ana rahmindeki o çocuğun düştüğü hataya düşmeyip: namaza, oruca, zekâta ve diğer emir ve yasaklara uyduğumuzda, ahirette bu ibadetlerimizden ebediyyen istifade edeceğiz. Aksi halde, bu dünyaya gözsüz,elsiz, ayaksız, ağızsız ve kulaksız... gelen bir çocuk gibi âhirete gittiğimizde, cennette bize hayat hakkı tanınmayacağı muhakkaktır.
Kaldı ki, her emrin terkiyle bir nehiy işlendiğinden, bu dünyadan taat ve ibadetsiz göçen kimse âhirete eli boş gitmek yerine, torbasına nice isyanlar ve günahlar doldurarak gitmektedir. Böyle bir yolculuk ise ancak Cehennemde son bulur.
Gönderen admin 0 yorum
İBADET LÜZUMSUZ MU?

Günümüzde ilmi gelişmeler bize insan, hayvan ve bitkilerin biyolojik yapısında hiçbir gelişmenin olmadığını ispat etmiştir. Yani evrimcilerin dediği gibi hayat basit bir organizmadan başlayarak yavaş yavaş gelişmemiştir. Bunun en önemli delili de yapılan kazılarda milyonlarca yıl önce yaşamış bitki ve hayvan kalıntılarının bu günkü ile hiçbir farkının olmayışıdır. Yani evrimcilerin iddia ettiği ara dönemlerin hiçbirisi hiçbir zaman yaşanmamıştır. Öyle ise güneşten ateşböceğine, mısır tanesinden selvi ağacına, oradan varlıkların en mükemmeli insana kadar her şey bir anda meydana gelmiştir. Daha doğrusu “ol“ emriyle oluvermiştir.
Evet dünyaya baktığımızda bütün canlılar bu mükemmel sistem içerisinde hayatlarını devam ettirmektedir. İnsan da öyledir. Zira insan, dünyaya geldiğinde yaşaması için gerekli olan havayı, suyu ve sair ihtiyaçlarını hazır bulur. Onu bu dünyaya gönderen yüce kudret yaşaması gerekli her şeyi cömertçe sunmuştur. Peki bütün bu ihsanlar için mevcudat arasında şuurlu olan tek varlık olan insanın teşekkür etmesi lazım değil midir ?
Bir günlük cüz’i bir ücret için sekiz saat yorucu bir mesai yapmıyor muyuz? Yer yüzünde üzümün kendi değil de sadece resmi olsa idi, bütünüyle insanlık olarak gücümüzü kabiliyetimizi ve servetimizi birleştirerek bir salkım gerçek üzüm elde edebilir miydik? Oysa ALLAH (c.c) bütün nimetleri karşılıksız vermiş ve vermektedir de. Karşılığında istediği nedir? Mesela bir çuval buğday için bin rekat namaz emredebilir, insanlar açlıktan ölmemek için bu emri mecburen yerine getirirlerdi: kuraklık zamanında dağlara sahralara çıkıp dualar ediyoruz; ya her damla su bir rekat namaz karşılığı olsaydı, milyonlarca rekatı eda etmekten başka ne gelirdi elimizden? Çölde kalıp, ciğeri yanmış bir insana bir şişe suyu keselerce altına satamaz mısınız? Lütfedilen ve daha da lütfedilecek bunca nimeti acaba hangi ibadetimiz karşılayabilir?
Öyleyse insan bu sonsuz lütuf sahibine gerektiği gibi ibadet etmelidir ki, hem fani nimetlerin aslını hem de sonsuz bir huzur yeri olan cenneti hak edebilsin.
Gönderen admin 0 yorum
Hz. ÖMER'E NEDEN FARUK DENDİ

Bir yahudi ile bir münafık bir meselede anlaşamadılar. Yahudi meseleyi halletmek için Resûlüllah'a gidelim diyor münafık ise yahudilerin başı Ka'b b. Eşref'e gidelim , diyordu.
Peygamber Efendimizin huzuruna gelip meselelerini anlattılar. Peygamberimiz yahudiye hak verdi. Huzur-u Saadetten çıktıktan sonra münafık bu sefer:
-Ben Muhammed'in hükmüne itimat etmiyorum. Bir de Ömer'in yanına gidelim, dedi.
Yahudi de bunu kabul edip Hazreti Ömer'in yanına vardılar. Yahudi meseleyi anlatıp, Muhammed (s.a.v.) 'in yanına gittiklerini fakat öbürünün onun hükmünü kabul etmediğini söyleyince Hazreti Ömer münafığa:
-Arkadaşın doğrumu söylüyor? diye sordu.
O da doğru söylediğini ve evvela Resûlüllah'ın huzuruna çıktıklarını söyleyince Hazreti Ömer:
-Tamam siz bir dakika bekleyin, ben şimdi gelir hükmümü bildiririm deyip içeri girdi.
Biraz sonra içeriden kılıçla çıktı ve kapıda bekleyen münafığın kellesini bir vuruşta yere yuvarladı:
-Allah ve Resûlünün hükmüne razı olmayana ben böyle hüküm veririm, nuyurdu.
O anda Cebrail Aleyhisselam gelip durumu haber verdi ve Hz. Ömer'in (r.a.) hakkı bâtıldan ayırdığını bildirdi. Hazreti Ömer (r.a.) Meclis-i Saadete gelmeden Peygamber Efendimiz ona "Faruk" adını verdiğini bildirdi.
Gönderen admin 0 yorum
EĞER

Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı, merak ediyorum neler yapacağınızı...
Biliyorum ama böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı, ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, ve inandırmaya çalışacağınızı, onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; gerçekten evinizde ona hizmet etmekten alacağınız hazzı.
Fakat söyleyin bana, Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde, Onu kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa onu içeri almadan önce, aceleyle, bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur'an’ı mı koyacaksınız? Peki hala Amerikan filimlerini seyredecek misiniz televizyonda? Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle, o size kızmadan önce?
Kim bilir? Belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mi dilerdiniz, hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi...
Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız? Ve bunun yerine ortalığa, Kitaplığınızın raflarında tozlanmış, hadis kitapları mı çıkaracaksınız?
Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa telaşla ne yapayım diyerek, Sağa sola mı koşturacaksınız?
Merak ediyorum: Eğer Peygamber Efendimiz, bir kaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa, yapmaya devam edecek misiniz, her zaman yaptığınız şeyleri?
Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı? Her yemekten sonra sofra duası etmeyi, yine zor mu bulacaksınız? Hiç yüzünüzü asmadan, oflayıp puflamadan, her vakit namazınızı kılacak mısınız? Ya sabah namazı için, sıcacık yatağınızdan, erkenden fırlayacak mısınız?
Peki ya yine mırıldanacak mısınız, her zaman söylediğiniz şarkıları? Ve okuyacak mısınız, her zaman okuduğunuz kitapları? Peki bilmesine izin verecek misiniz, aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri? Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz? Şöyle diyelim ya da: Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de?
Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız? Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız, peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle?
Şimdi söyleyin açık yüreklilikle, onun kalmasını ister misiniz sizinle? Sonsuza dek, hep birlikte... Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız, ziyareti bitip gittiğinde? Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi?
Bilmek ve düşünmek, eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse yapacağımız şeyleri... Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı ...
İbrahim Sadri
Etiketler:
Gönderen admin 0 yorum
Domuz eti niçin haramdır?
CEVAP:*Bu yazı "Merak Ettiklerimiz 1 (Prof. Dr. Adem Tatlı)" adlı kitaptan
alınmıştır ve Prof. Dr. Selahattin Salimoğlu'na aittir. Cihan Yayınları,
ISTANBUL; ISBN 975 - 7486 - 13 - 2)
İMTİHANIN GEREĞİ Bir şeyin helal veya haram olması, Allah'ın emrine tabidir.
Allah bir şeye "helal" derse helal, "haram" derse haram olur. Yani din bir
imtihandır, insanlara yapılan bir tekliftir. Cenab-ı Hak, cennete layık bir
duruma getirmek için, insanları imtihana tabi tutuyor. Bu sebeple, bazı emir ve
yasaklar koymuştur. Esas olan da bu emir ve yasaklara uymaktır. Bu prensiplerin
gerek insanin şahsi hayatına, gerekse cemiyet hayatına pek çok faydaları vardır.
Dolayısıyla bunlar, emir ve yasağa daha şuurlu olarak riayet etmemizi sağlıyor.
Dinimizin yasakladığı hususlardan birisi de, domuz etidir. Bu yasaklamanın, pek
cok hikmeti vardir. Biz, burada sadece birkaçına işaret etmeğe calışacağız.
ZEHİRLİ MADDELER Domuz eti çok yağlıdır. Yenildiği takdirde, bu yağ kana geçer.
Böylece kan, yağ tanecikleriyle dolmuş olur. Kandaki bu fazla miktardaki yağ;
atar damarların sertleşmesine, tansiyon yükselmesine ve kalb infarktüsüne sebep
olur. Ayrıca, domuz yağ içerisinde "sutoksin" denilen zehirli maddeler
mevcuttur. Vücuda giren bu zehirli maddelerin dışarı atılması için, lenf
bezlerinin fazla calismalari icab eder. Bu durum, bilhassa çocuklarda lenf
düğümlerinin iltihaplanması ve şişmesi seklinde kendini gösterir. Hasta çocugun
boğaz bölgesi anormal bir şekilde şişerek, adeta domuza benzer. Bu sebeple, bu
hastalığa "domuz hastalığı" (skrofuloz) adı verilir. Hastalığın ilerlemesi
halinde, bütün lenf bezleri cerahatlanarak şişer. Ates yükselir, ağrı başlar ve
tehlikeli bir durum ortaya çıkar.
FAZLA MİKTARDA KÜKÜRT Domuz etinde bol miktarda bulunan sümüksü bağ dokusu,
kükürt yönünden çok zengindir. Bu sayede, vücuda fazla miktarda kükürt alınmış
olur. Bu fazlalıksa; kıkırdak, kas ve sinirlere oturarak eklemlerde
iltihaplanma, kireçlenme ve bel fıtığı gibi çeşitli hastalıklara yol açar. Domuz
eti devamlı yenirse, vücuttaki sert kıkırdak maddesinin yerini, domuzdan geçen
sümüksü bag dokusu alir. Bunun sonucu olarak, kıkırdak yumuşar; vücut ağırlıgına
tahammül edemeyerek altında ezilir. Böylece, eklemlerde bozulmalar meydana
gelir. Domuz eti yiyenlerin elleri peltelesir, yağ tabakaları teşekkül eder.
Mesela yiyen kimse sporcuysa; yorgun, tembel ve hareketsiz olur. Bazı
futbolcular bu sebeple mesleklerinden olmuşlardır.
ASIRI BÜYÜME Domuzda büyüme hormonu da çok fazladır. Doğduğu zaman birkaçyüz
gram olan domuz yavrusu, alti ayda yüz kiloya (!) erişir. Bu kadar süratli
gelişme, büyüme hormonunun fazlalıgı sebebiyledir. Domuz etiyle fazla miktarda
alınan büyüme hormonu, vücutta doku şişliklerine ve iltihaplanmalara yol açar.
Burun, çene, el ve ayak kemiklerinin anormal bir sekilde büyümesine ve vücudun
yağlanmasına sebep olur. Büyüme hormonunun en etkili yönü, kanserin gelişmesine
zemin hazırlamasıdır. Nitekim domuz kesim işiyle uğraşanlar, erkek domuzlarin
belli bir yaştan sonra kansere yakalandıklarını ifade ederler.
DERİ HASTALIKLARI Domuz etinin ihtiva ettiği histamin ve imtidazol denilen
maddeler, deride kaşıntı hissi uyandırır. Ekzama, dermatit, nörodermatit gibi
iltihabi deri hastalıklarına zemin hazırlar. Bu maddeler ayrıca; kan cibani,
apandisit, safra yolları hastalıkları, toplar ve damar iltihaplari gibi
hastalıklara yakalanma ihtimalini artırır. Bu sebeple doktorlar, kalb
hastalarına domuz eti yememelerini tavsiye ederler.
BIR HATIRA Alman hekimi Prof. Dr. Reckeweg "Domuz Eti ve İnsan Sağlığı" adlı
eserinde bir hatırasını şöyle anlatır: "Tedavi maksadıyla bir çiftçi ailesinin
biraz sapa yörede bulunan ciftligine gitmiştim. Babada müzmin antroz
(dejeneratif eklem hastaligi) ve kalça eklemi iltihabı vardı. Ayrıca
karaciğerinden de rahatsızdı. Annenin bacaklarında varis ve eziyet verici
kaşıntısı olan ekzama vardı. Ailenin kızlari ise, kalp yetmezligi ve
romatizmadan rahatsiz idi. En saglıklıları görünmesine rağmen ogulları da anjin
sonrası kalp yetmezliğinden ve kan cibanindan müsteki idi. Evin öbür kizi ise
müzmin bronşitten muzdarip idi. Ogullarından bir digeri de, "domuz kıllanması"
ve müzmin plörite yakalanmış olup, devamlı tekrar eden fistül ifrazatindan
rahatsız idi. Yukarida sakinlerinin hastalıklarından uzun uzadıya bahsettigim
çiftlik evinde muayene sırasında garip bir olaya şahit oldum. Ailenin arasinda
iri cüsseli bir domuz hic istifini bozmadan asagi dogru sarkan kalın bir ağaç
dalına abanarak sırtını kaşıyordu. Hastalara "Oradaki domuzu görüyormusunuz?
Onun kaşınmasına ve iltihaplara yol açan maddeleri, etiyle beraber siz de
yiyorsunuz. İşte bu maddeler, sizdeki hastalıkların yegane sebebidir." dedim.
Yukarida kendilerinden bahsettiğim, Kara Ormanlar havalisinde oturan benzeri
çiftlik sahiplerinden verdigim nasihati dinleyenler, domuz eti yemekten
vazgecerek hastalıklarının çoğundan kurtuldular. Şimdi o ciftliklerin
etrafındaki otlaklarda İslam ülkelerinde oldugu gibi küçük koyun sürüleri
yayılıyor."
DOMUZ ETİ VE TRİSİN Domuz eti ile insana bulaşan tehlikeli hastalıklardan birisi
de Trisin [oku: Trischin] hastaligidir. Domuzlar bu hastalıgı trisinli fare
yemek veya trisinli domuz eti ile beslenmekle alırlar. Fakat Trisin domuzlarda
agir bir hastalik yapmaz. Halbuki insanlarda, çok tehlikeli ve öldürücü bir
hastalık meydana getirir. Domuz etiyle alınan Trisin kurtçuklar, mide ve
bağırsak yoluyla kana geçer. Böylece de, bütün vücuda yayılırlar. Trisin
kurtçukları özellikle çene, dil, boyun, yutak ve göğüs bölgelerindeki kas
dokularına yerleşirler. Çiğneme, konuşma ve yutma adelelerinde felçler meydana
getirirler. Yine kan damarlarında tıkanıklığa, menenjit ve beyin iltihabına
sebep olurlar. Bazi ağır vakalar, ölümle sonuçlanır. Bu hastalığın en kötü
tarafıysa, kesin bir tedavi şeklinin olmamasıdır. Trisin hastaligi, bilhassa
Avrupa ülkelerinde yaygındır. Sıkı veteriner kontrolleri yapılmasına rağmen,
İsveç, İngiltere ve Polonya'da Trisin salgınları görülmektedir. Yurdumuzdaysa,
yerli hristiyanların dışında Trisin hastalıgı görülmemistir.
GIDALAR VE İNSAN MİZACI İnsan ve hayvanlar, yedikleri gıdaların az-çok tesirinde
kalırlar. Mesela kedi, köpek, arslan gibi et yiyen hayvanların yırtıcı; koyun,
keçi, deve gibi ot ile beslenen hayvanlarsa daha uysal ve yumuşak huylu
oldukları malumdur. Bu durumda, insanlar için de geçerlidir. Nebati gıdalarla
beslenenlerin, genellikle halim-selim; et ve et ürünleriyle beslenen insanların
ise daha sert mizaçlı olduklari tesbit edilmistir. Domuz, dişisini kıskanmayan
bir hayvandır. Domuz eti ile beslenen insanlarda, kıskanclık hissinin
zayıfladıgı veya dumura ugradıgı gözlenmistir Fransiz filozoflarından Savorin de
beslenmenin mizac üzerindeki bu tesirine cok önem vererek, "Bana ne yedigini
söyle, senin ne oldugunu haber vereyim." demiştir.
HELALLER IHTIYACA YETER Yüce Rabbimiz, istifademiz icin pek cok gida
yaratmistir. Bunun yaninda, bazi zararli seylerin yenip icilmesini
yasaklamistir. Cünki O, sonsuz sefkat ve merhamet sahibidir. Kullarina,
tasiyamayacaklari yükleri vermez. Emir ve yasaklari, insanlarin rahatlikla
altindan kalkabilecekleri seylerdir. Acaba insan icki icmeyince, domuz eti
yemeyince ne kaybeder?

ECBanner bloggping TurkeyRank.Com - Pagerank Servisi pagerankonline.de - Pagerank Anzeige ohne Toolbar On our way to 1,000,000 rss feeds - millionrss.com
Seo Memurvadisi Backlink Austausch ECBannerFree Automatic Backlinks Free Automatic Backlinks Free Automatic BacklinksFree Automatic Backlinks Free Automatic BacklinksFree Automatic Backlinks
Bu sitedeki yazılar telif hakkları göz önüne alınarak yayınlanmaktadır. Kaynak göstermeksizin Tamamı veya Bir Kısmının KOPYALANMASI YASAKTIR. yayınlanan bu makale ve eserlerin hak sahipleri herhangibir nedenle telif hakkı idda ederlerse ve bizce uygun görülmesi halinde (gerçeklik esası olması dahilinde) bize lütfen mail atsınlar (ozkan@mail.nu) en kısa sürede eserleriniz sitemizden kaldırlır. © 2008 www.odeveson.blogspot.com